30 Şaban 1438 | 26 Mayıs 2017
Ana Sayfa Günün Haberleri Yazarlar TÜRKİYE POLİTİKA EKONOMİ SPOR DÜNYA SAĞLIK & YAŞAM EĞİTİM BİLİM-TEKNOLOJİ KÜLTÜR-SANAT
MAKALELER
SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-17 KANAAT
03/03/2015 - 13:20
Mustafa BİLGEN

 

 

‘Kanaat’, Allah (c.c.) tarafından dünya nimeti olarak kendisine nasip edilene razı olma, elinde bulunan ile yetinme, açgözlü ve ihtiraslı olmamak demektir.

 

İnsan, nefis taşıdığı için çok şeye sahip olmak ister. Hırs (aşırı istek) sahibidir. Mal yönünden doyumsuz arzuları vardır. Bir nimete kavuştuğu zaman bir başkasına da sahip olma arzusu duyar. Bütün bir ömrü, mal ve dünyalık peşinde geçirir.

İnsana, dünya ve dünyanın içerisindeki şeyler süslü gösterilmiştir. İnsanda onlara karşı bir eğilim, bir arzu ve istek yaratılmıştır. Bütün insanlar hayatlarını devam ettirebilmek için çalışmak, eşyaya ve dünyalıklara sahip olmak durumundadırlar.

Hayat ve vücut, insana dünyada verilen bir emanettir. Kişi bedenine onun ihtiyacı olan gıdaları vermeyerek eziyet edemeyeceği gibi kendi eliyle de intihar ederek hayatına son veremez.

Hayatın devamı için, yemek, içmek,  giyinmek, barınmak ve bazı aletleri kullanmak zorunludur. Eğer insanda dünya varlıklarına karşı arzu olmasaydı, en gerekli ihtiyaçlarını karşılamakta bile tembellik gösterebilirdi.

Bazı kişilerin de hayatta sorumlulukları daha çoktur. Babalar ve anneler çocuklarının bakımından, beslenme ve eğitimlerinden sorumludurlar.

İnsanlar yeri gelince büyüklerinin, yakınlarının bakımını da üslenmek zorunda kalabilirler. Dünya nimetlerine ve varlıklarına sahip olmazlarsa, bu görevlerini nasıl yerine getirebilirler?

İslâm’a göre zekât vermek, sadaka vermek, hacca gitmek, kurban kesmek, infak etmek yani Allah (c.c.) yolunda harcama yapmak en büyük ve en önemli malî ibadetlerdendir. Parası ve mal varlığı olmayan bu ibadeti nasıl yapabilir?

İnsanda kazanma, sahip olma, elde etme arzuları olmasa bütün bunları yapamaz. O zaman insan hayatında dengesizlik ve sıkıntı başlar.

Ancak İslâm, aşırı isteklere, doymaz iştahlara, sınır tanımaz hırslara ve tamahlara (açgözlülüğe) da iyi bakmamaktadır. İnsandaki bu isteklerin ve arzuların ölçülü olarak sınırlandırılması esastır. Alabildiğine başıboş bırakılmış nefis, sahibinden her şey ister, helal haram tanımaz. Fakat Allah (c.c.) yolunda infak ettirmez.

İslâm her konuda olduğu gibi bu konuda da bir denge getirmektedir.

Dünya nimetleri insan için yaratılmış ve ona dünya nimetleri sevdirilmiştir.[1]

Ama aynı ayette dünya hayatının geçici (fani) olduğu, asıl barınacak yerin ise Allah (c.c.)’ın yanında olduğu hatırlatılıyor. Başka ayetlerde sık sık dünya hayatının faniliğine dikkat çekilerek, insanın bu geçici dünya hayatına ve onun küçük zevklerine aldanıp da Allah (c.c.)’ını unutmaması gerektiği hatırlatılıyor:

Dünya hayatı bir oyundan bir eğlenceden başka bir şey değildir. Ahiret hayatı ise (sonsuz olan) gerçek hayattır. Keşke insanlar (bu gerçeği) bilselerdi.[2]

Demek ki insan, dünya nimetlerini isteyebilir, hatta zengin olmayı bile arzu edebilir, zengin de olabilir. Ancak bunlara bağlı kalmamak, bunların peşinde hayatı geçirmemek, hayatın eksenine eşya tutkusunu koymamak, kendisini mal ve eşyanın tutsağı yapmamak, ya da eşyayı putlaştırmamak şarttır.

İşte bu noktada ‘Kanaat’ dediğimiz güzel ahlâk davranışı karşımıza çıkıyor. Kanaat, dünya varlıkları karşısında dengeli bir tavrı ifade eder. Ne aşırı aç gözlü olmak, ne de aşırı israfçı. En güzeli ikisinin ortası dengeli ve güzel bir tavırdır.

                                Zenginlik Kaynağı Olarak Kanaat

Kişinin, dünya varlıklarından kendi payına düşene razı olup, hırs ve tamah ile bütün zamanlarını harcamaması gerekir. Çünkü hırs ve tamah insanı doyumsuz, aşırı cimri, aç gözlü, kıskanç, huzursuz eder. Hatta bu iki kötü huy kişiyi, fazla mala sahip olma yolunda haksızlığa, zulme ve hak yemeye bile götürebilir ki böylece başka kötü huylara düşülür.

Müslüman zengin olmayı isteyebilir, zengin olmaya çalışabilir; ancak bunun yanında kanaatkâr olmayı da istemelidir.

Kanaatkâr olmayan insanlar hiçbir zaman zengin olamazlar. Yani malları çok olsa bile gözleri doymaz, ruhları doymaz ve kalpleri tatmin olmaz. Bir ömür boyu huzursuz ve mutsuz yaşar ve ölürler. Bunu Peygamberimiz (s.a.v.) ne güzel ifade buyuruyor:

    “Zenginlik mal çokluğu ile değildir. Aksine zenginlik göz tokluğuyladır.”[3]

 Şu öğüt insan için, özellikle eşya ve lüks delisi olan insanlar için ne kadar gereklidir:

Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor: ‘Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki,“Sizden biri, mal ve yaratılış bakımından üstün olana bakmak isteyince, bakışını bir de kendisinden aşağıda olana çevirsin. Böyle yapmak, Allah’ın üzerinizdeki nimeti küçük görmemeniz için gereklidir.”[4]

Bu hadisin sonunda şu ilave de yer almaktadır:

Abdullah b. Utbe (r.a.) dedi ki: ‘Ben zenginlerle düşüp kalkıyordum. O zaman zenginlik için benden daha heveslisi yoktu. Bir binek görsem onu benimkinden daha iyi görürdüm. Bir elbiseye baksam, benimkinden daha iyi olduğunu zannederdim. Ne zaman ki bu hadisi işittim, fakirlerle arkadaşlık kurdum ve rahat ettim.’

