Amerikan Başkan Yardımcısı Biden'in sık sık yaptığı diplomatik anlamda patavatsızlık olarak yorumlanabilecek açıklamaları ilk bakışta 'böylesi dev bir gücü kimler yönetiyor' sorusunu akla getirebilir. Öyle ya, Suriye ve Irak'a yönelik strateji için ikna edilen bir ülkeye en fazla ihtyaç duyduğu bir dönemde Obama'nın yardımcısı olarak koalisyona dahil ettiği diğer Arap ülkelerini de katarak bir bakıma suçlu ilan etmenin izahı ne olabilirdi? Üstelik buna benzer tutarsız açıklamaları ve peşinden de özür dilemeleri ile meşhur bir adam bir dünya devini yöneten iki numara konumunda nasıl olabiliyordu?

Buna benzer diplomatik skandal açıklamaların ima ettiği gerçeklik ve imaj oluşumu bir tarafa, cehalet belirtisi sayılacak bilgi yanlışları Amerikalı yetkililerden çokça duyulabilir. Amerikan sisteminde valilik deneyimi de olsa sinema oyuncularının başkanlık koltuğuna oturabildiği gözönüne alındığında bu hafif temsiliyetle stratejik karar alma yeteneği arasında derin çelişki olduğu sanılabilir.

Kişisel yetenek ve birikim açısından pek çok muhatabına göre hafif görüntü veren Amerikalı yöneticilerin profilleri muhataplarını yanıltabilir. Entellektüel kapasite ve siyasi vizyon, bilgi birikimi, sahaya dair tarihsel ve aktüel anlamda hakimiyeti Amerikalı muhataplarına göre ağır basan müttefik hatta üçüncü dünya yöneticilerinin zaman zaman şaşırtıcı perforsmanları ile dikkati çektikleri olmuştur.

En son Biden örneğinde olduğu gibi Amerikalı yöneticilerin hafiflikleri ile muhataplarının kişisel müktesebiyatları hala süper güç olan bu ülke/lerin karar verme yeteneği ve stratejik vizyonu hakkında aldatıcı olabilir. Karşınıza muhatap olarak çıkan o bakan, yetkili Amerikan seçim sisteminin karmaşık güç dengeleri içinde oraya gelmiş olabilir. Bu durum bir imparatorluk çapındaki gücün stratejik vizyonunun bu temsiliyete yansıdığından ibaret olduğu anlamına gelmez. Sahnedeki kişisel ağırlığından çok temsil ettiği gücün özgül ağırlığı hesaba katılarak değerlendirilmesi gerekir. Yani ekonomik, siyasi, askeri güç dengeleri, hakkında hesabı olan, dengelere müdahil olan devlet sisteminin varlığı akılda tutulmalıdır.

Amerikalı yöneticilerin zaman zaman herkesi şaşırtan şapşallıklarına bakarak bu tür devletlerin gücü ve kapasitesi hakkında hüküm çıkarmaya çalışmak her şeyden önce onunla her ne türden olursa olsun iş tutmak isteyen hele hele Türkiye gibi son derece riskli bir bölgede stratejik ittifak ya da muhalefet ilişkisine girecekleri yanıltabilir.

Bu durum Amerika'nın her şeyi belirleyen mutlak bir güç olduğu anlamına gelmez ama vitrindekilerin kendi tarzlarına bakarak bu gücü hafife almayı da hiç gerektirmez.

Küresel hakimiyet iddiaları olan devletlerin kişileri hatta iktidarları aşan stratejileri vardır; iktidarlara göre radikal değişiklikler göstermez; olsa olsa üslup ve bazı öncelikleri değişir.

Her gelişmenin mutlak kontrol ve önceden planlandığı gibi gitmeyebileceğine ve nitekim gitmediğine dair onlarca örnek gösterilebilir. Ancak bu tür öngörülmeyen durumlar için alternatifler de hazırlanır. Mesela Afganistan'ı işgal planının Clinton döneminde gerek görüldüğü halde devreye sokulmak üzere hazırlandığı bugünlerde ortaya çıkıyor.

Amerikan'ın gücünü Biden ya da H. Clinton gibilere bakarak hafife alanlarla bu gücü mutlaklaştırıp her gelişmeyi Amerikan'ın gücünün belirlediğini sananların yanılgılarının kesiştiği bir döneme tanıklık ediyoruz.

1- Amerikan gücünü kimi sözcülerinin kişisel performanslarına bakarak küçümseyenler bu ülkenin her şeyi belirlemese de inisiyatifi elinde tutmak, ikinci üçüncü ferceden güçlere açılacak alanı kendisinin belirlemek istediğini ve şimdilik bu kapasiteyi koruduğunu unutmamalı. Hala stratejik çıkarları doğrultusunda önem verdikleri alanları kontrol ettikleri, tutarsız politikalarına rağmen Ortadoğu'da kontrolsüz güçlerin çıkmasını engellemeye yönelik bir akılla hareket ettikleri söylenebilir. Mesela Türkiye'nin eskiye göre bölgesel etkisinin artması üzerine 'Ortadoğu'da Ankara'nın izni olmadan yaprak kıpırdamayacak' söylemini bozacak kadar gücü ellerinde tuttuklarını hatırlatmakta yarar var.

2-Amerika'nın izni olmadan Ortadoğu'da yaprak kıpırdamayacağına inananlar bu gücü mutlaklaştırdıkları gibi, Türkiye'nin reel gücü ile potansiyel gücünü birbirine karıştıranlarla aynı duruma düşerler.

ABD eski gücünde değil ama bölgenin dinamiklerinin de kendi başına hareket edecek, temel stratejileri belirleyecek güçte olmadıkları da aşikar. Kişisel temsiliyetin arkasındaki sistemi iyi okumadan yapılacak değerlendirmeler her şeyden önce muhataplarını zor duruma düşürebilir. En önemlisi Suud'dan Körfez şeyhliklerine, Türkiye'ye kadar bölge ülkelerini kontrol dışında hareket etmekle suçlayan Biden ise aynı güçleri, kendi oluşturduklarını iddia ettiği şiddet ortamına karşı kullanmaya 'ikna eden' de yine aynı Biden ve onun temsil ettiği sistemdir. Bu oyunun bozulması imkansız değil ama hamaset yerine nasıl ve hangi akılla başarılabileceği üzerinde düşünmekte yarar var.