29 Zi'l-ka'de 1438 | 22 Ağustos 2017
Ana Sayfa Günün Haberleri Yazarlar TÜRKİYE POLİTİKA EKONOMİ SPOR DÜNYA SAĞLIK & YAŞAM EĞİTİM BİLİM-TEKNOLOJİ KÜLTÜR-SANAT
MAKALELER
SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-3 FAİZCİLİK
22/06/2015 - 11:22
Mustafa BİLGEN

‘Riba’, artma, çoğalma, şişme, gelişme ve yetişme, ziyade, artma, mübadeleli akitlerde taraflardan birinin hakkı kabul edilen ve akit sırasında şart koşulan karşılıksız fazlalık anlamındadır. ‘Riba’ kelimesi Arapça mastar olup, sözcüğün kökeninde ‘mutlak çoğalma’ anlamı vardır.

Istılahta riba, bir cinsten olan iki bedelden birine yapılan karşılıksız fazlalıktır. Dilimizde buna genellikle ‘fâiz’ denir. Ribâ muamelesi, dinimizin şiddetli yasaklarındandır, büyük günahlara girer. Dinimiz şüpheli şeylerden kaçınmayı mendub saydığı halde faiz şüphesi olan şeylerden kaçmayı vacip kılmıştır.

Riba sözcüğü yerine Türkçe’de daha çok ‘faiz’ terimi kullanılır.  Faiz; taşan, taşkın, dolu, ödünç verilen para için alınan kâr gibi anlamlara gelir. Elmalılı Hamdi Yazır riba ile faizin aynı anlama geldiğini belirtirken şöyle der: ‘Riba; sözlükte, ziyadelenmek, fazlalanmak anlamına mastar olup, faiz dediğimiz özel fazlalığın adı olmuştur.’

Kur’an-ı Kerim, birçok ayette faizin haram olduğunu belirtmiş, müminlere “faiz yemeyin!” uyarısında bulunmuştur. Faizle ilgili birkaç ayetlik uzunca bir bölüm aynen şöyledir: “Faiz yiyenler, kendilerini şeytan çarpmış (birer mecnun)’dan başka bir halde (kabirlerinden) kalkamazlar. Böyle olması da onların: ‘Alım-satım da ancak riba gibidir’ demelerindendir. Halbuki Allah, alış-verişi helal, ribayı haram kılmıştır. (Bundan böyle) kim Rabbinden kendisine bir öğüt gelip de (faizden) vazgeçerse, geçmişi ona ve işi (hakkındaki hüküm) de Allah’a aittir. Kim de tekrar faize dönerse onlar o ateşin yaranıdırlar ki, orada onlar bir daha çıkmamak üzere ebedî kalıcıdırlar.”[1]

Allah (c.c.), ribanın bereketini tamamen giderir. Sadakası verilen malları ise artırır. Allah (c.c.), haramı helal tanımakta ısrar eden çok kâfir, çok günahkâr hiçbir kimseyi sevmez. “Ey iman edenler! Gerçek müminler iseniz Allah’tan korkun, faizden henüz alınmamış olup da kalanı bırakın, almayın! İşte böyle yapmazsanız Allah’a ve peygamberine karşı harbe girmiş olduğunuzu bilin. Eğer (faizciliğe) tevbe ederseniz mallarınızın başları (sermayeleriniz) yine sizindir. Bu suretle ne haksızlık yapmış ne de haksızlığa uğratılmış olursunuz!”[2]

Ribanın ne olduğunu açıklama noktasında tefsirci Taberî, cahiliye adetini anlatır: ‘Cahiliye devrinde kişi bir malı belirlenen bir vade ile satardı. Vade dolunca, borçlu borcunu ödeyemez ise vade uzatılır, borcu da artırılırdı.’ İşte bu artma riba yani faiz idi.

“Rasûlullah (s.a.v.) ribayı yiyeni, yedireni, riba akdini yazanı, sadakaya (zekâta) mani olanı, dövme yapanı, dövme yaptıranı -hastalık sebebiyle olan hariç- hulle yapanı, hulle yaptıranı lanetledi.”[3] Hadiste, ribâ muamelesine bulaşan herkes ilâhî tehdide maruz kılınmıştır. Sadece almak veya vermek değil, bu muameleye kâtiplik, şahitlik yapmak da yasaklanmaktadır.

“İnsanlar öyle bir devre ulaşacak ki, o zamanda ribâ yemeyen kalmayacak. Öyle ki, (doğrudan) yemeyene buharı ulaşacak.” Bir rivayette “...tozu ulaşacak.” Denir.[4]  Ribâ’dan buharın ulaşması, ribâ muamelesine şahitlik, kâtiplik yapmak veya ribâ yoluyla elde edilen kazançtan verilen ziyafetten yemek, böyle bir kazançla satın alınan hediyeyi kabul etmek gibi değişik şekillerde olabileceği belirtilmiştir. Hadis-i şerif bu durumda şu manayı ifade eder: Öyle bir zaman olacak ki, bu devrede kişi, hakikî fâizden kaçınsa bile, dolaylı şekilde gelecek fâiz bulaşmalarından kendini kurtaramayacaktır.

Bu hadisten hareketle muamelâtının esası fâize dayanan banka dahil, bütün benzer müesseseler mevzuunda mümin Müslümanların dikkatli olmaları gerekir. Şu veya bu gerekçelerle, bulaşmak zorunda kalınan veya bulaşmak zorunda kalındığı zannıyla bulaşma şıkkı tercih edilen ‘fâiz’li muamelelere, hiçbir surette kesin bir ifade ile ‘fâiz değildir’ veya ‘câizdir’ diye fetva vermemek gerekir. Fetva, büyük sorumluluk işidir. Daima ihtiyat şıkkını tercih etmek en doğrusudur. Bildiğimiz gibi, İslâm ulemasının ittifakla  benimsediği genel bir prensip mevcuttur: ‘Bir meselede helâl ve haram ihtimali beraberce var ve fakat birini tercihe karine yok ise, ihtiyaten haram olma şıkkı esas alınır. Yani şüpheli şeylerden kaçmak esastır. Bunun içindir ki, fâiz şüphesi olan muamelelerin ‘fâiz olduğunu’ esas alıp, kaçınmaya çalışmalı, kaçınamıyor isek tevbe ve istiğfarı elden bırakmamalıyız. Her durumda ‘haram değil’ diye fetva vermekten kesinlikle kaçınmalıyız, bu ebedî hayatımızı mahvedecek bir hata olur.

Hz Peygamber (s.a.v) faiz ile ilgili şunları ifade etmektedir: “Miraca çıkarıldığım gece yedinci kat sema’da iken başımın üstünde bir takım gök gürültüleri, şimşek ve yıldırım sesleri duydum. Bir de baktığımda bir kısım insanlar gördüm ki ön taraflarında karınları evler gibiydi. Bu geniş karınlarının içinde, yılanlar-çıyanlar vardı. Bunlar dışarıdan görünmekte idi. Cebrail’e sordum: Kimdir bunlar? Dedi ki: Onlar faizcilerdir.[5]

Faizde, alan veren müsavidir.”[6]Yine buyurdular ki: Faizcilik yapanlarla, zekât vermeyenleri cehennem ateşi ile tebşir et.”[7]

Faizhakkındaki hadis-i şerifler şöyledir: “Allah indinde, günah olması bakımından, kişinin aldığı bir kuruş faiz, otuz altı defa zina etmiş olmasından daha kötüdür. Halbuki faizin en kötüsü, Müslüman bir kişinin namus ve haysiyetine dokunmaktadır.”[8]

“Kim ki hakkı örtmek gayesiyle bir zalime yardım ederse, o Allah’ın ve Rasûlü’nün himayesinden uzaktır. Kim bir kuruş faiz yerse, o otuz üç kere zina yapan bir kadın gibidir. Kimin ki eti haram lokma île meydana gelirse, o et ateşe (cehenneme) daha layıktır.”[9]

“Bu ümmetten bir kısım insanlar yerler, içerler, çalarlar, oynarlar, yatarlar, sabahleyin maymun ve domuz suretinde kalkarlar. Muhakkak onlara yerden ve gökten musibet yağacaktır. Öyle ki onlar hakkında insanlar sabahleyin kalkınca şöyle diyecekler: Bu gece filan kişiler yere batmış, bu gece filan kişilerin evleri yere gömülmüş! Hz Lut (a.s.)’un kavminden bazı kabilelerin evleri üzerine alkollü içki içmeleri, erkeklerin ipek elbiseler giymeleri, çalgıcı ve çalgılar edinmeleri, faiz yemeleri, akrabalık bağlarını koparmaları, yüzünden taş yağdığı gibi, onların üzerine de gökten taş gönderilir.”[10]

“Faizin yetmiş iki kapısı vardır. Günah olma bakımından en hafifi kişinin kendi anasıyla münasebette bulunması gibidir. Halbuki muhakkak faizinen ağırı, kişinin kardeşinin ırz ve namusuna taarruz etmesidir.”[11], “Sakının, affedilmeyen günahlardan sakının. Bunlar: Hıyanet etmek, çalmak, faiz yemektir.”[12]

“Dört zümre vardır ki, onları Cennete koymamak Allah Teâlâ üzerine hak olmuştur: Alkollü içki içen, faiz yiyen, haksız yere yetim malı yiyen, Anasına-babasına karşı gelen.”[13]

“Kim selem akdi yaparsa, sakın fazla alma şartı koşmasın. Bir avuç saman bile olsa bu fazlalık ribâdır.”[14] Rasûlullah (s.a.v.) bu hadiste de akdin, antlaşmanın durumu ne olursa olsun ona faiz karıştırılmaması gerektiğini ifade etmektedir.

Bir başka hadislerinde ise: “Müşteri kızıştıran, riba yemiş haindir. Bu iş, batıl bir aldatmadır, helal değildir.”[15]Buyurmaktadır. Müşteri kızıştırarak malın daha fazla bedelle satılmasını sağlamak sûretiyle satın alanın aldanmasına yol açtığı için yasaklanmıştır.

“Ribânın en kötüsü, haksız yere Müslümanın ırzını (mânevî şahsiyetini) rencide etmektir.”[16]Hadis-i şerifte geçtiği üzere, gıybeti kötülemede, onu riba ile mukayese etmek de başka bir inceliktir. Çünkü dinimizde riba en çok kötülenen, kaçınılması hususunda en çok dikkat çekilen, hassasiyet gösterilen bir günahtır. Kur’an-ı Kerim’de, “Ribâ (faiz) yiyen kimselerin kıyamet günü, kabirlerinden şeytan çarpmış kimselerin kalkışı gibi kalkacakları... Allah’ın riba’yı helâl sayan kâfirleri sevmediği” ifade edilir.”[17]

Şu halde, mealini verdiğimiz hadis-i şerif, gıybetin bu pis günahtan daha pis bir  günah olduğunu belirtmektedir. Hadiste Rasûlullah (s.a.v.) ‘ırz’ı, mübalağa kastıyla mal cinsine sokmuş ve ribayı iki çeşit kılmıştır: Bir çeşidi ‘müteârif riba’dır, yani borçludan, malını fazlasıyla almaktır. ‘Müteârif olmayan riba’ ise  kişinin dilini arkadaşının ırzına uzatmasıdır. Hadiste ikinci riba birinciden daha kötü ilan edilmiştir.’

‘Cins ve miktarı bir olan iki şey biri diğeriyle mübadele edildiğinde bir taraf için kabul edilen malın fazlasına riba veya faiz denir.’[18] ‘Ayarları aynı olan 100 gr altını peşin veya vadeli yüz yirmi gr altınla mübadele etmek gibi... Böyle bir işlemde 100 gr altın veren, aynı miktarda altın alma hakkına sahip olur. Burada 100 gr altın anapara (re’sül- mal), 20 gr fazlalık ise riba adını alır.’[19]

 

Câhiliyye devrinde asıl borca ‘re’sül-mal’, ziyadesine ise ‘riba’ adı verilirdi. Bugünkü faiz işlemleri nitelik bakımından cahiliyye devrinin bu âdetinden başka bir şey değildir. Zaman zaman faiz miktarının ve şekillerinin azalması veya çoğalması muamelenin niteliğini değiştirmez. İşte cahili Arap örfünde riba tam anlamıyla günümüzdeki nükudun (nakit paraların) faizi veya nemâsı diye tanımlanan fazlasıdır. Karzdan (ödünç para) başka borçlar da (düyun) tatbiki dahi böyledir. Şüphe yok ki sözlükte bunun en uygun ismi riba, ziyade artık olması gerekir. Buna faiz veya nema tabirinin kullanılması “Alım-satım ancak riba gibidir, diyenler”[20] ayetinin delaletiyle, alım ve satım ve ticarete benzetilerek yanlış bir kullanmadır.’[21]

Bir şeyin nitelikleri değişmedikçe, adının değişmesi, hükmünün değişmesi gerektirmez. Buna göre, Riba’nın hükümleri aynı hukuki özellikleri taşıyan faize de uygulanır. Bu icare akdine, kira akdi demek gibidir ki, her ikisi de aynı anlama gelen sözlerdir.

İslâmiyet toplumla ilgili sosyal ve ekonomik problemleri çözerken tedric (aşamalı) usûlüne uymuştur. Faizcilik, Arapların özellikle yüksek tabakaların yararlandıkları önemli bir kazanç yolu idi. Bunu bir hamlede kaldırmak uygun değildi. Bu yüzden, içkinin yasaklanışında olduğu gibi, ribanın yasaklanışı da belli merhaleler geçirmiştir.

Ebu Hureyre (r.a.)’den, Hz Peygamber (s.a.v.)’in şöyle dediği nakledilmiştir: “Miraç gecesi, karınları evler gibi (büyük) olan bir topluluğun yanına geldim. Onların karınlarında dışarıdan görünen yılanlar vardı. Cebrail (a.s.)’a bunlar kimler olduğunu sorduğumda; Bunlar faiz yiyenlerdir.” Cevabını verdi.[22]

‘Miraç olayı 621 M. Yıllarında Mekke’de vuku bulduğuna göre, faizin ileride yasaklanabileceğine daha o günden işaret edilmiş olmaktadır. Yine Mekke’de inen bir ayette faizin malı arttırmayacağı bildirilmiştir.’[23] Medine’de inen bir ayette ise, ‘Tevrat’ta Yahudilere faizin yasaklandığı, ancak bu yasağa uymadıkları için kendilerine helal kılınan bazı temiz ve güzel şeylerin haram kılındığı belirtmiştir.’[24]

Şu ayette ise kısmî yasaklama getirilmiştir: “Ey İman edenler, ribayı öyle kat kat arttırılmış olarak yemeyin!”[25]  Burada fâhiş ribâ adı verilen mürekkeb (bileşik) faiz kastedilmiştir.

Kur’an- Kerim çoğu ve azı hakkında bir ayırım yapmaksızın ribayı şu ayetlerle mutlak olarak yasaklamıştır: “Allah alış-verişi helal ve faizi ise haram kılmıştır[26]; “Kim de haram olan bu ribayı helal diye yemeye dönerse, içte onlar cehennemliktir, o ateşte ebedî olarak kalacaklardır”[27], “Ey İman edenler! Allah’tan korkun ve (cahiliyette işlediğiniz) faiz hesabından arta kalanı bırakın; eğer gerçek müminler iseniz. Yok, eğer bu faizi terk etmezseniz; Allah’a ve Peygamberine karşı bir harbe girmiş olursunuz. Eğer Ribadan tövbe ederseniz, ama paranız sizindir. Böylece ne zulmetmiş ve ne de zulme uğramış olmazsınız.”[28]

Müfessirlerin çoğuna göre, riba ile ilgili ayetler, Taif’te oturan Beni Sakîf kabilesinin faiz problemleriyle ilgili olarak inmiştir. Bu kabilenin Hz Peygamber (s.a.v.)’le yaptığı Taif anlaşmasında faiz alacak-verecekleri lağvedilmişti. Mekke’deki Muğîre oğulları, Beni Sakif’den Amr b. Umeyroğullarına olan faiz borçlarını ödemeyince, aralarında düşmanlık doğdu. Durum Mekke valisi Attab b. Esîd tarafından Hz Peygamber (s.a.v.)’e yazıldı. Bu soru üzerine riba ayetleri indi ve Hz Muhammed (s.a.v.), valiye ayeti yazdı. Ayrıca hükme razı olurlarsa ne âlâ, aksi halde onlara harp ilan etmesini bildirdi. Bunun üzerine Taifliler faiz istemekten vazgeçtiler.[29] Mekke ve Taif’in fethi 8, Veda Haccı ise 10. Hicret yılında vuku bulmuştur. Hz Peygamber (s.a.v.), veda haccı sırasında Mekke’deki faiz yasağı uygulamasını şu ifadelerle başlatmıştır: “Dikkat ediniz, cahiliyye devrinden kalma faizin hepsi kaldırılmıştır. Kaldırdığım faizin ilki, amcam Abbas b. Abdulmuttalib’in faizidir.”[30]

       İslâm’ın yasakladığı riba iki kısma ayrılır: Nesîe ve fazlalık ribası.

Nesîe Ribası (ribe’n nesîe):Cahiliyye devrinde bilinen ve uygulanan riba çeşidi budur. Bu, satım akdinden veya ödünç (karz) vermekten doğan bir borç için vade durumuna göre eklenen faizdir. Borç vadesine ödenmeyince yeni anlaşmalarla faiz ilave edilir. Kuran- Ker’im’de bu çeşit ribaya işaret edilerek yasak hükmü getirilmiştir: “Ey İman edenler gerçek müminler iseniz Allah’tan korkun, faizden henüz alınmamış olup da kalanı bırakın.”[31]

Fazlalık Ribası (ribe’l- fadl):Bu hadis-i şeriflerde yer alan riba çeşidi olup, mislî tür alınan, misliyle, iki ivazdan (bedelden) birisini diğerinin üzerine ziyadeyle satmaktır. Mesela bir ölçek buğdayı, iki ölçek buğdayla peşin veya vadeli olarak trampa etmek gibi....                            
Ubâde b. Es-Samit’ten Hz. Peygamber (s.a.v.)’in şöyle dediği nakledilmiştir: “Altın altınla, gümüş gümüşle, buğday buğdayla, arpa arpayla, hurma hurmayla ve tuz tuzla misli misline, birbirine eşit ve peşin olarak trampa edilirler. Ama bunların cinsleri ayrı olursa peşin olmak şartıyla, istediğiniz gibi satış yapınız.”[32]  Bu hadisin Tirmizi’deki rivayetinde şu ilave vardır: “Her kim bu şekil mübadelede fazla verir veya alırsa şüphesiz riba yapmış olur.”[33]

İslâm hukukçularının çoğunluğu bu hadiste sayılan altı maddeyi ‘örnek kabilinden’ sayarken, yalnız zahiriler, yasak hükmünün sadece bu altı maddeye ait olduğunu söylemişlerdir. Buna bağlı olarak ribanın illeti de tartışılmıştır.

Hanefilere göre, faizin illeti mislî mallarda cins ve miktar birliğidir. Ölçü ile alınıp satılan şeylerde cins ve ölçü birliği, tartı ile alınıp satılan şeylerde ise cins ve tartı birliği ortak niteliktir. Bu duruma göre faizin hükmü, yalnız hadiste zikredilen altı maddeye değil, ortak özelliğe sahip olan tüm maddelere uygulanır. Bir hadiste şöyle buyurulur: “Faiz ancak altında veya gümüşte yahut ölçü veya tartılan ya da yenilen veya içilen şeylerde cereyan eder.”[34]

Nesîe (veresiye satış) ribasının illeti ise vadedir. Misli olan şeylerin aynı cinsle veya değişik cinsteki şeylerle vadeli mübadelesinde bu çeşit riba gerçekleşir.

Üsâme İbnu Zeyd (r.a.) anlatıyor: ‘Rasûlullah (s.a.v.): “Ribâ veresiyededir.” Buyurdu.[35]

Ancak vadenin bağlayıcı olmadığı karz-ı hasen (güzel ödünç) ve nakit para karşılığı veresiye satışlarla selam akdi, toplumun bu muamelelere ihtiyacı nedeniyle özel nass (ayet hadis) meşru kılınmıştır.

Şafîi hukukçulara göre, altın ve gümüşte riba illeti (para olma) (semenlik) özelliği, hadiste sayılan diğer dört maddede ise illet ‘yiyecek maddesi’ olmalarıdır.

Satıştaki veya ödünç vermedeki faizi iyi anlamak için, Ömer Nesefi’nin Erbain-i Selmani adındaki kitabını okumalıdır.

Ebu Ayyaş’ın anlattığına göre: ‘Sa’d İbnu Ebi Vakkas (r.a.)’a, beyaz buğday mukabilinde kabuksuz arpa satın almanın hükmünü sorar. Sa’d (r.a.) kendisine ‘Hangisi daha kıymetli? Diye sorar. Zeyd: ‘Beyaz buğday’ der. Sa’d onu bu işten men eder ve der ki: ‘Ben Rasûlullah (s.a.v.)’a kuru hurmayı taze hurma mukabilinde satın alma hakkında sorulduğu zaman işitmiştim. Rasûlullah (s.a.v.)  bunu sorana: “Tâze hurma kuruyunca ağırlığını kaybeder mi?” Dedi. Adam ‘evet’ cevabını verince, Rasûlullah (s.a.v.) onu bu işten men etmişti.’[36]

          Faizden Kurtuluş Yolu Helal ve Temiz Kazanç Elde Etmektir.

“Sizden öncekilerden bir adama, canını almak üzere melek gel­di. Adama: Hayır namına bir iş yaptın mı? Diye soruldu. Adam: Bilmiyorum, dedi. ‘iyi düşün’ diye hatırlatıldı. Adam bu sefer: Bir şey bilmiyorum, ama ben dünyada insanlarla alış-veriş yapardım onlara kolaylık gösterirdim, biraz sıkıntı içinde olanların vereceğini bekletirdim, çok zor durumda olanın vereceğini ise bıra­kırdım, diye söyledi. Allah Teâlâ da onu cennetine koydu.” [37]

Yüce Allah, zor durumda olan kimse karşısında sabırlı olun­masını emrederek “Borçlu darda ise eli genişleyene kadar ona mühlet verin!” diye buyurdu. Cahiliye zamanındaki âdetleri yasak­ladı. Onlar, borcun zamanı geldiğinde borçluya: Ya borcunu öder­sin ya da faizini artırırsın’ derlerdi. Hak sahibi borçlunun darda olduğunu bilirse, borcunu istemesi helal olmaz. Eğer ki, darda olduğu hâkim katında kesinlik kazanmamış olsa bile. Darda olanın borcunu bağışlama bekletmekten daha faziletlidir. Darda olanın borcunun bekletilmesi vacib, bağışlanması ise müstehab olmakla birlikte, bu durum ‘farz nafileden üstündür’ hükmünden müstesna tutul­muştur. Dolayısıyla darda olanın borcunun bağışlanması beklet­mekten daha faziletlidir. İmam Ahmed bin Hanbel’in rivayet ettiği şu hadis de darda olanın borcunu bekletme­nin fazileti hakkındadır: “Kim darda olan birinin borcunu bekle­tirse, her gün için ona sadaka yazılır.” Bekleten alacaklı, her gün yeni bir karşılık elde etmektedir.

“Allah Teâlâ faizi noksanlaştırır, sadakaları ise artırır. Nimet kadri bilmeyen hiçbir günahkâra da asla muhabbet etmez.”[38]Yani Allah Teâlâ faiz karışan malın bereketini giderir ve neticede o malı mahveder, sadakası verilen malı da artırır; ahirette de ecrini kat kat verir. Binaenaleyh sahibi hakkında o mal mübarek olur. Faize ısrarla dalan ve hakkı hukuku gözetmeyen günahkârları Allah Teâlâ sevmez.

Hadîs-i şerîfde: “Allah tayyîb (temiz)dir. Ancak tayyîb olanı kabul eder.” Buyrulmuştur. İlim ve hikmet ancak helal lokmadan zuhur eder. Aşk ve kalp rikkati ancak helal lokmadan husule gelir. Yersiz gadab (sinirlenme), haramlara meyil, mübahlara düşkünlük de haram ve şüpheli lokmalardan zuhura gelir. Hülasa olarak, lokma helal ve tayyîb değilse fasit amel zuhura gelir. Cenâb-ı Hak ayet-i celîlede:“Ey Rasûller! Tayyîb şeylerden yiyin ve salih amel işleyin![39] Buyurmuştur.

Rafi’ b. Hadîc (r.a.) babasından naklederek onun şöyle dediğini bildirmektedir: ‘Ya Rasûlallah, en temiz kazanç hangisidir?’ diye sordular. O (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kişinin eliyle kazandığı ve meşru olan her alış-veriş(ten elde ettiği)’dir.”[40]

Temiz ve mutlu bir toplum hayatı, temelde temiz ve helal yollarla elde edilmiş gıdalarla beslenme ile doğrudan ilişkilidir. Bu sebeple de dünyaya yepyeni bir sistem ve yaşayış biçimini getirip yerleştiren ilk Müslümanlar, temiz, en temiz kazancın peşinde idiler. Hz. Peygamber (s.a.v.)’e onu soruyor, temiz ve helal lokmalarla beslenmenin yollarını arıyorlardı.

‘El emeği’nin, en temiz kazanç yollarının başında geldiğini belirten Peygamber Efendimiz, bu beyanlarıyla herkesin bi1fiil ve bizzat çalışmasını, bir sanat veya zanaat sahibi olmasını öğütlemiştir. Meşru olmak kaydıyla her alış-verişten elde edilecek kazancın helal olduğunu belirtmek suretiyle deticareti tavsiye etmiştir.“Allah alış-verişi helal, faizi haram kılmıştır.”[41] âyetine ve “Müslümanı Aldatmama” prensibine sonuna kadar sadık kalarak yapılacak ticaretten elde edilecek kazanç elbette temizdir. Önemli olan bu sınırlara sadakattir.

Hz Peygamber (s.a.v.), Medineli Müslümanlar arasında mümtaz bir yere sahip olan Sa’d b. Muaz (r.a.) ile musafaha yaptı. Ellerinin nasır bağlamış olduğunu fark etti ve bu durumun sebebini sordu. Sa’d b. Muaz (r.a.), ‘evlad ve iyalimi geçindirmek için kazma-kürekle çalışırım’ cevabını verdi. Bunun üzerine Hz Peygamber (s.a.v) Sa’d’ın elini öptü ve“Allahın sevdiği eller!” iltifatında bulundu.[42]

Bu olay o kadar muhteşem ve anlamlı ki, üzerinde herhangi bir yorum yapmaya hiç gerek yok. Zira Hz Peygamber (s.a.v.)’in öpmek suretiyle takdirlerini bilfiil gösterdiği eller, çoluk-çocuğunun rızkını helalinden temin için çalışırken nasır tutan ellerdir. O halde sosyal makam ve mevki ne olursa olsun, herkesin helal kazanç peşinde olması takdir edilmelidir. Faizden ve faiz şüphesinden uzak kalmak için böyle bir yolun tercihi ise, elbette her türlü takdirin üstünde olacaktır. Müslümanların iktisaden güçlü olmaları şarttır. Ancak bunun meşru yollardan elde edilmiş olması da bir başka temel şarttır. Bu iki şarttan ikincisini ihmal etmek asla düşünülmemelidir. Zira böyle bir tutum, inanç adamı olmanın gereğidir. Aksi ise, güçlü olayım derken, yenilgiye davetiye çıkarmak olacaktır. Zira meşru olmayan yollardan meşru ve yüce hedeflere ulaşılamaz.

‘Faizin tozu’na bulaşmak, belki belli ölçüde bir mecburiyet sonucu olmaktadır. Ancak isteyerek ve bilerek faizli muamelelere iltifat etmek, hiç bir gerekçe ile makul gösterilemez. Hattafaizsiz bir ekonomik sistem’ arayışını gündemden çıkarmak gibi bir sonuca vesile olacağı için, ümmet çapında bir sorumluluğu da gerektirecektir. Müslüman sermayenin bu noktayı iyi değerlendirmesi, tercihinitemiz vefaizden arınmış kazanç’tan yana kullanması, kendi kurtuluşu olacağı kadar faiz çarpmış dünya ekonomisinin de yararına olacaktır. Zira dünyaalternatif ekonomik sistemi tanıma fırsatı bulacaktır.[43]

Müslüman kişi, Rasûlullah (s.a.v.)’ın Veda hutbesindeki çağrısına uyarak, faizli ilişkiden sıyrılmak zorundadır. Helal rızkına, kimden geleceğini, hangi Müslüman’ın kesesinden çıkacağını bilmediği haksız bir miktarın girmesine izin vermemelidir. Şeytanın aldatmalarını terk etmelidir. Faizli sistemin dışına çıkma gayretine girmelidir. İlişkide bulunduğu insanları, buna yöneltmelidir. Gariptir ki, Müslüman ülkelerde, faizli yapıyı ayakta tutan da, yine Müslümanların ilişkileri olmaktadır. Demek ki, bizlerde, faizli sisteme hayat ve fırsat verecek bir inanç sapması söz konusu olmuştur. Bir an önce inançlarımızı yeniden inşa etmek zorundayız.

Kendisi doğrudan faizli işlemlerin içinde bulunmayan Müslüman siyasetçinin de bu konuda önemli bir görevi vardır. Çünkü o da, hem faizli sistemden birey olarak etkilenme halindedir ve hem de bu sistemin belki yöneticisi ve uygulayıcısı durumundadır. Belki farkında değil, ama bu böyledir. Her gün cebine bir el uzanıyor ve faizli sistem adına kendisini soyup, faizcinin kasasında serveti biriktiriyor. Müslüman siyasetçi fert olarak buna da razı olmamalıdır. Öyleyse o da, fert olarak faizden kaçınmakla yetinmemeli, sistemi faizsiz ve kendi inanç değerlerince yaşayacağı bir yapıya kavuşturma mücadelesine girmeli ve bunu başarıncaya kadar sürdürmelidir. Müslüman siyasetçi kendi hayatında bunu başaramazsa ömür boyu bunun mücadelesini vermeli, sonraki nesillere de bunu öğretmeli ve onların da bu mücadeleyi sürdürmeleri sağlanmalıdır. Yoksa benim faizli işlemlerle ilgim yok, demek çözüm ve vebalden kurtuluş değildir.

Ne mutlu faizden uzak kalan ve faiz sistemini yeryüzünden kaldırmak için çalışan Müslüman siyasetçilere!


[1]Al-i İmran sûresi, 3/130; Nisa sûresi,4/161; Rum sûresi, 30/39.

[2]Bakarasûresi, 2/275–279.

[3]Nesâî, Zinet, 25.

[4]Ebu Dâvud, Büyû, 3; Nesâî, Büyû, 2; İbnu Mâce, Ticârât, 58.

[5]Mecmeu'z-Zevaid,  Heysemi, IV, 117; İbn Mâce, Ticâre, 58.

[6]İbn Mace, Ticâre, 58; Nesai, Buyu, 2; Ebû Davud, Buyu, 3; Beyhaki, Sünen, V, 275–276.

[7]Müslim, Müsâkât, 105,106; İbn Mâce, Ticâre, 58; Ebü Davud, Buyü, 4; Münâvî, I, 53.

[8]Deylemî, Müsned, 2171.

[9]Mucemu'l-kebir, Taberani, XI, 114.

[10]Müsned, Ahmed b. Hanbel, V, 329,

[11]Mecmeu'z-Zevâid, Heysemi, IV, 117.

[12]Mu’cemu'l-kebir, Taberâni, 60.

[13]Müstedrek, Hâkim, II, 37,

[14]Muvatta, Büyû, 94.

[15]Buhârî, Büyû, 60.

[16]Ebû Davud, Edeb, 40.

[17]Bakara sûresi, 2/275–276.

[18]İbnü’l-Hümam, Fethul- Kadir, V, 277.

[19]Hak Dini, Kuran Dili, Elmalılı, II, 952/953.

[20]Bakarasûresi, 2/275.

[21]Elmalılı, a.g.e. II, 952/953.

[22]İbn Mace, Ticârât, 58; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 353/363.

[23]Rumsûresi, 30/39.

[24]Nisasûresi, 4/160–161.

[25]Âl-i İmransûresi, 3/130.

[26]Bakarasûresi, 2/275.

[27]Bakarasûresi, 2/275.

[28]Bakarasûresi, 2/278–279.

[29]Taberi,  Tefsir, 105; 106; Elmalılı, a.g.e. II, 972.

[30]Müslim, Hac, 147; Ebu Davud, büyü’, 5.

[31]Bakarasûresi, 2/278–279.

[32]Müslim, Müsâkat, 81; Ebu Davud, Büyû’, 18; Ahmed. b. Hanbel, V, 314, 320.

[33]Tirmizi, Büyû’, 23.

[34]Tirmizi, Büyû’, 23.

[35]Buhârî, Büyû 40; Müslim, Büyû 102; Nesâî, Büyû 50.

[36]Tirmizî, Büyû 14; Ebu Dâvud, Büyû 18; Muvatta, Büyû 22; Nesâî, Büyû 36.   

[37]Buharî, Enbiya, 50; Istikrâd, 5.

[38]Bakarasûresi, 2/276.

[39]Mü'minunsûresi, 23/51.

[40]Buhari, Zekât. 15; ibn Mace, Ticârât, 1; Darimî, Büy'ü, 6; Ahmed b. Hanbel, IV. 141.

[41]Bakarasûresi,2/275.

[42]el-Mebsût, İmam Serahsi, 345.

[43]Temiz Kazanç, İ. Lütfi Çakan.

YORUMLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
10/11/2016 - 13:45 Hz PEYGAMBER (s.a.v.)’İN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
25/10/2016 - 09:38 SAİD HALİM PAŞA’NIN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
17/10/2016 - 14:42 KÂTİP ÇELEBİ’NİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
10/10/2016 - 11:58 KOÇİ BEY’İN SİYASETÇİ’YE ÖĞÜTLERİ
04/10/2016 - 12:10 LÜTFİ PAŞA’NIN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
26/09/2016 - 11:26 GELİBOLULU MUSTAFA ÂLΒNİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
20/09/2016 - 12:00 KINALIZADE ALİ EFENDİ’NİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
11/09/2016 - 17:59 SULTAN MURAD HAN’IN ÖĞÜTLERİ
09/09/2016 - 12:12 İBNU HALDUN’UN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
24/07/2016 - 17:55 ŞEYH EDEBALİ’NİN OSMAN GAZİ’YE ÖĞÜTLERİ
19/07/2016 - 14:01 ŞEYH SADİ-İ ŞİRAZΒNİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
15/07/2016 - 14:38 FERİDܒD-DİN ATTAR’IN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ-2
20/06/2016 - 10:32 FERİDܒD-DİN ATTAR’IN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ-1
12/06/2016 - 11:56 YUSUF HAS HACİB’İN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
06/06/2016 - 10:02 NİZAMܒL-MÜLK’ÜN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
30/05/2016 - 13:58 İMAM GAZALΒNİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
23/05/2016 - 15:51 FARABΒNİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
16/05/2016 - 09:07 İMAM MAVERDΒNİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
09/05/2016 - 09:21 HASAN-İ BASRÎ (r.a.)’NİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
02/05/2016 - 09:55 İMAM EBU YUSUF’UN HARUN REŞİD’E ÖĞÜTLERİ
24/04/2016 - 16:06 TURTÛŞÎ’NİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
18/04/2016 - 09:54 ÖMER B. ABDU’L-AZİZ’İN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
11/04/2016 - 14:43 Hz ALİ’NİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
01/04/2016 - 09:41 Hz OSMAN (r.a.)’IN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
21/03/2016 - 15:34 Hz ÖMER (r.a.)’in SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
14/03/2016 - 14:55 Hz EBU BEKİR (r.a.)’İN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
09/03/2016 - 11:14 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-39 ZULÜM
29/02/2016 - 10:36 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-38 ZİNA YOLUYLA KAZANÇ
22/02/2016 - 12:12 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-37 ZİLLET
15/02/2016 - 11:56 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-36 YETİM MALI YEMEK
08/02/2016 - 12:00 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-35 YALANCILIK
01/02/2016 - 16:52 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-34 YALAN YEMİN
25/01/2016 - 12:47 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-33 VAKIF VE DEVLET MALI YEMEK
18/01/2016 - 10:32 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-32 TÛL-İ EMEL
11/01/2016 - 15:54 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-31 İFTİHAR-TEFAHUR
28/12/2015 - 10:19 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-29 RÜŞVET-2
21/12/2015 - 11:23 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-28 RÜŞVET-1
14/12/2015 - 00:18 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-27 RIZIK TAKSİMİNE RAZI OLMAMAK
07/12/2015 - 10:24 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-26 RİYA
04/12/2015 - 13:09 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-25 NİFAK
23/11/2015 - 11:59 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-24 NEFRET
16/11/2015 - 03:19 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-23 KUMAR
09/11/2015 - 11:46 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-22 KORKAKLIK
06/11/2015 - 07:23 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-21 SADECE KENDİNİ DÜŞÜNMEK
26/10/2015 - 09:30 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-20 KATL (ADAM ÖLDÜRMEK)
20/10/2015 - 11:06 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-19 KALPAZANLIK
12/10/2015 - 01:17 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR - 18 İSYAN
05/10/2015 - 13:01 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-17 İSRAF
28/09/2015 - 10:06 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-16 İFTİRA
21/09/2015 - 10:12 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-15 HULF
14/09/2015 - 10:10 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-14 HUKUKA RİAYETSİZLİK
07/09/2015 - 09:18 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-13 HIYANET
31/08/2015 - 10:03 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-12 HIRSIZLIK
25/08/2015 - 12:11 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-11 HIRS
17/08/2015 - 11:02 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-10 HİLE
10/08/2015 - 11:21 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-9 HASED
31/07/2015 - 09:27 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-8 HAKSIZ MAL EDİNMEK
27/07/2015 - 01:54 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-8 HAKSIZ MAL EDİNMEK
24/07/2015 - 03:21 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-7 GEVŞEKLİK
13/07/2015 - 12:03 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-6 GASP
06/07/2015 - 12:50 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-5 GAFLET
29/06/2015 - 11:29 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-4 GADR
22/06/2015 - 11:22 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-3 FAİZCİLİK
15/06/2015 - 01:43 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-2 ALDATMA (GABN)
09/06/2015 - 12:38 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-1 ADAVET
01/06/2015 - 08:07 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-30 ZİYAFET
25/05/2015 - 10:36 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-29 YÜSR (TEYSİR)
18/05/2015 - 12:22 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-28 VADİNDE DURMAK
11/05/2015 - 11:20 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-27 ÜLFET (İyi Geçinmek)
04/05/2015 - 12:49 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-26 TEVEKKÜL
27/04/2015 - 10:53 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-25 TEDBİR
20/04/2015 - 12:06 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-24 TEAVÜN (Yardımlaşma)
13/04/2015 - 11:41 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-23 ŞÜKÜR
09/04/2015 - 12:19 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-22 SEBAT
30/03/2015 - 11:43 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-21 SADAKA
23/03/2015 - 02:17 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-20 SABIR
16/03/2015 - 09:10 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-19 MUHASEBE
9/03/2015 - 00:05 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-18 KESB
03/03/2015 - 13:20 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-17 KANAAT
16/02/2015 - 09:58 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-15 İTİMAT
09/02/2015 - 10:20 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-15 İSTİŞARE
03/02/2015 - 10:45 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-14 İNFAK
26/01/2015 - 13:04 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-13 İKTİSAD
22/01/2015 - 10:41 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-12 İHTİYAT
12/01/2015 - 01:43 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-11 İHSAN
05/01/2015 - 00:04 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-10 HAMD
29/12/2014 - 11:31 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-9 GAYRET
22/12/2014 - 11:55 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-8 FÜTÜVVET
15/12/2014 - 02:26 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-7 FİRASET
08/12/2014 - 11:44 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-6 EMANET
01/12/2014 - 10:32 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-5 DOĞRULUK (SIDK)
23/11/2014 - 23:47 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-4 CÖMERTLİK
17/11/2014 - 01:02 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-3 CESARET
10/11/2014 - 11:26 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-2 BASİRET
03/11/2014 - 01:41 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-1 ADALET
23/10/2014 - 10:54 Hz HÜSEYİN (r.a.)’İN SİYASÎ KİŞİLİĞİ
16/10/2014 - 12:52 Hz ALİ (R.A.)’NİN SİYASÎ KİŞİLİĞİ
08/10/2014 - 10:39 Hz OSMAN (R.A.)’IN SİYASÎ KİŞİLİĞİ
29/09/2014 - 09:53 Hz ÖMER (r.a.)’İN SİYASÎ KİŞİLİĞİ
21/09/2014 - 00:32 HZ. EBU BEKİR (R.A.)’in SİYASÎ KİŞİLİĞİ
15/09/2014 - 12:29 Hz PEYGAMBER (S.A.V.)’İN SİYASÎ KİŞİLİĞİ-2
08/09/2014 - 01:49 HZ. PEYGAMBER (S.A.V.)’İN SİYASÎ KİŞİLİĞİ-1
01/09/2014 - 12:17 İSLÂM’DA SİYASET-6
23/08/2014 - 13:00 İSLÂM’DA SİYASET-5
04/08/2014 - 09:28 İSLÂM’DA SİYASET-4
30/07/2014 - 11:13 İSLÂM’DA SİYASET-3
21/07/2014 - 10:28 İSLÂM’DA SİYASET-2
14/07/2014 - 10:52 İSLÂM’DA SİYASET-1
07/07/2014 - 09:47 İSLÂM BİRLİĞİNE ÇAĞRI-4
30/06/2014 - 09:57 İSLÂM BİRLİĞİNE ÇAĞRI-3
23/06/2014 - 09:13 İSLÂM BİRLİĞİNE ÇAĞRI-2
16/06/2014 - 11:29 İSLÂM BİRLİĞİNE ÇAĞRI-1
09/06/2014 - 09:47 İSLÂM BİRLİĞİ TEŞKİLATI ANA SÖZLEŞMESİ-4
02/06/2014 - 02:19 İSLÂM BİRLİĞİ TEŞKİLATI ANA SÖZLEŞMESİ-3
26/05/2014 - 09:07 İSLÂM BİRLİĞİ TEŞKİLATI ANA SÖZLEŞMESİ-2
19/05/2014 - 11:58 İSLÂM BİRLİĞİ TEŞKİLATI ANA SÖZLEŞMESİ
12/05/2014 - 10:44 İSLÂM BİRLİĞİ TEŞKİLATI NASIL KURULACAK?
05/05/2014 - 12:20 İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLÂTI(ESKİ İKÖ)
28/04/2014 - 00:54 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-8 MÜSLÜMAN TOPLULUKLAR-3
21/04/2014 - 12:53 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-7 MÜSLÜMAN TOPLULUKLAR-2
14/04/2014 - 09:49 BÜGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-6 MÜSLÜMAN TOPLULUKLAR-1
07/04/2014 - 10:48 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-5 GERİ KALMIŞLIK
31/03/2014 - 11:53 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-4 NÜFUS ARTIŞI
24/03/2014 - 11:18 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-3 EKONOMİK SORUNLAR
17/03/2014 - 11:52 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-2
10/03/2014 - 10:30 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-1
03/03/2014 - 08:22 ULUSLARARASI BİRLİKLER-10 GÜNEYDOĞU ASYA ÜLKELERİ BİRLİĞİ (ASEAN)
24/02/2014 - 09:42 ULUSLARARASI BİRLİKLER-9 VARŞOVA PAKTI
17/02/2014 - 09:31 ULUSLARARASI BİRLİKLER-8 SSCB ve AVRASYA BİRLİĞİ
10/02/2014 - 07:38 ULUSLARARASI BİRLİKLER-7 D-8 GELİŞEN 8 ÜLKE
02/02/2014 - 19:28 ULUSLARARASI BİRLİKLER-6 CENTO ve BAĞDAT PAKTI
27/01/2014 - 07:58 ULUSLARARASI BİRLİKLER-5 AFRİKA BİRLİĞİ
23/01/2014 - 00:17 ULUSLARARASI BİRLİKLER-4 ARAP BİRLİĞİ
13/01/2014 - 07:25 ULUSLARARASI BİRLİKLER-3 NATO
07/01/2014 - 07:09 ULUSLARARASI BİRLİKLER-2 AVRUPA BİRLİĞİ (AB)
30/12/2013 - 07:19 ULUSLARARASI BİRLİKLER-1 BİRLEŞMİŞ MİLLETLER (BM)
23/12/2013 - 08:08 İSLÂM BİRLİĞİ ve ULUSLAR ARASI BİRLİKLER
16/12/2013 - 08:48 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-7 AŞIRI MİLLİYETÇİLİK
10/12/2013 - 09:56 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-6 FAŞİZM VE IRKÇILIK
02/12/2013 - 08:07 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-5 KOMÜNİZM
25/11/2013 - 09:12 İSLAM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-4 BATI EMPERYALİZMİ
22/11/2013 - 10:05 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-3 SİYONİZM-3
20/11/2013 - 11:53 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN FAKTÖRLER-2 SİYONİZM-2
04/11/2013 - 10:10 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-1 SİYONİZM-1
28/10/2013 - 07:11 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER
20/10/2013 - 18:05 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-28 KUDÜS KONGRESİ (1931)
15/10/2013 - 20:29 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-27 NECMETTİN ERBAKAN ve D-8
07/10/2013 - 07:36 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-26 BEDİUZZAMAN SAİD NURSÎ
30/09/2013 - 06:05 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-25 ABDURREŞİD İBRAHİM
23/09/2013 - 06:31 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-24 MÜSLÜMAN KARDEŞLER TEŞKİLATI-2
16/09/2013 - 06:47 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-23 MÜSLÜMAN KARDEŞLER TEŞKİLATI-1
10/09/2013 - 06:55 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-21 II. ABDULHAMİD-2
02/09/2013 - 07:36 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-21 II. ABDULHAMİD-1
25/08/2013 - 22:57 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-20 KANUNî SULTAN SÜLEYMAN
20/08/2013 - 06:06 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-19 İDRİS-İ BİTLİSÎ
12/08/2013 - 07:09 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-18 YAVUZ SULTAN SELİM
05/08/2013 - 06:38 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-17 FATİH SULTAN MEHMED
29/07/2013 - 06:24 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-16 OSMAN GAZİ
22/07/2013 - 00:21 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-15 OSMANLILAR DÖNEMİ
15/07/2013 - 08:07 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-14 SELÇUKLULAR DÖNEMİ-2
08/07/2013 - 10:47 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-13 SELÇUKLULAR DÖNEMİ-1
01/07/2013 - 09:32 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-12 SELAHADDİN EYYUBÎ
24/06/2013 - 09:28 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-11 ABBASİLER DÖNEMİ-2
17/06/2013 - 09:35 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-10 ABBASİLER DÖNEMİ-1
10/06/2013 - 09:27 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-9 EMEVİLER DÖNEMİ-2
03/06/2013 - 10:04 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-8 EMEVİLER DÖNEMİ-1
29/05/2013 - 07:11 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-7 Hz ALİ (r.a.) DÖNEMİ
26/05/2013 - 09:37 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-6 Hz OSMAN (r.a.) DÖNEMİ
13/05/2013 - 10:30 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-5 Hz ÖMER (r.a.) DÖNEMİ
06/05/2013 - 11:41 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-4 Hz EBU BEKİR DÖNEMİ
29/04/2013 - 09:25 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-3 MEDİNE DÖNEMİ
22/04/2013 - 02:26 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-2 HİCRET
15/04/2013 - 07:02 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-1 MEKKE DÖNEMİ
08/04/2013 - 08:00 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-16 NEFSE UYMAK
01/04/2013 - 09:29 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-15 HAYATI DEĞERLİ GÖRMEK
25/03/2013 - 10:40 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-14 HEVA’YA UYMAK
18/03/2013 - 10:17 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-13 GEVŞEKLİK
11/03/2013 - 09:58 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-12 TÛL-İ EMEL
04/03/2013 - 14:19 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-11 TEMBELLİK
25/02/2013 - 10:03 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-10 CEHALET
18/02/2013 - 09:16 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-9 KORKAKLIK
11/02/2013 - 00:51 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-7 ZİLLET
04/02/2013 - 09:36 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-8 İHANET (Hıyanet)
28/01/2013 - 09:19 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-6 REHAVET
21/01/2013 - 01:08 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-5 GAFLET
14/01/2013 - 08:01 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-4 YEİS
06/01/2013 - 02:49 İslam Birliğini Engelleyen Hastalıklar-3 Adavet
30/12/2012 - 02:14 İslam Birliğini Engelleyen Hastalıklar-2 Başkanlık Sevgisi
24/12/2012 - 00:26 İSLAM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR 1 TEFRİKA
17/12/2012 - 08:10 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 14 Bey'at (Biat)
11/12/2012 - 07:17 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 13 Hamiyyet
03/12/2012 - 08:09 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 12 Müsalemet
26/11/2012 - 08:32 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 11 Muavenet
19/11/2012 - 00:38 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 10
12/11/2012 - 08:05 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 9 Cesaret
05/11/2012 - 08:21 İslâm Birliğinin Temel Esasları-8 Sadakat
30/10/2012 - 00:05 İslâm BirliğininTemel Esasları-7 Uhuvvet
21/10/2012 - 11:08 İslâm Birliğinin Temel Esasları 6 - Ümmet Bilinci
15/10/2012 - 08:23 İslâm Birliğinin Temel Esasları-5 Adalet
08/10/2012 - 10:50 İslam Birliğinin Hedefleri 4 - Hürriyet
01/10/2012 - 09:51 İslam Birliğinin Temel Esasları - 3 Şûra
24/09/2012 - 00:53 İslam Birliğinin Temel Esasları 2 - İttihad
22/09/2012 - 01:22 İslâm Birliğinin Temel Esasları 1 - İtikad
16/09/2012 - 23:48 İslam Birliğinin Hedefleri 7 - Sömürünün Ortadan Kaldırılması
08/09/2012 - 01:14 İslâm Birliğinin Hedefleri 6 - İslâm Medeniyetinin Yeniden Kurulması
03/09/2012 - 12:50 İslam Birliğinin Hedefleri 5
27/08/2012 - 15:07 İslam Birliğinin Hedefleri 4 - Ekonomik Güçlenme
23/08/2012 - 12:31 İSLÂM BİRLİĞİNİN HEDEFLERİ-3 (Manevî Kalkınmanın Gerçekleştirilmesi)
13/08/2012 - 10:19 İSLÂM BİRLİĞİNİN HEDEFLERİ-2 Maddî Kalkınma ve Refahın Yaygınlaştırılması
06/08/2012 - 12:26 İslam Birliği'nin Hedefleri 1 Temel Hak ve Özgürlüklerin Sağlanması
30/07/2012 - 10:32 İslam Birliğinin İtikadi Ve Siyasi Temelleri
23/07/2012 - 13:59 İSLÂM BİRLİĞİNİN FAZİLETİ
18/07/2012 - 14:41 Dünya İslam Birliğine Muhtaçtır
09/07/2012 - 16:27 İslam Birlği İzzet kazandırır
02/07/2012 - 09:45 İslam Birliği'nin Amacı
25/06/2012 - 12:19 İSLÂM BİRLİĞİ HER MÜSLÜMAN’IN GÖREVİDİR
18/06/2012 - 09:18 İslam Birliğinin Hükmü
11/06/2012 - 10:51 İslam Birliği Yüce Bir İdealdir
04/06/2012 - 14:04 İslam Birliği Nedir?
29/05/2012 - 11:56 İslam Birliği İnanç Birliğidir
21/05/2012 - 12:58 Selamı Yayınız
14/05/2012 - 12:31 İslam Birliği Acil Bir İhtiyaçtır
 
Sancar Paşa’ya vefasızlık
Amerika'ya ait insansız hava aracı Adana'ya düştü
Emre Belözoğlu, Milli Takım'a geri dönüyor mu?
Dursun Özbek'ten Arda Turan ve Selçuk İnan açıklaması
ABD'den Kuzey Kore'ye: Çok hızlı bir şekilde savaşa dönüşür
Resmen alay ediyor!
Sanayi hamleleri devrim niteliğindeydi
Emniyet Genel Müdürlüğü: Bülent Tezcan bize sorsaydı bilgi verirdik
“GDO’lu yem” korkutuyor
EN ÇOK
Yazarlar
Atilla MEHDİGİL
Çocuklar Rasulullah’ın Ahlakı üzere yetiştirilmeli
Mustafa KAYA
Siyasetin Dili
İshak BEYAZAY
H.A.A.R.P Projesi ve GDO’lu tohum-2
Feyzullah AYDOĞAN
Öğretmen atamalarında hakkaniyet ve liyakat yerine siyaset iddiası
Ekrem ŞAMA
Tarihten bir gaflet rekoru
Mustafa İŞCAN
Yeni aylıklar istediğiniz banka ve PTT’ye gönderilecek
Hayati OTYAKMAZ
ZAFERLERİMİZ VE VATAN SEVGİSİ
Şeref KAÇMAZ
NORM-ALLEŞ(m)İ – YORUM
Alıntı Yazılar
Mehmet Şevket EYGİ
Türkiye ve Japonya
Ali Haydar HAKSAL
Siyaset Düşünce Üretmiyor Tüketiyor
Abdullah AKÇAY
Düşünmek herkese iyi gelecek !..
Prof. Dr. Mehmet Seyfettin EROL
Mattis Ziyareti Öncesi ABD Yalanları ve Aba Altındaki Sopa!
Zeki CEYHAN
Doğru aklım çalışmıyor!
Mevlüt ÖZCAN
Tek çaremiz Müslümanca yaşamak
Mahmut TOPTAŞ
Boyaya değil boyacıya
Prof.Dr.Ata ATUN
Kıbrıs konusu boyut değiştiriyor
Prof. Dr. Burhanettin Can
FETÖ ile Mücadelede Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar-2:
İsmail Hakkı AKKİRAZ
16. kuruluş yılında Ak Parti
Mustafa YILDIRIM
Öğrencilere sahip çıkamayacak mıyız?
Burak KILLIOĞLU
Yorgun…
Şakir TARIM
Bilgiçlik taslayan medya gevezeleri
İsmail KILLIOĞLU
Şeytani Saçmalık Ve İblisce Cehalet
İbrahim VELİ
Atalet Ve Kalkışma
Abdülkadir ÖZKAN
Polemik siyaseti ile gerçek gündem gizleniyor
 
Ana Sayfa Günün Haberleri Yazarlar TÜRKİYE POLİTİKA EKONOMİ SPOR DÜNYA SAĞLIK & YAŞAM EĞİTİM BİLİM-TEKNOLOJİ KÜLTÜR-SANAT
Copyright © 2011 TV 5 HABER
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz