Yine bir bahardı, yine bir Mayıs ayındaydık... Akdeniz'in suları henüz ısınmamıştı. Cebeli Tarık sisler arasında bir kaybolup bir görünüyor, tarihten bugüne düşen bir gölge benzeri, Endülüs'ün işaret taşı gibi yükseliyor...
Gırnata, Endülüs'ün yaylası olsa da gölge vermeyen nar ağaçlarının yeşilliğinde hala pırıl pırıl...

Elhamra hala gözleri kamaştırıyor. Elhamra'nın yaldızı derinlerinden yükselen çığlıkları, acıları da kapatıyor sanki. Oryantal bir tat veriyor Batılı gezginlere, nostaljik bir avuntuya dönüşüyor Ortadoğulu yanımıza.
Gırnata'yı geride bırakıp Alpujarra bölgesinin karlı yamaçlarına doğru yol alıyoruz. Çamlar gittikçe uzuyor, yeşillik daha da koyulaşıyor. Yükseklerden eriyerek akan kar suları yol boyu şırıltılarla akıyor.
Tabiat tüm güzelliği ile önümüzde... Alpujarra ayaklanmasının izlerini sürmek için yokuşa akan suların peşindeyim. Birden arabayı kenara çekip atlıyorum... buz gibi akan kar sularıyla abdest alıyorum... ve isyanın rüzgarlarının estiği Endülüs toprağında namaz kılıyorum. 

Sanki 1569 yılına gitmiş gibiyim. Gırnata'nın düşüşünden çok zaman sonra esen başka bir Endülüs soluğunu, özgürlük rüzgarını içime ancak böyle çekebilirdim.

Görkemli karlı dağları aşıp Alpujarra isyanının kalbine doğru kıvrım kıvrım yol alarak ilerliyoruz. İşte büyük isyanın ateşlendiği köydeyiz... Beyaz badanalı, çoğunluk tek katlı evleriyle görünüşte tipik bir İspanyol köyü... Sırtını vadiye yaslamış beyaz kartal gibi duruyor... Daha sonra gideceğim, Endülüs'ün babası Blas Infante'nin doğduğu Malaga yakınlarındaki dağ köyünde de benzer duyguya kapılmıştım... Moriskolardan üç yüzyıl sonra kimliğinin peşinde koşan özgürlük savaşçısının köyü de bir yanıyla şirin bembeyaz bir köy... Bir yanıyla sessiz çığlıkların biriktiği Endülüs'ün feryadı...

Alpujarra isyanı, etkisi bugünlere kadar yansıyan Morisko isyanları içinde en önemli olanı... Uzun süren bu isyan başladığında İspanyollar Avrupa'nın en büyük imparatorluğuna sahipti. Amerika'da kurulmaya başlayan kolonilerden gelen altınla zenginleşen devlet, Kutsal Roma İmparatorluğunun varisi olma iddiasında.

İsyanın başladığı köyün daha girişinde bir tabela dikkat çekiyor: Aben Humeyye lokantası. Aben Humeyye isminin sıklıkla karşımıza çıkması doğrusu beni şaşırtıyor. İspanyolların üç yıl süren bir isyanın liderinin ismini rahatça kullanabilmeleri nasıl açıklanabilir?

Her şeyin ekonomik değeri kadar anlam kazandığı bir çağda tarihin bu en hüzünlü isyanının turistik bir pazarlamaya dönüşmesi mi? Yoksa nasıl olsa bastırdıkları bir isyanın artık tehlike olmaktan çıkmasının bir göstergesi olarak mı okunmalı? İspanyol kimliği, modern öncesi “ötekisi" olan Moriskoları bastırarak oluşurken gizli korkularını gerçekten yenebildi mi? Bundan hiç de emin değilim.

Girdiğimiz tenha bir kafede tezgahtarla sohbet açarken ben Aben Humeyye hakkında ne bildiğini soruyorum. “Bir zamanlar Müslümanmış, sonra Hristiyanlığı kabul etmiş ama ardından isyan etmiş" diye cevap veriyor. Endülüslü Müslümanların, Gırnata'nın düştükten sonra, engizisyon kararıyla din değiştirmeye zorlandıklarını, ana dillerini bile konuşmalarının yasaklandığını nereden bilebilirdi ki... Sonunda zorla değiştirilen isimlerinin yerine Müslüman ismi alarak isyan ettikleri bu dağlarda, biat ettikleri liderlerinin gerçek ismini bilemezdi...

Köyde dolaşırken kilisenin çan kulesi dikkat çekiyor. “Bir zamanlar minare idim" diyor adeta. Sevilla'daki Giralda'nın mütevazı bir kopyası sanki. Küçük bir operasyonla çan kulesine çevrilmiş.
Kilisenin bir kaç sokak yakınında bir bina... İlk bakışta sıradan, iki katlı, beyaz badanalı bir ev. Kapısındaki küçük levha tarihin sislerinden kalan bir ayrıntıyı hatırlatarak sarsıyor: “Moriskoların özgürlük mücadelesini başlatan isyan kararı bu evde alınmıştır. 
Endülüs İslam Cemaati" 

Osmanlı'nın İnebahtı Savaşı ile bu evde alınan yenilginin ilişkisinden habersiz hafızamızı acıtan sancılı bir isyanın peşindeydim. Üç yıl süren büyük isyan zorlukla bastırılacak, daha sonra başka isyanlar olsa da artçı etkiden ileri geçemeyecekti. Ve nihayet 1610'da bir milyona yakın insan sürülecekti.

Alpujarra isyanının merkezinde yer alan yakın köylerin her birinde isyanın hatıraları hala duruyor. İlk çatışmanın çıktığı yerler, basılan Noel ayinin yapıldığı kilise, İsyanın bastırılmasıyla kılıçtan geçirilen ailelerin sığındığı mağaralar, Osmanlı yeniçerilerinin isyan bölgesindeki faaliyetleri... Elhamra nostaljisinde unutulan, Gırnata düştükten sonra içten içe yanan Endülüs ateşi...
Tüm mesele Gırnata'nın görkeminde gözleri kamaşanların, nar ağacının gölgeleyemediği tarihin acılarına nazar edebilmesinde...