Yürekleri daha yüce, daha lezzetli ve daha kalıcı gıdalar doyurmadıkça, gözler aç kalmaya, iştahlar başıboş olmaya devam ederler. İmanın egemen olmadığı hangi gıda insanı doyurabilir? İmanın yön vermediği nefsi, hangi zenginlik tatmin edebilir?            

İmandan ve onun eseri takvadan daha doyurucu bir azık olabilir mi? Ebedi lezzet hasretinden yoksun olan gönüller, teselliyi fani lezzetlerde ararlar. Onunla da doymaları mümkün değildir.

Bütün sevgilerin ve tazimlerin kendisine bağlı olduğu Allah (c.c.) sevgisi, O’nu hatırlamak, yüreklerin ana gıdasıdır. Bu gıdadan yoksul kalan, kendisini sonu gelmez fakirliğe, doymaz bir iştaha ve aç gözlüğe düşürür. O ulvi sevgiden uzaklaşan merhamet duygusundan, bölüşme erdemliğinden, infak ahlâkından da uzaklaşır. Çünkü Allah (c.c.) sevgisiyle doymayan yürekler, her şeye karşı aç olurlar. Kur’an şöyle buyuruyor:“Rızkı dilediğine bolca veren ve dilediğine kısan Allah’tır. Hal böyleyken dünya hayatıyla sevinirler, oysa ahiret hayatı yanında dünya hayatı yalnızca geçici bir doyumdan, bir avunmadan ibarettir.”

Peygamberin getirdiği mesajın doğruluğunu inkâr edenler, ‘Ona Rabbinden mucizevî bir alamet indirilmeli değil miydi?’ diyorlar.

Sen de şöyle söyle: “Bilin ki, (sapmayı) dileyeni saptıran da, O’na yöneleni kendisine yaklaştıran da, şüphesiz Allah’tır.

Onlar ki, inanmışlar ve Allah’ı anmakla kalpleri huzur ve doyum bulmuştur; çünkü bilin ki, kalpler gerçekten de ancak Allah’ı zikretmekle tatmin olur.”[5]

Tüketimi hayatın tek amacı haline getiren, kazanmak ve harcamaktan başka düşüncesi olmayan, dünyalık elde etmekten başka davası olmayan modern insan açgözlüdür, cimridir, bencildir ve yalnızca kendini düşünür. Doyumsuzdur, yalnızca kendini düşünecek kadar madde delisidir. Daha fazlasına, daha yenisine, daha lüksüne sahip olma tutkusu bir hayat anlayışı haline gelmiştir. Günümüz insanı sonu gelmez bir yarışın içerisindedir. Değer yargıları maddeye sahip olmaya dayandırılmış olduğundan herkeste eşya tutkusu kaçınılmaz bir hal almıştır. Eşya tutkunu olanlar da bencil, cimri, hırslı olurlar.

Böyle insanlar, istedikleri maddeye sahip olmak için her yolu denerler, başkalarının hakkına tecavüz ederler, zulme ve gayri meşru yollara başvururlar. Çünkü onlar İslâm’ın ön gördüğü kanaat ahlâkını ve bununla insan ve toplum hayatında sağlanan dengeyi bilmemektedirler.

Kanaat, aynı zamanda ibadette de orta yolu izleme anlamında kullanılmıştır. Yani ne aşırı yoğunlukta ibadet etmek ve ne de ibadeti ihmal etmek; az ve devamlı ibadet etmek demektir.

     Kanaatin bir anlamı da, insanlara muhtaç olmamak ve yalnızca Allah (c.c.)’tan istemektir. Mülkün yalnızca Allah (c.c.)’a ait olduğunu ve O’nun tükenmez hazinelere sahip olduğunu bilenler, fani varlıklardan bir şey istemezler. Kanaat insanı maddenin kulluğundan, hırs ve tamahın köleliğinden kurtarır. Onursuz yaşamanın zincirini kırar, kişiye onur ve izzet kazandırır, insanı ruhsal olarak doyurur ve mutlu eder. Bu yönüyle de kanaat ‘Gına’ ahlâkına da benzer.       

    Kanaatin yanında sabır ve rıza da bulunur. “Erkek ve kadından her kim inanmış olarak iyi bir iş yaparsa, onu hoş bir hayatla yaşatırız. (ahirette de) onların ücretini, yaptıklarının en güzeliyle veririz (bütün ömürleri boyunca hep öyle güzel işler yapmışlar gibi ödüllendiririz)”[6] Âyetindeki “hayâten tayyibeten” yani ‘güzel hayat’ı, birçok müfessir, kanaat olarak tefsir etmiştir.

Peygamber (s.a.v.) de: “İslâm’a iletilip, kendini yaşatacak kadar bir rızık ile yetinen kimseye ne mutlu! “, “Kanaat bitmez mal, tükenmez hazinedir.”[7] Buyurmuştur.    

Hz. Peygamber (s.a.v.), kendi ailesinin rızkının da kifaf (yaşamak için zorunlu miktar) olmasını dileyerek: “Allah’ım, Muhammed ailesinin gıdasını kifaf yap.”[8] Demiştir. Çünkü insanın rızkın fazlasının hesabını âhirette vermesi zor olabilir.

Bir hadis-i şerifte: “Zengin fakir herkes, kıyamet gününde, dünyada kendisine kifaf (yetecek kadar) rızık verilmesini temenni edecektir.”[9] Buyurulmuştur. Başka bir hadis de şöyledir: “Allah kıyâmet gününde: ‘Yarattıklarımdan temiz kullarım nerede? Der. Melekler : ‘Rabbimiz onlar kimlerdir? Derler. Allah: ‘Verdiğime Kanaat eden, kaderime razı olan fakir Müslümanlardır. Onları Cennet’e sokun!’ der. İnsanlar hesap ile uğraşırken onlar cennete girer, yer içerler!”[10]

Kanaatin zıddı ‘tamah’ ve ‘hırs’tır. Bunlar da insanın mutsuzluğuna neden olurlar. Rivayete göre Ebu Hazim bir kasaba uğramıştı. Dükkânında yağlı et bulunan kasap Ebu Hazim’e:

- Ebu Hazim, bu et güzel, yağlıdır, al, dedi. Ebu Hazim:

- Param yok, dedi. Kasap:

- Zararı yok, sana süre tanırım, götür, deyince, Ebu Hazim:

- Nefsim bana senden daha çok süre tanır, cevabını verdi.

   Hz. Ömer (r.a.) şöyle demiştir: ‘Tamah, fakirliktir. İnsanların elinde bulunan şeylerden umut kesmek ise zenginliktir.’ Gerçekten de öyle değil midir? Başkasının malına göz dikmeyenin içi rahat eder, bir şeye ihtiyacı kalmaz. İşte bu, zenginliğin ta kendisidir. Çünkü gerçek zenginlik, mal çokluğu ile değil, gönül tokluğu ile olur ki, bu da kanaattir.

Abdullah İbn Mes’ud (r.a.) şöyle demiştir: ‘Her gün Arş’ın altında bir melek şöyle seslenir: Ey Âdemoğlu! Sana yetecek az mal, seni azdıracak çok maldan iyidir!’

Gerçekten servet çokluğu, insanı azdırır. Özellikle bedenen güçlü, boş vakti de var ve de İslâm ahlâkından yoksun ise o insandan her türlü azgınlık beklenebilir. Bunun için demişler ki:

 ‘Gençlik, boşluk ve zenginlik kişiyi ifsât eder.!’

Azgınlık, taşkınlık, kendini büyük görme, böbürlenme, insanın yaratılışında değişik ölçülerde vardır. Bunlar uygun bir ortam bulunca hemen filizlenir, fesat meyvesi verir. Bu uygun ortam da zenginliktir. Bundan dolayı Yüce Allah:

“Hayır, insan kendini zengin görünce azar.” buyurmuştur. O halde kişinin zorunlu ihtiyacını karşılayacak, azdırmayacak fakat düzeltecek olan az mal, onu azdırıp bozacak olan çok maldan iyidir.

Ebû’d-Derdâ’ (r.a.) demiştir ki: ‘Herkesin aklında eksiklik vardır. Çünkü gece gündüz birbiri ardınca sürekli onun ömrünü yutarken buna üzülmez de dünya malı biraz fazla gelse sevinir. Vah Âdemoğlu vah! Ömür azalırken dünya malının artması ne yarar sağlar?’

    Rivayete göre İbrahim Ethem Horasan’da nimet sahibi zengin biri idi. Bir gün sarayında çevreyi seyrederken elinde yufka ekmeği yiyen bir adam gördü. Adam ekmeği yedi, uyudu. İbrahim Ethem, hizmetlilerinden birine:

- Şu adam uyanınca onu bana getir, dedi. Hizmetli uyanan adamı alıp getirdi. İbrahim Ethem ona:

- Ey adam, açtın ekmek yedin öyle mi? dedi. Adam:

- Evet, dedi. İbrahim:

- Doydun mu? Dedi. Adam:

- Evet, dedi. İbrahim, kendi kendine: ‘Nefse bu kadarı yeterken ben dünyayı ne yapacağım’ dedi.

  

Rivâyete göre bir adam su üzerine dökülen baklaları yiyen bir adam gördü. Ona dedi ki:

- Sultana hizmet etseydin, bunu yemeğe muhtaç olmazdın. Hekim de ona:

- Sen de buna kanaat etseydin, sultana hizmet etmeğe muhtaç olmazdın, dedi.

‘Fakirler ölüdürler, ancak Allah (c.c.)’ın kanaat izzetiyle dirilttikleri müstesnadır.’ denilmiştir.

Bişr el-Hafî: ‘Kanaat öyle bir padişahtır ki, yalnız müminin kalbinde oturur.’ demiştir.

Ebû Süleyman ed-Dârâni : ‘Kanaatin rıza ile ilgisi, vera’ın zühd ile ilgisi gibidir. Nasıl vera’ zühdün başı ise kanaat de rızanın başıdır.’ demiştir.

Ebubekir el-Merâği: ‘Akıllı insan, dünya işini kanaat ve tesvif (cağım, ceğim)larla; ahiret işini hırs ve acele ile; din işini ilim ve ictihad ile yönetendir.’ demiştir.

Muhammed İbn Alî et-Tirmizî: ‘Kanaat, var olan ile yetinme, olmayana göz dikmemektir.’ demiştir.

Zünnûn:  ‘Kanaat eden, zamanının adamlarına muhtaç olmaz, rahat eder. Akranına da yardım eder.’ demiştir.

Denilmiştir ki, ‘Başkalarının elinde bulunana göz diken, sürekli üzüntü çeker.’

Ebû Abdillâh Muhammed İbn Hafif şöyle demiş: ‘Kanaat, elden çıkanın ardından bakmamak, elde var olan ile yetinmektir.’[11]

Kanaat Ahlâkını Kazanmanın Yolu


Kanaatkâr olmayı sağlayan reçete; sabır, ilim ve çalışma unsurlarından meydana gelmektedir. Bu unsurların tamamı ise şu beş madde toplanmaktadır:

1.  Çalışma ve geçim sağlamada mutedil olmak ve az harcamak: kanaat şerefini

kazanmak isteyen kimsenin, nefsinin isteklerini mümkün oldukça kısması ve onun olması gereken yerde tutması gerekir. Çünkü harcaması çok olan kimsenin yalnız bile olsa kanaatkâr olması mümkün olmaz. Kaba bir elbiseyle, her hangi bir yiyecekle yetinmesi, mümkün oldukça katıkları azaltması ve kendisini buna alıştırması gerekir. Eğer ailesi varsa onları da bu miktara alıştırmalıdır. Az bir gayretle buna alışılabilir. Ölçülü isteklerde bulunmak, maişetin temininde mutedil olmak da yine bu sayede mümkün olur. Az harcamak kanaatin temelidir.

Allah’ın elçisi şöyle buyurmaktadır: “Allah her hususta ölçülü olmayı sever.”[12]

“Tutumlu olan kişi fakir olmaz.”[13]

“Üç şey kurtuluşa vesiledir: Gizli ve açıkta Allah’tan korkmak. Varlıkta ve yoklukta tutumlu olmak. Hoşnut iken de kızgın iken de adaletli olmak.”[14]

Rivayete göre bir adam Ebû Derdâ’yı (r.a.) yerden tane toplarken gördü. Bir yandan da şöyle diyordu: Maişetinde ölçülü olman senin anlayışının yüksek olduğunu gösterir.

İbn Abbas’ın (r.a.) naklettiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Ölçülü olmak, güzel ahlâk ve güzel davranış nübüvvetin yirmi küsur cüzünden biridir.”

Yine şöyle bir hadis rivayet edilir: “Tedbirli olmak ve uzak görüşlülük maişetin yarısıdır.”[15]

Konuyla ilgili başka hadisler de mevcuttur: “Tutumlu olan kimseyi Allah zengin eder. Saçıp savuranı ise yoksullaştırır. İsmini zikreden kimseyi ise Allah sever.”[16]

“Bir iş yapmak istediğinde Allah sana bir çıkış yolu açıncaya kadar temkinli olman gerekir.”[17]

Konuyla ilgili hadislerin de gösterdiği gibi harcamada temkinli olmak çok önemli bir husustur.

 

          2- Yeterli Miktarda Malı Varken İstikbal İçin Tasalanmamak: Geleceğe yönelik planlarının az olması ve hırslı olmasa da takdir edilen rızkın mutlaka kendisine ulaşacağına kuvvetle inanması, bu konuda kişiye yardımcı olacaktır. Çünkü hırslı olmak rızkın ulaşmasını sağlamaz. Yüce Allah’ın şu vadine güvenmek gerekir: “Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı yalnızca Allah’a aittir.”[18] Şeytan insana fakirliği hatırlatır ve ahlaksızlığı emreder.‘Eğer mal biriktirmezsen hasta veya aciz olup başkalarından isteme zilletine katlanmak durumunda kalabilirsin’ der. Böylece kişiyi fakirlik korkusuyla ömrü boyunca talepleri peşinde koşturarak yorar. Sonra da gelecek endişesiyle Allah (c.c.)’tan gafil kalan kişinin katlandığı meşakkate bakıp güler. Halbuki belki de gelecekte o kişi için fakirlik hiç söz konusu olmayacaktır. Bu konuda bir şair Mütenebbî şöyle demiştir:

Fakir düşmekten ürküp durmadan mal toplayan insan,

Mesai yapmasın beyhûde, yok bir farkı yoksuldan.

                                                                         Ashab-ı kiramdan Halit’in iki oğlu Hz. Peygamber (s.a.v.)’in huzuruna girmişti. Hz. Peygamber (s.a.v.) onlara şöyle dedi: “Başınız hareket ediyor olduğu (yaşadığınız) müddetçe rızkınızdan ümit kesmeyin. Çünkü anası insanı üzerinde hiçbir şey olmayan bir et parçası olarak doğurur da sonra Allah onu rızıklandırır.”[19]

Bir defasında Hz. Peygamber (s.a.v.) İbn Mes’ûd (r.a.)’a uğramıştı. Onu üzgün gördü. Bunun üzerine ona şöyle buyurdu: “Çok tasalanma! Takdir edilen olur, nasibin sana gelir.”[20]

Başka bir hadiste Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: “Ey insanlar! İsteklerinizde ölçülü olunuz! Çünkü her kula ancak takdir edilen şey vardır. Hiçbir kul, kendisine takdir edilen dünyalığa ulaşmadan dünyadan gitmeyecektir.”[21]

Allah (c.c.)’ın, kulların rızkını takdir ettiğine tam bir tevekkülle inanmadıkça insan hırstan kurtulamaz. Bu ise sadece ölçülü talepte bulunmakla mümkün olur. Hatta Allah (c.c.)’ın kulunu hiç düşünmediği bir şekilde rızıklandıracağını bilmek gerekir. Nitekim Yüce Allah buyurur: “Kim Allah’tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder ve ona beklemediği yerden rızık verir.”[22] Maişetinin geldiği bir kapı kapanmışsa bundan dolayı üzülmemelidir. Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Allah mümin kulunu hiç beklemediği yerden rızıklandırır.”

Süfyan es-Sevrî (r.a.): ‘Allah’tan kork! Takva sahibi kimseyi muhtaç olarak görme!’ demiştir. Yani Allah (c.c.) takva sahibi kimseyi zaruri ihtiyaçlarından mahrum bırakmaz. Aksine Müslümanların kalplerine o kimsenin rızkını ulaştırmalarını ilham eder.

Mufaddal ed-Dabbi bir bedeviye sormuş:

- Geçimini nasıl sağlıyorsun?

Bedevi:

- Hacıların adağıyla geçiniyorum.

- Ya onlar döndüklerinde?

Bedevi ağlamış ve şu cevabı vermiş:

- Maişetimiz sadece bildiğimiz yerlerden gelseydi geçinemezdik.

Ebû Hazim (r.a.) şöyle buyurur: Dünya malının iki şeyden oluştuğunu gördüm: Biri benim nasibimdir. Yer ve gökte bulunan bütün güçlerle elde etmeye çalışsam da onu vaktinden önce ele geçiremem. Diğeri ise başkalarının nasibidir. Ona geçmişte ulaşamadığım gibi gelecekte de ulaşmak için çabalamam. Başkasına takdir edilen şeyin bana, bana takdir şeyin de başkasına ulaşması engellenmiştir. O halde bu iki kısımdan her ikisi için de ömrümü harcamam uygun değildir.

Zikrettiğimiz bu şeyler, şeytanın fakirlikle ilgili insana verdiği kuruntu ve vehimlerden korunmak için gerekli olan bir ilaç gibidir.

3-  Kanaate İnsanlara İhtiyaç Duymama Şerefi, Hırs ve Tamahkârlıkta İse

Zilletin Olduğunu Bilmek: İnsan bunun idrakinde olunca kanaate olan rağbeti artar. Çünkü hırslı olduğunda yorgunluktan, tamahkâr olduğunda ise zilletten kurtulamaz. Kanaatte sadece nefsin isteklerine ve konforun mahrumiyetine sabretme zorluğu vardır. Çekilen bu zorluğu sadece Allah (c.c.) bilir. Dolayısıyla onda ahiret sevabı vardır. Hırs ve tamahkârlık ise insanların gördüğü hususlardandır, dolayısıyla vebal içerirler. Bu sebeple hırs ve tamahı çok olanın insanlara olan ihtiyacı da çok olur. Böylece onları doğruya çağırma imkânı kalmaz. Onlara yaltaklanmak zorunda kalır ve neticede dini mahvolur.

Haysiyetini korumayı işkembesinin isteklerine tercih edemeyen kişinin aklı zayıf, imanı eksiktir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: “Mü’minin şerefi insanlara ihtiyaç duymamasıdır”

Kanaatte hürriyet ve şeref vardır. Bu konuyla ilgili olarak şöyle bir söz söylenmiştir: Hiçbir ihtiyacını bildirmediğin kimsenin dengi olursun. İhtiyaç duyduğun kimsenin esiri olursun. İhsanda bulunduğun kimsenin ise emiri olursun.

 

4-  Karşılaştırma Yapmak: Yahudiler, Hıristiyanlar, rezil insanlar, haşin tabiatlı

ahmak bedeviler ile dini ve aklı olmayan kimselerin nimet içinde olduklarını düşünmek ve sonra da peygamberler, veliler, Raşit halifeler, sahabe ve tâbiûnun durumlarına bakıp sözlerine kulak vermek, hallerini incelemek, böylece rezil insanlara benzemekle Allah (c.c.) katında yaratılmışların en şereflisine uymak arasında bir tercih yapmak. Bu sayede kişinin fakirliğe sabretmesi ve azla kanaat etmesi kolaylaşır. Çünkü işkembesinin rahatına düşkün olsa eşek ondan daha çok yemektedir. Cinsel zevklere düşkün olsa bu hususta domuz ondan daha ileridedir. Elbise ve bineğe merak sarsa Yahudiler içinde ondan daha süslü olanlar vardır. Ama aza kanaat etse ve aza razı olsa ona peygamber ve velilerden başka kimse ortak olamaz.

Mal Toplamaktaki Tehlikeyi Anlamak: Mal; hırsızlık, gasp ve telef olmak gibi endişelerin kaynağıdır. Halbuki elde mal olmadığında kişi bu endişelerden uzak ve emin olur. “Malın Zararları” bölümünde zikrettiğimiz noktaları düşünmek de bu konuda yardımcı olur. Ayrıca mal sahibi kimsenin cennetin kapısında beş yüz sene bekleyeceğini de göz önünde bulundurmalıdır. Kendisine yetecek kadarla yetinmeyen kimse zengin sınıfından sayılır ve fakirlerin kaydı silinir.

Kişi dünyevi açıdan kendisinden yüksek olanlara değil, daima düşük olanlara bakmalıdır. Ancak şeytan insanın bakışlarını hep dünyevi açıdan daha iyi yaşayan kimselere çevirir ve ‘Mal sahibi olanlar yiyecek ve giyeceklerin lüksü içinde yüzerken niçin sen mal kazanmakta tembellik ediyorsun?’Der. Öte taraftan din konusunda onun bakışını kendisinden daha düşük olan kimselere çevirerek şöyle der: Allah (c.c.)’tan korkarak kendini zora sokma! Bak, falanca senden daha âlim olduğu halde böyle yapmıyor bütün insanlar safa sürmekle müşguller. Niçin sen onlar gibi olmayasın?

Ebu Zer (r.a.) şöyle buyurmuştur: Benim dostum (s.a.v.) bana dünyevi açıdan benden yüksek olanlara değil, daha düşük olanlara bakmamı tavsiye etti.[23]

Ebu Hureyre’nin (r.a.) rivayetine göre Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: “Sizden biri Allah’ın mal ve yaratılışça kendisine üstün kıldığı bir kimseyi gördüğünde hemen kendisinden daha düşük olan kimselere baksın.”[24]

Bu sayılanlar sayesinde kişi kanaatkâr olabilir. Özetle bunun temeli sabretmek ve geleceğe dair temennilerin az olmasıdır. Ayrıca dünyada sabretmenin nihayet birkaç gün olduğunu, bunun sayesinde sonsuz ahiret faydasının elde edileceğini bilmek, şifa beklentisiyle acı ilacı içmeye sabreden hasta konumunda bulunulduğunu bilerek hareket etmek gerekir.[25]     

Siyasetçi ve yöneticileri de rüşvet, yolsuzluk, haksız mal edinme, hırs, tamah ve makam sevgisi gibi ahlâkî hastalıklardan koruyan, onu harama yaklaştırmayan, kamu malından uzak tutan güzel ahlâk esası kuşkusuz ki yukarıda açıklanan kanaattir. Kanaat ahlâkına sahip siyasetçi ve yöneticilerden maddî çıkar olarak bir ahlâkî hastalık zuhur etmez. Bunun için de kanaat sahibi ve tokgözlü olmayan insanlara bu tip görevleri vermemek gerekir.

Müslüman siyasetçi üst düzey yöneticilik ve görevlerde verimli olduğu müddetçe kalmaya da kanaat etmeli, yorgunluk ve yaşlılığa rağmen kendisinden daha çok verimli olacak insanlar var iken bulunduğu konumda kalmaya zorlamamalıdır. Yani yüksek makam ve mevkilerde kalma konusunda kanaat sahibi olmalıdır.



[1]  Âl-i İmran sûresi,  3/14.

[2]  Ankebut sûresi,  29/64.

[3]  Müslim, Zekât, 120.

[4]  Müslim, Zühd, 8.

[5]  Ra’d sûresi,  13/26-28.

[6]  Nahl sûresi,  16/97.

[7]  İbn Mace, Tirmizî, Müsned.

[8]  Buharî, Müslim, Tirmizî.

[9]  İbn Mace.

[10]İhya, Gazalî.

[11] Tasvir-i Ahlâk, M. A. Aynî.

[12]  Buharî ve Müslim.

[13]  Ahmed ve Taberanî.

[14]  Taberanî ve Beyhakî.

[15]  Ebu Mansur Deylemî.

[16]  Deylemî.

[17]  Bezzar.

[18]  Hud sûresi, 11/6.

[19]  İbnu Mace.

[20]  Et-Terğib ve’t-Terhib, İsfehanî.

[21]  Hakim.

[22]  Talak sûresi, 65/3.

[23]  Ahmed.

[24]  Buhari ve Müslim

[25]  Cimrilikten Korunmak, Gazali.

YORUMLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
10/11/2016 - 13:45 Hz PEYGAMBER (s.a.v.)’İN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
25/10/2016 - 09:38 SAİD HALİM PAŞA’NIN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
17/10/2016 - 14:42 KÂTİP ÇELEBİ’NİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
10/10/2016 - 11:58 KOÇİ BEY’İN SİYASETÇİ’YE ÖĞÜTLERİ
04/10/2016 - 12:10 LÜTFİ PAŞA’NIN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
26/09/2016 - 11:26 GELİBOLULU MUSTAFA ÂLΒNİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
20/09/2016 - 12:00 KINALIZADE ALİ EFENDİ’NİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
11/09/2016 - 17:59 SULTAN MURAD HAN’IN ÖĞÜTLERİ
09/09/2016 - 12:12 İBNU HALDUN’UN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
24/07/2016 - 17:55 ŞEYH EDEBALİ’NİN OSMAN GAZİ’YE ÖĞÜTLERİ
19/07/2016 - 14:01 ŞEYH SADİ-İ ŞİRAZΒNİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
15/07/2016 - 14:38 FERİDܒD-DİN ATTAR’IN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ-2
20/06/2016 - 10:32 FERİDܒD-DİN ATTAR’IN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ-1
12/06/2016 - 11:56 YUSUF HAS HACİB’İN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
06/06/2016 - 10:02 NİZAMܒL-MÜLK’ÜN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
30/05/2016 - 13:58 İMAM GAZALΒNİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
23/05/2016 - 15:51 FARABΒNİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
16/05/2016 - 09:07 İMAM MAVERDΒNİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
09/05/2016 - 09:21 HASAN-İ BASRÎ (r.a.)’NİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
02/05/2016 - 09:55 İMAM EBU YUSUF’UN HARUN REŞİD’E ÖĞÜTLERİ
24/04/2016 - 16:06 TURTÛŞÎ’NİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
18/04/2016 - 09:54 ÖMER B. ABDU’L-AZİZ’İN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
11/04/2016 - 14:43 Hz ALİ’NİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
01/04/2016 - 09:41 Hz OSMAN (r.a.)’IN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
21/03/2016 - 15:34 Hz ÖMER (r.a.)’in SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
14/03/2016 - 14:55 Hz EBU BEKİR (r.a.)’İN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
09/03/2016 - 11:14 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-39 ZULÜM
29/02/2016 - 10:36 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-38 ZİNA YOLUYLA KAZANÇ
22/02/2016 - 12:12 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-37 ZİLLET
15/02/2016 - 11:56 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-36 YETİM MALI YEMEK
08/02/2016 - 12:00 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-35 YALANCILIK
01/02/2016 - 16:52 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-34 YALAN YEMİN
25/01/2016 - 12:47 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-33 VAKIF VE DEVLET MALI YEMEK
18/01/2016 - 10:32 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-32 TÛL-İ EMEL
11/01/2016 - 15:54 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-31 İFTİHAR-TEFAHUR
28/12/2015 - 10:19 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-29 RÜŞVET-2
21/12/2015 - 11:23 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-28 RÜŞVET-1
14/12/2015 - 00:18 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-27 RIZIK TAKSİMİNE RAZI OLMAMAK
07/12/2015 - 10:24 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-26 RİYA
04/12/2015 - 13:09 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-25 NİFAK
23/11/2015 - 11:59 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-24 NEFRET
16/11/2015 - 03:19 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-23 KUMAR
09/11/2015 - 11:46 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-22 KORKAKLIK
06/11/2015 - 07:23 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-21 SADECE KENDİNİ DÜŞÜNMEK
26/10/2015 - 09:30 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-20 KATL (ADAM ÖLDÜRMEK)
20/10/2015 - 11:06 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-19 KALPAZANLIK
12/10/2015 - 01:17 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR - 18 İSYAN
05/10/2015 - 13:01 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-17 İSRAF
28/09/2015 - 10:06 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-16 İFTİRA
21/09/2015 - 10:12 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-15 HULF
14/09/2015 - 10:10 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-14 HUKUKA RİAYETSİZLİK
07/09/2015 - 09:18 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-13 HIYANET
31/08/2015 - 10:03 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-12 HIRSIZLIK
25/08/2015 - 12:11 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-11 HIRS
17/08/2015 - 11:02 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-10 HİLE
10/08/2015 - 11:21 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-9 HASED
31/07/2015 - 09:27 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-8 HAKSIZ MAL EDİNMEK
27/07/2015 - 01:54 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-8 HAKSIZ MAL EDİNMEK
24/07/2015 - 03:21 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-7 GEVŞEKLİK
13/07/2015 - 12:03 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-6 GASP
06/07/2015 - 12:50 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-5 GAFLET
29/06/2015 - 11:29 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-4 GADR
22/06/2015 - 11:22 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-3 FAİZCİLİK
15/06/2015 - 01:43 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-2 ALDATMA (GABN)
09/06/2015 - 12:38 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-1 ADAVET
01/06/2015 - 08:07 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-30 ZİYAFET
25/05/2015 - 10:36 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-29 YÜSR (TEYSİR)
18/05/2015 - 12:22 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-28 VADİNDE DURMAK
11/05/2015 - 11:20 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-27 ÜLFET (İyi Geçinmek)
04/05/2015 - 12:49 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-26 TEVEKKÜL
27/04/2015 - 10:53 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-25 TEDBİR
20/04/2015 - 12:06 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-24 TEAVÜN (Yardımlaşma)
13/04/2015 - 11:41 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-23 ŞÜKÜR
09/04/2015 - 12:19 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-22 SEBAT
30/03/2015 - 11:43 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-21 SADAKA
23/03/2015 - 02:17 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-20 SABIR
16/03/2015 - 09:10 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-19 MUHASEBE
9/03/2015 - 00:05 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-18 KESB
03/03/2015 - 13:20 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-17 KANAAT
16/02/2015 - 09:58 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-15 İTİMAT
09/02/2015 - 10:20 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-15 İSTİŞARE
03/02/2015 - 10:45 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-14 İNFAK
26/01/2015 - 13:04 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-13 İKTİSAD
22/01/2015 - 10:41 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-12 İHTİYAT
12/01/2015 - 01:43 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-11 İHSAN
05/01/2015 - 00:04 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-10 HAMD
29/12/2014 - 11:31 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-9 GAYRET
22/12/2014 - 11:55 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-8 FÜTÜVVET
15/12/2014 - 02:26 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-7 FİRASET
08/12/2014 - 11:44 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-6 EMANET
01/12/2014 - 10:32 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-5 DOĞRULUK (SIDK)
23/11/2014 - 23:47 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-4 CÖMERTLİK
17/11/2014 - 01:02 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-3 CESARET
10/11/2014 - 11:26 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-2 BASİRET
03/11/2014 - 01:41 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-1 ADALET
23/10/2014 - 10:54 Hz HÜSEYİN (r.a.)’İN SİYASÎ KİŞİLİĞİ
16/10/2014 - 12:52 Hz ALİ (R.A.)’NİN SİYASÎ KİŞİLİĞİ
08/10/2014 - 10:39 Hz OSMAN (R.A.)’IN SİYASÎ KİŞİLİĞİ
29/09/2014 - 09:53 Hz ÖMER (r.a.)’İN SİYASÎ KİŞİLİĞİ
21/09/2014 - 00:32 HZ. EBU BEKİR (R.A.)’in SİYASÎ KİŞİLİĞİ
15/09/2014 - 12:29 Hz PEYGAMBER (S.A.V.)’İN SİYASÎ KİŞİLİĞİ-2
08/09/2014 - 01:49 HZ. PEYGAMBER (S.A.V.)’İN SİYASÎ KİŞİLİĞİ-1
01/09/2014 - 12:17 İSLÂM’DA SİYASET-6
23/08/2014 - 13:00 İSLÂM’DA SİYASET-5
04/08/2014 - 09:28 İSLÂM’DA SİYASET-4
30/07/2014 - 11:13 İSLÂM’DA SİYASET-3
21/07/2014 - 10:28 İSLÂM’DA SİYASET-2
14/07/2014 - 10:52 İSLÂM’DA SİYASET-1
07/07/2014 - 09:47 İSLÂM BİRLİĞİNE ÇAĞRI-4
30/06/2014 - 09:57 İSLÂM BİRLİĞİNE ÇAĞRI-3
23/06/2014 - 09:13 İSLÂM BİRLİĞİNE ÇAĞRI-2
16/06/2014 - 11:29 İSLÂM BİRLİĞİNE ÇAĞRI-1
09/06/2014 - 09:47 İSLÂM BİRLİĞİ TEŞKİLATI ANA SÖZLEŞMESİ-4
02/06/2014 - 02:19 İSLÂM BİRLİĞİ TEŞKİLATI ANA SÖZLEŞMESİ-3
26/05/2014 - 09:07 İSLÂM BİRLİĞİ TEŞKİLATI ANA SÖZLEŞMESİ-2
19/05/2014 - 11:58 İSLÂM BİRLİĞİ TEŞKİLATI ANA SÖZLEŞMESİ
12/05/2014 - 10:44 İSLÂM BİRLİĞİ TEŞKİLATI NASIL KURULACAK?
05/05/2014 - 12:20 İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLÂTI(ESKİ İKÖ)
28/04/2014 - 00:54 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-8 MÜSLÜMAN TOPLULUKLAR-3
21/04/2014 - 12:53 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-7 MÜSLÜMAN TOPLULUKLAR-2
14/04/2014 - 09:49 BÜGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-6 MÜSLÜMAN TOPLULUKLAR-1
07/04/2014 - 10:48 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-5 GERİ KALMIŞLIK
31/03/2014 - 11:53 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-4 NÜFUS ARTIŞI
24/03/2014 - 11:18 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-3 EKONOMİK SORUNLAR
17/03/2014 - 11:52 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-2
10/03/2014 - 10:30 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-1
03/03/2014 - 08:22 ULUSLARARASI BİRLİKLER-10 GÜNEYDOĞU ASYA ÜLKELERİ BİRLİĞİ (ASEAN)
24/02/2014 - 09:42 ULUSLARARASI BİRLİKLER-9 VARŞOVA PAKTI
17/02/2014 - 09:31 ULUSLARARASI BİRLİKLER-8 SSCB ve AVRASYA BİRLİĞİ
10/02/2014 - 07:38 ULUSLARARASI BİRLİKLER-7 D-8 GELİŞEN 8 ÜLKE
02/02/2014 - 19:28 ULUSLARARASI BİRLİKLER-6 CENTO ve BAĞDAT PAKTI
27/01/2014 - 07:58 ULUSLARARASI BİRLİKLER-5 AFRİKA BİRLİĞİ
23/01/2014 - 00:17 ULUSLARARASI BİRLİKLER-4 ARAP BİRLİĞİ
13/01/2014 - 07:25 ULUSLARARASI BİRLİKLER-3 NATO
07/01/2014 - 07:09 ULUSLARARASI BİRLİKLER-2 AVRUPA BİRLİĞİ (AB)
30/12/2013 - 07:19 ULUSLARARASI BİRLİKLER-1 BİRLEŞMİŞ MİLLETLER (BM)
23/12/2013 - 08:08 İSLÂM BİRLİĞİ ve ULUSLAR ARASI BİRLİKLER
16/12/2013 - 08:48 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-7 AŞIRI MİLLİYETÇİLİK
10/12/2013 - 09:56 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-6 FAŞİZM VE IRKÇILIK
02/12/2013 - 08:07 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-5 KOMÜNİZM
25/11/2013 - 09:12 İSLAM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-4 BATI EMPERYALİZMİ
22/11/2013 - 10:05 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-3 SİYONİZM-3
20/11/2013 - 11:53 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN FAKTÖRLER-2 SİYONİZM-2
04/11/2013 - 10:10 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-1 SİYONİZM-1
28/10/2013 - 07:11 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER
20/10/2013 - 18:05 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-28 KUDÜS KONGRESİ (1931)
15/10/2013 - 20:29 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-27 NECMETTİN ERBAKAN ve D-8
07/10/2013 - 07:36 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-26 BEDİUZZAMAN SAİD NURSÎ
30/09/2013 - 06:05 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-25 ABDURREŞİD İBRAHİM
23/09/2013 - 06:31 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-24 MÜSLÜMAN KARDEŞLER TEŞKİLATI-2
16/09/2013 - 06:47 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-23 MÜSLÜMAN KARDEŞLER TEŞKİLATI-1
10/09/2013 - 06:55 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-21 II. ABDULHAMİD-2
02/09/2013 - 07:36 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-21 II. ABDULHAMİD-1
25/08/2013 - 22:57 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-20 KANUNî SULTAN SÜLEYMAN
20/08/2013 - 06:06 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-19 İDRİS-İ BİTLİSÎ
12/08/2013 - 07:09 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-18 YAVUZ SULTAN SELİM
05/08/2013 - 06:38 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-17 FATİH SULTAN MEHMED
29/07/2013 - 06:24 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-16 OSMAN GAZİ
22/07/2013 - 00:21 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-15 OSMANLILAR DÖNEMİ
15/07/2013 - 08:07 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-14 SELÇUKLULAR DÖNEMİ-2
08/07/2013 - 10:47 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-13 SELÇUKLULAR DÖNEMİ-1
01/07/2013 - 09:32 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-12 SELAHADDİN EYYUBÎ
24/06/2013 - 09:28 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-11 ABBASİLER DÖNEMİ-2
17/06/2013 - 09:35 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-10 ABBASİLER DÖNEMİ-1
10/06/2013 - 09:27 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-9 EMEVİLER DÖNEMİ-2
03/06/2013 - 10:04 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-8 EMEVİLER DÖNEMİ-1
29/05/2013 - 07:11 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-7 Hz ALİ (r.a.) DÖNEMİ
26/05/2013 - 09:37 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-6 Hz OSMAN (r.a.) DÖNEMİ
13/05/2013 - 10:30 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-5 Hz ÖMER (r.a.) DÖNEMİ
06/05/2013 - 11:41 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-4 Hz EBU BEKİR DÖNEMİ
29/04/2013 - 09:25 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-3 MEDİNE DÖNEMİ
22/04/2013 - 02:26 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-2 HİCRET
15/04/2013 - 07:02 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-1 MEKKE DÖNEMİ
08/04/2013 - 08:00 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-16 NEFSE UYMAK
01/04/2013 - 09:29 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-15 HAYATI DEĞERLİ GÖRMEK
25/03/2013 - 10:40 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-14 HEVA’YA UYMAK
18/03/2013 - 10:17 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-13 GEVŞEKLİK
11/03/2013 - 09:58 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-12 TÛL-İ EMEL
04/03/2013 - 14:19 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-11 TEMBELLİK
25/02/2013 - 10:03 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-10 CEHALET
18/02/2013 - 09:16 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-9 KORKAKLIK
11/02/2013 - 00:51 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-7 ZİLLET
04/02/2013 - 09:36 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-8 İHANET (Hıyanet)
28/01/2013 - 09:19 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-6 REHAVET
21/01/2013 - 01:08 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-5 GAFLET
14/01/2013 - 08:01 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-4 YEİS
06/01/2013 - 02:49 İslam Birliğini Engelleyen Hastalıklar-3 Adavet
30/12/2012 - 02:14 İslam Birliğini Engelleyen Hastalıklar-2 Başkanlık Sevgisi
24/12/2012 - 00:26 İSLAM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR 1 TEFRİKA
17/12/2012 - 08:10 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 14 Bey'at (Biat)
11/12/2012 - 07:17 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 13 Hamiyyet
03/12/2012 - 08:09 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 12 Müsalemet
26/11/2012 - 08:32 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 11 Muavenet
19/11/2012 - 00:38 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 10
12/11/2012 - 08:05 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 9 Cesaret
05/11/2012 - 08:21 İslâm Birliğinin Temel Esasları-8 Sadakat
30/10/2012 - 00:05 İslâm BirliğininTemel Esasları-7 Uhuvvet
21/10/2012 - 11:08 İslâm Birliğinin Temel Esasları 6 - Ümmet Bilinci
15/10/2012 - 08:23 İslâm Birliğinin Temel Esasları-5 Adalet
08/10/2012 - 10:50 İslam Birliğinin Hedefleri 4 - Hürriyet
01/10/2012 - 09:51 İslam Birliğinin Temel Esasları - 3 Şûra
24/09/2012 - 00:53 İslam Birliğinin Temel Esasları 2 - İttihad
22/09/2012 - 01:22 İslâm Birliğinin Temel Esasları 1 - İtikad
16/09/2012 - 23:48 İslam Birliğinin Hedefleri 7 - Sömürünün Ortadan Kaldırılması
08/09/2012 - 01:14 İslâm Birliğinin Hedefleri 6 - İslâm Medeniyetinin Yeniden Kurulması
03/09/2012 - 12:50 İslam Birliğinin Hedefleri 5
27/08/2012 - 15:07 İslam Birliğinin Hedefleri 4 - Ekonomik Güçlenme
23/08/2012 - 12:31 İSLÂM BİRLİĞİNİN HEDEFLERİ-3 (Manevî Kalkınmanın Gerçekleştirilmesi)
13/08/2012 - 10:19 İSLÂM BİRLİĞİNİN HEDEFLERİ-2 Maddî Kalkınma ve Refahın Yaygınlaştırılması
06/08/2012 - 12:26 İslam Birliği'nin Hedefleri 1 Temel Hak ve Özgürlüklerin Sağlanması
30/07/2012 - 10:32 İslam Birliğinin İtikadi Ve Siyasi Temelleri
23/07/2012 - 13:59 İSLÂM BİRLİĞİNİN FAZİLETİ
18/07/2012 - 14:41 Dünya İslam Birliğine Muhtaçtır
09/07/2012 - 16:27 İslam Birlği İzzet kazandırır
02/07/2012 - 09:45 İslam Birliği'nin Amacı
25/06/2012 - 12:19 İSLÂM BİRLİĞİ HER MÜSLÜMAN’IN GÖREVİDİR
18/06/2012 - 09:18 İslam Birliğinin Hükmü
11/06/2012 - 10:51 İslam Birliği Yüce Bir İdealdir
04/06/2012 - 14:04 İslam Birliği Nedir?
29/05/2012 - 11:56 İslam Birliği İnanç Birliğidir
21/05/2012 - 12:58 Selamı Yayınız
14/05/2012 - 12:31 İslam Birliği Acil Bir İhtiyaçtır
 
Akif Emre'ye son vazife
AK Parti Grup Başkanı Binali Yıldırım oldu
Gelecek Milli Görüş’ün
Bölgeye dışarıdan müdahale olduğu müddetçe kan durmaz
Oyun kurucularla bu oyun bozulmaz
Fetihler Milli Görüş’le olur
Hak üstün tutulmadan Bir ülkede huzur olmaz
Karamollaoğlu: Ülkemiz yeniden dizayn edilmek isteniyor
Kemal Kılıçdaroğlu yarın Saadet Partisi'ni ziyaret edecek
EN ÇOK
Yazarlar
Hayati OTYAKMAZ
RAMAZAN-I ŞERİF AYINA HAZIR MIYIZ?
Atilla MEHDİGİL
İman açısından dört sınıf insan
Feyzullah AYDOĞAN
DEVLET AKLI
Mustafa GEÇER
TÜRKİYE’NİN BATILILAŞMA SORUNU
Ekrem ŞAMA
Ne umduk, ne bulduk?
Mustafa BİLGEN
Hz PEYGAMBER (s.a.v.)’İN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
Şeref KAÇMAZ
DEĞİŞTİRİ - YORUM
Mustafa KAYA
Arap-İslam-Amerikan Zirvesi (!)
İshak BEYAZAY
Onun bir bildiği var!
Mustafa İŞCAN
SGK personeli uzmanlık istiyor
Uzm.Dr. Ali AYDIN
Soğuk Parmaklar Hangi Hastalıklarda Görülür
Alıntı Yazılar
Mehmet Şevket EYGİ
Ramazan Notları
Abdullah AKÇAY
Düşünmek herkese iyi gelecek !..
Ali Haydar HAKSAL
Emperyalizm Güdümlü İslâm NATO’su!
Prof. Dr. Mehmet Seyfettin EROL
“Manchester Saldırısı” Ya da İngiltere’nin Ortadoğu’ya “Derin Dönüşü”...
Zeki CEYHAN
Sanırsınız!
Mevlüt ÖZCAN
Ramazan ayı geldi, elhamdülillah
Mahmut TOPTAŞ
Bizden dört dörtlük kâfir çıkmaz
Prof.Dr.Ata ATUN
Ortadoğu’da bilmediğimiz anlaşmalar
Prof. Dr. Burhanettin Can
Yeni Bir Kadife Darbe Süreci - 6:
İsmail Hakkı AKKİRAZ
Türkiye’nin solcuları
Mustafa YILDIRIM
Çocuklar anne babanın aynasıdır
Burak KILLIOĞLU
Ezberle olmaz
Şakir TARIM
Anadolu’nun milli kimliği ve Diyarbakır
İsmail KILLIOĞLU
Evin içi
İbrahim VELİ
Derin muhalefet
Abdülkadir ÖZKAN
YPG’ye 100 TIR silah ve barışa tam destek!..
 
Ana Sayfa Günün Haberleri Yazarlar TÜRKİYE POLİTİKA EKONOMİ SPOR DÜNYA SAĞLIK & YAŞAM EĞİTİM BİLİM-TEKNOLOJİ KÜLTÜR-SANAT
Copyright © 2011 TV 5 HABER
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz