28 Ramazan 1438 | 23 Haziran 2017
Ana Sayfa Günün Haberleri Yazarlar TÜRKİYE POLİTİKA EKONOMİ SPOR DÜNYA SAĞLIK & YAŞAM EĞİTİM BİLİM-TEKNOLOJİ KÜLTÜR-SANAT
MAKALELER
İSLÂM’DA SİYASET-5
23/08/2014 - 13:00
Mustafa BİLGEN

Bu konuda daha başka yanlış görüşler de bulunmaktadır. Aslında bu görüşler şeytanın süsleyip öne sürdüğü ve gerçek gibi sunduğu hile ve tuzaklardan başka şeyler değillerdir. Şeytan bu düşünceleri öyle gösteriyor ki, insanlar çoğu zaman farkında  olmadan onun yolunda sürekli yürüyüp gidiyorlar. Şimdi bunları görelim:

Bunlardan kimisi, içinde bulunduğu düzeni ve sistemi, ‘Bunlar nasıl olsa İslâm ile çatışmıyorlar, bunların İslâm’a karşı bir tavır ve tutumları yoktur. O halde ben velayet yetkisini bunlara vereyim, tabir caizse, şu parti bana karışmıyor, onu destekleyeyim gibi. ‘Düzenlerle İslâm çatışmıyor’ ifa­desi ne acıdır ki, günümüz İslâm liderliğine soyunan birçok kimse veya cemaatin sa­vunduğu bir fikir olmaktadır. Durumun bunların dediği gibi olması ve Müslümanların diledikleri gibi yaşamaları çok istenir. Ama ne yazık ki, bu zavallılar işin farkında değiller ve mesele hiç de onların düşündüğü gibi değildir.

Şayet Müslümanlar siyasî bir nizamı destekleyeceklerse, öncelikle on­lara şu iki şartı sunmaları gerekir. Bu iki şart kabul edilmedikçe Müslüman’ın onların arasında yer alması veya onları onaylaması ve desteklemesi hiç düşünülemez, caiz değildir. Bu iki şart şöyledir:

1- Bu sistem hiç bir zaman İslâm ile çatışmayacak ve ona saldırmayacaktır.

2- İslâm nizamını gerçekleştirmeye karşı çıkmayacaktır. Bu hususta kendileri de açıkça bunu gerçekleştirmeyi (Müslümanlar) söyleyeceklerdir. İşte bu iki şart kabul edildiği takdirde onların desteklenmesi caizdir.

Olabilir ki, bazı siyasî fikirler İslâm ile çatışmayabilir. Fakat bununla birlikte İslâm nizamından herhangi bir uygulamanın gerçekleşmesini istemez. Ma­demki bir yerde İslâm nizamı hâkim olmayacaksa, mutlaka bunun yerini elbette başka bir nizam alacaktır. Bu ise bizzat küfürdür, zulümdür, fasıklıktır.

Nitekim bu fikir yani başkalarını destekleme düşüncesi ileri sürülmek suretiyle nice Müslümanlar aldatılmıştır. Ba­kıyorsunuz bazı kimseler gecesini gündüzüne katarak kendi partisini savunuyor. Ya da onu destekleyen hükümeti savunuyor. Ya da ‘İslâm ile çelişmeyen ve atışmayan’ diye inandığı siyasî fikirleri savunup durmaktadır. Sanki bu, her şeymiş gibi bunlara sarılmaktadırlar. Evet, onların doğru olmaları halin­de, başkalarından tehlike bakımdan bazen daha az tehlikeli olabilirler. Fa­kat bununla birlikte yine de bunlar tehlikelidirler. Müslüman kişi zaman ve imkânlarını onlar için harcayamaz, ömrünü bu yolda tüketemez.

Çünkü Allah (c.c.)’ın zorunlu ve farz kıldığı gibi İslâm’ın bütününü ele almadıkça ve buna sarılmadıkça, o İslâm gerçek İslâm değildir ve orada İslâm yoktur. Bazen de Müslüman olmayan azınlıklar da vardır, bunlar için bunu yapıyoruz gibi bir düşünce ve delil getirmek isterler. Halbuki bu kendilerinin lehine olan bir delil değil, aslında aleyhlerine olan bir delildir.

Şu düşüncesizliğe ve basiretsizliğe bakınız ki, benim ülkemde çoğunluk bende olacak, bir kısım azınlığın hatırı için, dinimi, inancımı ve düşüncemi bırakıp, onlar için bunlardan feda ede­ceğim öyle mi? Halbuki bütün dünyada azınlığın görevi, çoğunluğun kabul ettiği nizama uymaktır. O çoğunluk da onlara karşı adaleti uygulamakla, hiç bir kimseye zulmetmemekle yükümlüdür. Şurası da bir başka gerçektir ki, dünyadaki azınlıkların hiç birisi İslâm dünyasındaki azınlıklar kadar adalet ve merhamet görmüş değillerdir. Diğer ülkelerde yaşayan tüm azınlıklar zulüm ve işkence altında inlerken, sadece Müslüman ülkelerdeki azınlıklar huzurludurlar, tüm temel hak ve özgürlüklerini tam olarak kullanırlar.

Gerçekten İslâm fakihlerinin anlattıklarına göre, İslâm topraklarında ya­şayan Müslüman olmayan azınlıklara zulümde bulunmak, aralarında akit ol­duğu halde böyle bir zulüm yapmak, Müslüman’a yapılan zulümden daha hiddetli bir günah kazanır. Kaldı ki, bu azınlıklar İslâm topraklarında şu toplumsal gerçe­ği kabul ile kalmışlardır. Biz İslâmî hükümlerin bize uygulanmasına razıyız. Yani İslâmî hükümler bizi de bağlar, diye akit yapmışlardır. Yoksa ülkeden çekip giderlerdi.

Yine bunlardan bazısı da şöyle bir fikir ileri sürüyor. İslâm toprakla­rındaki bir siyasî lider hoşuna gittiği için ona velayet yetkisini veriyor. Ge­rekçesi de şu olmaktadır. Bu adam vatanına hizmet için çalışıyor, çırpınıyor, bu adam zekidir, kahramandır gibi sıfatlarla ona aldanıyor ve onun yanında yer alı­yor.

Şimdi sormak gerek, böyle düşünenler için, hedef sadece vatan mıdır? Bu hedefin türü ve çeşidi ne olursa olsun, buna bakılmaksızın sadece hede­fimiz vatan mı olmalı yoksa hedef bu vatanın akidesi ve inancı mı olmalı? Bu, düşünülmesi gereken bir temel noktadır.

O halde Rasûlullah (s.a.v.) neden Mekke’yi terk etti ve hicretle ora­dan ayrıldı? Mekke vatanı değil miydi? Peki, neden Müslümanlar ‘Daru’l-har­b’i vatan edinmediler? Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: “Eğer gerçekten biz onlara: Kendinizi öldürün ya da yurtlarınızdan çıkarın, diye yazmış olsaydık, onlardan az bir bölümü dışında, bunu yapmazlardı. Onlar, kendilerine verilen öğüdü getirselerdi, bu şüphesiz onlar için hayırlı ve sağlamlık bakımından daha güçlü olurdu.”[1]

Demek oluyor ki kuru bir vatancılık, sözde kalan bir yurtseverlik, vatana hizmet hedef değildir, bunlar boş şeylerdir. Aksine vatanda İslâm’a hizmet hedeftir. Bir Müslüman İslâm’a hizmet ettiği sürece vatanına, milletine hizmet ediyor demektir. Bu yoksa vatana hizmet de yoktur.

İslâmî liderlik ile kâfirî liderlik arasındaki ayırıcı fark budur. Şayet amaç ya da hedef hangi nizama göre ve hangi yoldan olursa olsun vatana hizmet ise, dünyadaki her kâfir liderlik sistemi bunu uygulamaktadır. Komünist, Budist, sosyalist, Hindu liderlerin her biri de kendi vatanları için çalışmakta ve birçoğu da kendi halkları tarafından sevilmektedir. Top­rak da hepsinin toprağıdır. Müslüman da buna göre velayet yetkisini bu kâfir liderler arasında en çok vatanına hizmet eden kimseye mi vermelidir? Bu adam kendi dininin ve vatanının düşmanı da olsa bunu yapmalı mıdır? Şeytan bir dehadır. Kahramandır, zekidir, acaba velayet yetkimizi ona vere­lim mi? Cenâb-ı Hak buyurur:

“Gerçekten Şeytan sizin için bir düşmandır. Siz de onu düşman edinin. O kendi grubunu, ancak çılgınca yanan cehennem ateşinin halkından olmaya çağırır.”[2]

İnancımıza göre temel şart ve kural şudur ki, Müslümanları yönetme ve velayet yetkisini ‘bizden olan birisine’ yani Müslüman’a vereceğiz, başkasına de­ğil. Yalnız liderlik konusundaki ifadelerimiz yanlış anlaşılmamalıdır. Biz ‘İslâm liderliği için, liderlikte genel anlamda gerekli olan şartları istemiyoruz’ diye bir iddiada bulunmuyoruz. Elbette Müslümanların lideri kah­raman olacak, zeki olacak, basiretli, ehliyetli olacak, vatana hizmet edecek ve bu niteliklerini asla kaybetmeyeceklerdir. Değil lider olanı sıradan hiç bir Müslüman bile bu nitelikten yoksun olmamak durumundadır. Zira gerçekten Allah (c.c.) kimlerle dost olacağımızı ve kimlerle olamayacağımızı kesin olarak bildirmiştir. Velayet yetkisinin kimlerde olması gerektiği ve olmaması icap ettiği noktasında Rabbimiz (c.c.) her şeyi açıklamıştır. Buyuruyor ki:

“Allah (c.c.)’a ve ahiret gününe iman eden hiç bir kavim bulamazsın ki, onlar Allah (c.c.) ve Rasûlüne karşı baş kaldıran kimselerle bir sevgi ve dost­luk bağı kurmuş olsunlar, bunlar ister babaları, ister çocukları, ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri olsalar dahi. Onlar öyle kimselerdir ki, (Allah) onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları altlarında ırmaklar akan cennetlere sokacak­tır. Orada ebedî olarak kalacaklardır. Allah (c.c.) onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah (c.c.)’ın fırkasıdır. Dikkat edin, şüphesiz Allah (c.c.)’ın fırkası olanlar, felah bulanların ta kendileridir.”[3]

“Sizin dostunuz, ancak Allah, O’nun Rasûlü, rükû ediciler olarak namaz kılan ve zekâtı veren müminlerdir. Kim Allah’ı, O’nun Rasûlünü ve iman edenleri dost (veli) edinirse hiç şüphe yok, galip (üs­tün) gelecek olanlar, Allah (c.c.)’ın taraftarlarıdır (fırkasıdır).”[4]

“Münafıklara haber ver: Onlar için gerçekten acıklı bir azap vardır. Onlar müminleri bırakıp da kâfirleri dostlar edinirler. Kuvveti ve onuru (izzeti) onların yanında mı arıyorlar. Şüphesiz bütün kuvvet ve onur Allah (c.c.)’ındır.”[5]

Allah (c.c.) kendi kitabıyla hükmetmeyene kâfir hükmünü vermiştir. Ayrıca biz bu konudaki ihtilafı da bilmekteyiz.

Kimilerine göre, Allah (c.c.)’ın hükümleriyle hüküm vermemeyi inkâr ola­rak kabul edenler kâfirdir, diyorlar. Ancak sonuç amelî noktada aynıdır, bir tektir. Şayet kişilerde münafıklık vasıfları varsa, böyle kimselere bir Müslüman nasıl velayet ve kendisini temsil yetkisini verebilir ki? Onları nasıl sevebilir ki? Zira Müslüman kâfir olan bir nizama velayet hakkı tanıyamaz. Rabbimiz buyuruyor:

“Münafık erkekler ve münafık kadınlar, bazısı bazısındandır. Kö­tülüğü emrederler, iyilikten alıkoyarlar, ellerini de sımsıkı tutarlar. Onlar Allah’ı unuttular. O da onları unuttu. Şüphesiz münafıklar fıska sapanlardır.”[6]

Kimileri de şöyle bir gerekçe ileri sürüyorlar: ‘Bizim kendilerine dost­luk beslediğimiz ya da bizi yönetme ve bizi temsil yetkisi ve velayet hakkı verdiğimiz kimseler, kötülüğü az olan­lardır. Kısaca ‘ehveni şer’ olanlardır.’ İşte böyle bir gerekçe iledir ki, birçok Müslümanlar Allah (c.c.) için sevgi ve velayet hakkını vermiyorlar. Bu bakımdan da sürekli olarak bozuk-düzen liderler iş başında kalıyorlar. Bu liderler kendi çukurla­rında yürüyorlar, buna rağmen de çevrelerinde kendilerine yardımcılar da bulabiliyorlar.

Halbuki her bir Müslüman velayet ve dostluk yetkisini İslâm’a bağlı bir Müslüman’a vermiş olsa, bunlar münafık da olsalar, böyle bir inançla hareket eden Müslümanlar, İslâm’a bağlı kimseleri aradıkları için o bozuk düzen ve müfsid liderleri de İslâm’a bağlı hale getirmez mi ki? Ya da İslâm hâkimiyet kazanır, Müslümanlar çoğunlukta olunca işi yöneten Raşid İslâm liderli­ği gelemez mi ki? Yeter ki Müslümanlar birlikte hareket etsinler ve başkaca da bir alternatifin İslâm’ın dışında aranamayacağını kesinlikle ortaya koy­muş olsunlar. Bu takdirde ister-istemez kendilerine boyun eğilecektir.

Bazen bakıyoruz, kimi Müslümanlar kendilerini temsil, yönetim ve velayet yetkilerini İslâm düşmanı liderlere veriyorlar. Kimisi de hükümde senelerce bekleyip duruyor. Bunun eseri olarak da, bu arada yetişen yeni nesil İslâm’ı bilmiyor ve tanımıyor. Hatta İslâm’ın manevi kokusunu bile koklayamıyor. Evet, acaba bunlar Müslüman mıdırlar? Çünkü bunlar İslâm’ı öldüren liderleri ve nizamları desteklemekte­dirler. Bu öldürme olayı ister süratlice hemen olsun, ister yavaş yavaş ol­sun. Hiç bir fark yoktur. Sonuç ölüm ve öldürme olunca fark etmez.

Ayrıca ileri sürülen iki hatalı nokta daha vardır.

1- Adam fasıktır, fasıklığında veya mürtedliğinde hiç bir şüphe yok­tur. Bu konuyu şu şekilde açıklayabiliriz.

İslâm’a karşı savaşan ve güçlü olan kimse kuvvetli ve tehlikelidir. Bundan dolayıdır ki, açıktan açığa İslâm’ı savunmamız, kendimizi ortaya koymamız doğru olmaz. Bunun için şimdilik açıktan hareketi terk etmeliyiz. Evet, böyle yapmalıyız ki, müsait fırsat doğabilsin. Uygun fırsat düşünce de gerekeni hemen yaparız, istediğimizi ele geçiririz.

Aslında bu fikri söyleyenlerin bu davranışı, samimi, temiz ve pırıl pırıl olan Müslümanları aldatmak için bir tuzaktır. Bir başka yönden de, İslâmî her sevince tabi olur, katılır ve kâfirlere karşı çarpışma kapısını açar, yani kendisini bir kahraman olarak Müslümanlara tanıtır. Kur’an bunlara sevgi göstermeyi şöylece reddetmektedir:

“Dediler ki: Eğer seninle birlikte hidayete uyacak olursak, yeri­mizden (yurdumuzdan, konumumuzdan ve makamımızdan) çekilip-kopartılırız. Oysa biz onları, kendi katımızdan bir rızık olarak her şe­yin ürününün aktarılıp toplandığı, güvenli bir haremde yerleşik kılma­dık mı? Fakat onların çoğu bilmezler.”[7]

Gerçekten yukarıdaki fikri savunan kimse Allah (c.c.)’ı tanımıyor, olayı ve gerçeği bilmiyor demektir. Halbuki dünyada o kadar inançlar ve ideolojiler var ki, bunların bağlılarından hiç birisi gizliliğe taraftar olmadan, açıktan açığa düşüncesini ve inancını savunuyor. Evet, onların hepsi böyle davranıyorlar.

Peki, biz neden kendi topraklarımızda bir İslâmî bina oluşturmayalım? Onların bu sözleri bile henüz bir bağımsızlığa eremediklerinin ve özgürlük­lerini kazanamadıklarının delili değil midir? Bizim, henüz rüşdünü kanıtla­mamış olanlara bir diyeceğimiz yoktur.

Gerçekten hâkim olan kimsenin ya da partinin bu düşünceyi ortaya at­ması ve bunu binaya kalkışması şundan dolayıdır. Adam böyle bir şeye pek fazla rağbet ettiğinden ötürü, kişiyi İslâm’dan uzaklaştırmasıyla başka bir şeyi bina edecek, bu başka şey de başkasını getirecek. Böylece hem içte ve hem dışta kargaşa ve kavgalar başlayacaktır. Bunun sonunda ise hem kullar ve ülkeler kaybolacaktır. Müslümanlar varlıklarını yitireceklerdir. Şayet ak­sini düşünürsek, yani onların dediği gibi değil de Müslümanlar kendi aralarında gerekeni yapacak olurlarsa, öyle sağlam bir güç haline gelirler ki, kimse kendilerini parçalayamaz. Zira İslâm’ın siyasî nizamı kendi içlerinde bir kavganın içte olmasına izin vermez. Böylece içişleri kargaşasız ve kav­gasız olursa gayet metin ve güçlü bir saf oluşur. Başkaları tarafından bu ni­zamı yıkmak ise başarılamaz.

İşte böyle olunca dünyada meydana gelen gerçeği kedi önlerinde ka­bullenir, bu takdirde bizzat maslahatların kendisi birleşime ve ayrılma un­suru haline gelirler. Bu husus, sadece belli bir bölgenin sınırı içinde mesele­yi ele aldığımız takdirde böyledir. Fakat tüm İslâm dünyasında aynı şekilde meseleyi ele aldığımız takdirde, durum o zaman değişiktir. Çünkü biz bu tarz­da başkasına muhtaç değiliz, ancak bir sınır içerisindeyiz. Fakat ötekiler ise sınırsız olarak bize gerek duyarlar, bunun için de korkuya gerek yoktur.

2- İkinci hatalı nokta ise şöyle sunulmaktadır:

Biz İslâmî bir bölgede yaşayan Müslümanlar olarak İslâm’ı anlayan pek az kişileriz. Bize karşı savaş açan kimse ise bizden çok daha güçlüdür. Bu bakımdan Müslümanlığımızı veya hedeflerimizi veya çalışmalarımızı gizlemeliyiz, açığa vurmamalıyız, diyorlar.

Gerçekte birinci şık doğrudur, tamamen hakikate uygundur. Fakat ikinci şıkkı ise tartışmaya gerek vardır. Çünkü Müslümanlığımızı gizlememiz, ona bir bakıma son vermemiz demektir. Yani bu işte tebliği bir kenara itmek demektir. Onlardan korkmak demektir. İşte bu, hiç bir zaman caiz değildir, hatta bunu düşünmemiz bile doğru değildir. Çünkü böyle bir uygulama Mekke döneminin en ağır baskıların olduğu yıllarında bile yoktur.

Bir Müslüman için Müslümanlığını açığa vurmak caiz olacak da, o da bunu gizleyecek. Bu davranış hiç olacak şey değildir. Ancak pek dar sınırlar içerisinde duruma göre gereken yapılabilir, buna cevaz verilmiştir. Bunu da fakih âlimler takdir etmişlerdir.

Gerçekte esas olan İslâm’ın gizlenmeyip açıkça uygulanmasıdır. Teb­liğ görevinin yürütülmesidir. Aksi ise istisnaî, arızî ve geçici olan bir haldir. İslâm’ımızı açıklamak ve tebliğ etmek, bizzat bu, İslâm’ın garantisidir, hem de devamının garantisidir. Fakat ileride gerçekleştirmesini istediğimiz hedeflerimizi gizlemek, ya da kendilerinden siyasî çalışma hakları alınmış bulunan ülkelerdeki Müslümanlar, buralarda yürüttükleri siyasî çalışmalarını gizleyebilirler. İşte bu, duruma göre olacak olan bir şeydir. Kimisi onu yük­lenir, kimisi de başkasını..

Biz buraya kadar Müslüman gruplar ve cemaatler arasındaki görüşleri ve kendilerini siyasî cihaddan alıkoyan noktaları tartıştık. Hatalarını gördük. Şimdi bu konuda sonuç olarak di­yoruz ki:

Dünyanın bütün ülkeleri veya bölgelerinde yaşayan Müslümanların bir tek vücut gibi hareket etmeleri gere­kir. Çünkü bu, farzdır. Kendi bölgelerinde tek liderleri olması lazımdır, bu farzdır. İslâmî hükümleri yerine getirmek için gereken bütün hazırlıkları yapmaları icap eder, bu da farzdır. Kendilerine zararlı ve bozguncu kişileri ülkelerinden söküp atmaları gerekir, bunu yapmak da farzdır. Başka ülkeler ve yerlerdeki Müslüman kardeşlerine yardım ellerini her yönden uzatmaları gerekir, bu da farzdır. Aralarında her konuda birlik meydana getirmeleri lazımdır. Bu, farzdır. Bütün dünya Müslümanlarının Halifelerini bulup ortaya çıkarmaları, ona biat etmeleri gerekir, bu da farzdır. Tüm güçlerini cihad için seferber etmeleri gerekir, bu da farzdır. Bütün dün­yaya İslâm’ı duyurmaları ve yaymaları şarttır ve bu da farzdır.[8]

Her birimiz heva ve isteklerimizi öncelikle bir kenara itmeliyiz. Bu saydığı­mız farzların gerçekleşebilmesi ve sağlam bir temel atmamız için Müslüman kardeşlerimize yardım ellerimizi uzatmalıyız. Dinde pek zarurî olarak bilinen bir hususta artık aramızda tartışmayalım. Cihad üzerimize farz olmuşken, onu terk ettiğimiz için başımıza gelen zillet ve aşağılığa artık bir son vere­lim. Kim Allah (c.c.)’tan bir ecir ve zafer isterse, bundan yoksun olmamayı diler­se bunu yapsın..

(Devam edecek)



[1]Nisa sûresi, 4/66.

[2]Fatır sûresi, 35/6.

[3]Mücadele sûresi, 58/22.

[4]Maide sûresi, 5/55,56.

[5]  Nisa sûresi, 4/138, 139.

[6]Tevbe sûresi, 9/67.

 

[7]  Kasas sûresi, 28/57.

 

[8]  Allah Erinin Ahlâk ve Kültürü, Said Havva.

YORUMLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
10/11/2016 - 13:45 Hz PEYGAMBER (s.a.v.)’İN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
25/10/2016 - 09:38 SAİD HALİM PAŞA’NIN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
17/10/2016 - 14:42 KÂTİP ÇELEBİ’NİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
10/10/2016 - 11:58 KOÇİ BEY’İN SİYASETÇİ’YE ÖĞÜTLERİ
04/10/2016 - 12:10 LÜTFİ PAŞA’NIN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
26/09/2016 - 11:26 GELİBOLULU MUSTAFA ÂLΒNİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
20/09/2016 - 12:00 KINALIZADE ALİ EFENDİ’NİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
11/09/2016 - 17:59 SULTAN MURAD HAN’IN ÖĞÜTLERİ
09/09/2016 - 12:12 İBNU HALDUN’UN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
24/07/2016 - 17:55 ŞEYH EDEBALİ’NİN OSMAN GAZİ’YE ÖĞÜTLERİ
19/07/2016 - 14:01 ŞEYH SADİ-İ ŞİRAZΒNİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
15/07/2016 - 14:38 FERİDܒD-DİN ATTAR’IN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ-2
20/06/2016 - 10:32 FERİDܒD-DİN ATTAR’IN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ-1
12/06/2016 - 11:56 YUSUF HAS HACİB’İN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
06/06/2016 - 10:02 NİZAMܒL-MÜLK’ÜN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
30/05/2016 - 13:58 İMAM GAZALΒNİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
23/05/2016 - 15:51 FARABΒNİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
16/05/2016 - 09:07 İMAM MAVERDΒNİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
09/05/2016 - 09:21 HASAN-İ BASRÎ (r.a.)’NİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
02/05/2016 - 09:55 İMAM EBU YUSUF’UN HARUN REŞİD’E ÖĞÜTLERİ
24/04/2016 - 16:06 TURTÛŞÎ’NİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
18/04/2016 - 09:54 ÖMER B. ABDU’L-AZİZ’İN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
11/04/2016 - 14:43 Hz ALİ’NİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
01/04/2016 - 09:41 Hz OSMAN (r.a.)’IN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
21/03/2016 - 15:34 Hz ÖMER (r.a.)’in SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
14/03/2016 - 14:55 Hz EBU BEKİR (r.a.)’İN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
09/03/2016 - 11:14 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-39 ZULÜM
29/02/2016 - 10:36 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-38 ZİNA YOLUYLA KAZANÇ
22/02/2016 - 12:12 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-37 ZİLLET
15/02/2016 - 11:56 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-36 YETİM MALI YEMEK
08/02/2016 - 12:00 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-35 YALANCILIK
01/02/2016 - 16:52 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-34 YALAN YEMİN
25/01/2016 - 12:47 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-33 VAKIF VE DEVLET MALI YEMEK
18/01/2016 - 10:32 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-32 TÛL-İ EMEL
11/01/2016 - 15:54 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-31 İFTİHAR-TEFAHUR
28/12/2015 - 10:19 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-29 RÜŞVET-2
21/12/2015 - 11:23 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-28 RÜŞVET-1
14/12/2015 - 00:18 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-27 RIZIK TAKSİMİNE RAZI OLMAMAK
07/12/2015 - 10:24 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-26 RİYA
04/12/2015 - 13:09 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-25 NİFAK
23/11/2015 - 11:59 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-24 NEFRET
16/11/2015 - 03:19 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-23 KUMAR
09/11/2015 - 11:46 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-22 KORKAKLIK
06/11/2015 - 07:23 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-21 SADECE KENDİNİ DÜŞÜNMEK
26/10/2015 - 09:30 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-20 KATL (ADAM ÖLDÜRMEK)
20/10/2015 - 11:06 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-19 KALPAZANLIK
12/10/2015 - 01:17 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR - 18 İSYAN
05/10/2015 - 13:01 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-17 İSRAF
28/09/2015 - 10:06 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-16 İFTİRA
21/09/2015 - 10:12 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-15 HULF
14/09/2015 - 10:10 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-14 HUKUKA RİAYETSİZLİK
07/09/2015 - 09:18 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-13 HIYANET
31/08/2015 - 10:03 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-12 HIRSIZLIK
25/08/2015 - 12:11 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-11 HIRS
17/08/2015 - 11:02 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-10 HİLE
10/08/2015 - 11:21 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-9 HASED
31/07/2015 - 09:27 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-8 HAKSIZ MAL EDİNMEK
27/07/2015 - 01:54 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-8 HAKSIZ MAL EDİNMEK
24/07/2015 - 03:21 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-7 GEVŞEKLİK
13/07/2015 - 12:03 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-6 GASP
06/07/2015 - 12:50 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-5 GAFLET
29/06/2015 - 11:29 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-4 GADR
22/06/2015 - 11:22 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-3 FAİZCİLİK
15/06/2015 - 01:43 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-2 ALDATMA (GABN)
09/06/2015 - 12:38 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-1 ADAVET
01/06/2015 - 08:07 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-30 ZİYAFET
25/05/2015 - 10:36 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-29 YÜSR (TEYSİR)
18/05/2015 - 12:22 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-28 VADİNDE DURMAK
11/05/2015 - 11:20 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-27 ÜLFET (İyi Geçinmek)
04/05/2015 - 12:49 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-26 TEVEKKÜL
27/04/2015 - 10:53 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-25 TEDBİR
20/04/2015 - 12:06 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-24 TEAVÜN (Yardımlaşma)
13/04/2015 - 11:41 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-23 ŞÜKÜR
09/04/2015 - 12:19 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-22 SEBAT
30/03/2015 - 11:43 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-21 SADAKA
23/03/2015 - 02:17 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-20 SABIR
16/03/2015 - 09:10 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-19 MUHASEBE
9/03/2015 - 00:05 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-18 KESB
03/03/2015 - 13:20 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-17 KANAAT
16/02/2015 - 09:58 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-15 İTİMAT
09/02/2015 - 10:20 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-15 İSTİŞARE
03/02/2015 - 10:45 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-14 İNFAK
26/01/2015 - 13:04 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-13 İKTİSAD
22/01/2015 - 10:41 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-12 İHTİYAT
12/01/2015 - 01:43 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-11 İHSAN
05/01/2015 - 00:04 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-10 HAMD
29/12/2014 - 11:31 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-9 GAYRET
22/12/2014 - 11:55 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-8 FÜTÜVVET
15/12/2014 - 02:26 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-7 FİRASET
08/12/2014 - 11:44 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-6 EMANET
01/12/2014 - 10:32 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-5 DOĞRULUK (SIDK)
23/11/2014 - 23:47 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-4 CÖMERTLİK
17/11/2014 - 01:02 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-3 CESARET
10/11/2014 - 11:26 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-2 BASİRET
03/11/2014 - 01:41 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-1 ADALET
23/10/2014 - 10:54 Hz HÜSEYİN (r.a.)’İN SİYASÎ KİŞİLİĞİ
16/10/2014 - 12:52 Hz ALİ (R.A.)’NİN SİYASÎ KİŞİLİĞİ
08/10/2014 - 10:39 Hz OSMAN (R.A.)’IN SİYASÎ KİŞİLİĞİ
29/09/2014 - 09:53 Hz ÖMER (r.a.)’İN SİYASÎ KİŞİLİĞİ
21/09/2014 - 00:32 HZ. EBU BEKİR (R.A.)’in SİYASÎ KİŞİLİĞİ
15/09/2014 - 12:29 Hz PEYGAMBER (S.A.V.)’İN SİYASÎ KİŞİLİĞİ-2
08/09/2014 - 01:49 HZ. PEYGAMBER (S.A.V.)’İN SİYASÎ KİŞİLİĞİ-1
01/09/2014 - 12:17 İSLÂM’DA SİYASET-6
23/08/2014 - 13:00 İSLÂM’DA SİYASET-5
04/08/2014 - 09:28 İSLÂM’DA SİYASET-4
30/07/2014 - 11:13 İSLÂM’DA SİYASET-3
21/07/2014 - 10:28 İSLÂM’DA SİYASET-2
14/07/2014 - 10:52 İSLÂM’DA SİYASET-1
07/07/2014 - 09:47 İSLÂM BİRLİĞİNE ÇAĞRI-4
30/06/2014 - 09:57 İSLÂM BİRLİĞİNE ÇAĞRI-3
23/06/2014 - 09:13 İSLÂM BİRLİĞİNE ÇAĞRI-2
16/06/2014 - 11:29 İSLÂM BİRLİĞİNE ÇAĞRI-1
09/06/2014 - 09:47 İSLÂM BİRLİĞİ TEŞKİLATI ANA SÖZLEŞMESİ-4
02/06/2014 - 02:19 İSLÂM BİRLİĞİ TEŞKİLATI ANA SÖZLEŞMESİ-3
26/05/2014 - 09:07 İSLÂM BİRLİĞİ TEŞKİLATI ANA SÖZLEŞMESİ-2
19/05/2014 - 11:58 İSLÂM BİRLİĞİ TEŞKİLATI ANA SÖZLEŞMESİ
12/05/2014 - 10:44 İSLÂM BİRLİĞİ TEŞKİLATI NASIL KURULACAK?
05/05/2014 - 12:20 İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLÂTI(ESKİ İKÖ)
28/04/2014 - 00:54 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-8 MÜSLÜMAN TOPLULUKLAR-3
21/04/2014 - 12:53 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-7 MÜSLÜMAN TOPLULUKLAR-2
14/04/2014 - 09:49 BÜGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-6 MÜSLÜMAN TOPLULUKLAR-1
07/04/2014 - 10:48 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-5 GERİ KALMIŞLIK
31/03/2014 - 11:53 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-4 NÜFUS ARTIŞI
24/03/2014 - 11:18 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-3 EKONOMİK SORUNLAR
17/03/2014 - 11:52 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-2
10/03/2014 - 10:30 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-1
03/03/2014 - 08:22 ULUSLARARASI BİRLİKLER-10 GÜNEYDOĞU ASYA ÜLKELERİ BİRLİĞİ (ASEAN)
24/02/2014 - 09:42 ULUSLARARASI BİRLİKLER-9 VARŞOVA PAKTI
17/02/2014 - 09:31 ULUSLARARASI BİRLİKLER-8 SSCB ve AVRASYA BİRLİĞİ
10/02/2014 - 07:38 ULUSLARARASI BİRLİKLER-7 D-8 GELİŞEN 8 ÜLKE
02/02/2014 - 19:28 ULUSLARARASI BİRLİKLER-6 CENTO ve BAĞDAT PAKTI
27/01/2014 - 07:58 ULUSLARARASI BİRLİKLER-5 AFRİKA BİRLİĞİ
23/01/2014 - 00:17 ULUSLARARASI BİRLİKLER-4 ARAP BİRLİĞİ
13/01/2014 - 07:25 ULUSLARARASI BİRLİKLER-3 NATO
07/01/2014 - 07:09 ULUSLARARASI BİRLİKLER-2 AVRUPA BİRLİĞİ (AB)
30/12/2013 - 07:19 ULUSLARARASI BİRLİKLER-1 BİRLEŞMİŞ MİLLETLER (BM)
23/12/2013 - 08:08 İSLÂM BİRLİĞİ ve ULUSLAR ARASI BİRLİKLER
16/12/2013 - 08:48 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-7 AŞIRI MİLLİYETÇİLİK
10/12/2013 - 09:56 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-6 FAŞİZM VE IRKÇILIK
02/12/2013 - 08:07 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-5 KOMÜNİZM
25/11/2013 - 09:12 İSLAM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-4 BATI EMPERYALİZMİ
22/11/2013 - 10:05 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-3 SİYONİZM-3
20/11/2013 - 11:53 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN FAKTÖRLER-2 SİYONİZM-2
04/11/2013 - 10:10 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-1 SİYONİZM-1
28/10/2013 - 07:11 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER
20/10/2013 - 18:05 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-28 KUDÜS KONGRESİ (1931)
15/10/2013 - 20:29 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-27 NECMETTİN ERBAKAN ve D-8
07/10/2013 - 07:36 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-26 BEDİUZZAMAN SAİD NURSÎ
30/09/2013 - 06:05 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-25 ABDURREŞİD İBRAHİM
23/09/2013 - 06:31 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-24 MÜSLÜMAN KARDEŞLER TEŞKİLATI-2
16/09/2013 - 06:47 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-23 MÜSLÜMAN KARDEŞLER TEŞKİLATI-1
10/09/2013 - 06:55 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-21 II. ABDULHAMİD-2
02/09/2013 - 07:36 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-21 II. ABDULHAMİD-1
25/08/2013 - 22:57 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-20 KANUNî SULTAN SÜLEYMAN
20/08/2013 - 06:06 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-19 İDRİS-İ BİTLİSÎ
12/08/2013 - 07:09 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-18 YAVUZ SULTAN SELİM
05/08/2013 - 06:38 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-17 FATİH SULTAN MEHMED
29/07/2013 - 06:24 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-16 OSMAN GAZİ
22/07/2013 - 00:21 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-15 OSMANLILAR DÖNEMİ
15/07/2013 - 08:07 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-14 SELÇUKLULAR DÖNEMİ-2
08/07/2013 - 10:47 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-13 SELÇUKLULAR DÖNEMİ-1
01/07/2013 - 09:32 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-12 SELAHADDİN EYYUBÎ
24/06/2013 - 09:28 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-11 ABBASİLER DÖNEMİ-2
17/06/2013 - 09:35 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-10 ABBASİLER DÖNEMİ-1
10/06/2013 - 09:27 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-9 EMEVİLER DÖNEMİ-2
03/06/2013 - 10:04 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-8 EMEVİLER DÖNEMİ-1
29/05/2013 - 07:11 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-7 Hz ALİ (r.a.) DÖNEMİ
26/05/2013 - 09:37 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-6 Hz OSMAN (r.a.) DÖNEMİ
13/05/2013 - 10:30 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-5 Hz ÖMER (r.a.) DÖNEMİ
06/05/2013 - 11:41 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-4 Hz EBU BEKİR DÖNEMİ
29/04/2013 - 09:25 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-3 MEDİNE DÖNEMİ
22/04/2013 - 02:26 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-2 HİCRET
15/04/2013 - 07:02 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-1 MEKKE DÖNEMİ
08/04/2013 - 08:00 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-16 NEFSE UYMAK
01/04/2013 - 09:29 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-15 HAYATI DEĞERLİ GÖRMEK
25/03/2013 - 10:40 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-14 HEVA’YA UYMAK
18/03/2013 - 10:17 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-13 GEVŞEKLİK
11/03/2013 - 09:58 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-12 TÛL-İ EMEL
04/03/2013 - 14:19 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-11 TEMBELLİK
25/02/2013 - 10:03 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-10 CEHALET
18/02/2013 - 09:16 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-9 KORKAKLIK
11/02/2013 - 00:51 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-7 ZİLLET
04/02/2013 - 09:36 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-8 İHANET (Hıyanet)
28/01/2013 - 09:19 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-6 REHAVET
21/01/2013 - 01:08 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-5 GAFLET
14/01/2013 - 08:01 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-4 YEİS
06/01/2013 - 02:49 İslam Birliğini Engelleyen Hastalıklar-3 Adavet
30/12/2012 - 02:14 İslam Birliğini Engelleyen Hastalıklar-2 Başkanlık Sevgisi
24/12/2012 - 00:26 İSLAM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR 1 TEFRİKA
17/12/2012 - 08:10 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 14 Bey'at (Biat)
11/12/2012 - 07:17 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 13 Hamiyyet
03/12/2012 - 08:09 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 12 Müsalemet
26/11/2012 - 08:32 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 11 Muavenet
19/11/2012 - 00:38 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 10
12/11/2012 - 08:05 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 9 Cesaret
05/11/2012 - 08:21 İslâm Birliğinin Temel Esasları-8 Sadakat
30/10/2012 - 00:05 İslâm BirliğininTemel Esasları-7 Uhuvvet
21/10/2012 - 11:08 İslâm Birliğinin Temel Esasları 6 - Ümmet Bilinci
15/10/2012 - 08:23 İslâm Birliğinin Temel Esasları-5 Adalet
08/10/2012 - 10:50 İslam Birliğinin Hedefleri 4 - Hürriyet
01/10/2012 - 09:51 İslam Birliğinin Temel Esasları - 3 Şûra
24/09/2012 - 00:53 İslam Birliğinin Temel Esasları 2 - İttihad
22/09/2012 - 01:22 İslâm Birliğinin Temel Esasları 1 - İtikad
16/09/2012 - 23:48 İslam Birliğinin Hedefleri 7 - Sömürünün Ortadan Kaldırılması
08/09/2012 - 01:14 İslâm Birliğinin Hedefleri 6 - İslâm Medeniyetinin Yeniden Kurulması
03/09/2012 - 12:50 İslam Birliğinin Hedefleri 5
27/08/2012 - 15:07 İslam Birliğinin Hedefleri 4 - Ekonomik Güçlenme
23/08/2012 - 12:31 İSLÂM BİRLİĞİNİN HEDEFLERİ-3 (Manevî Kalkınmanın Gerçekleştirilmesi)
13/08/2012 - 10:19 İSLÂM BİRLİĞİNİN HEDEFLERİ-2 Maddî Kalkınma ve Refahın Yaygınlaştırılması
06/08/2012 - 12:26 İslam Birliği'nin Hedefleri 1 Temel Hak ve Özgürlüklerin Sağlanması
30/07/2012 - 10:32 İslam Birliğinin İtikadi Ve Siyasi Temelleri
23/07/2012 - 13:59 İSLÂM BİRLİĞİNİN FAZİLETİ
18/07/2012 - 14:41 Dünya İslam Birliğine Muhtaçtır
09/07/2012 - 16:27 İslam Birlği İzzet kazandırır
02/07/2012 - 09:45 İslam Birliği'nin Amacı
25/06/2012 - 12:19 İSLÂM BİRLİĞİ HER MÜSLÜMAN’IN GÖREVİDİR
18/06/2012 - 09:18 İslam Birliğinin Hükmü
11/06/2012 - 10:51 İslam Birliği Yüce Bir İdealdir
04/06/2012 - 14:04 İslam Birliği Nedir?
29/05/2012 - 11:56 İslam Birliği İnanç Birliğidir
21/05/2012 - 12:58 Selamı Yayınız
14/05/2012 - 12:31 İslam Birliği Acil Bir İhtiyaçtır
 
Meclis güçsüzleşirse sokak güçlenir
KPSS cevap kağıtları erişime açıldı
ABD'den PYD/PKK mektubu
Biraraya gelmezsek zulümler önlenemez
KPSS sonuçları açıklandı
Bahçeli’den CHP'nin yürüyüşüne ilk tepki: "Akılsız başın cezasını ayaklar çeker"
Sorunlarımızı G-8’de değil D-8’de çözelim!
Az önce açıklandı! İşte yerine gelen isim…
Siyasîler kavgayı bırakırsa vatandaş kucaklaşır
EN ÇOK
Yazarlar
Hayati OTYAKMAZ
ADALET- EMANET VE İŞLERİ EHLİNE VERMEK
Şeref KAÇMAZ
HESAPLI - YORUM
Mustafa KAYA
Cenevre’de Güvenlik ve Garantiler Tuzağı
Atilla MEHDİGİL
Ateizm ve ateistlerin hezeyanı
Feyzullah AYDOĞAN
YENİDEN BÜYÜK TÜRKİYE’NİN İNŞA POLİTİKALARI
İshak BEYAZAY
Katar sana ne katar - Deepweb
Ekrem ŞAMA
Dışişleri şaka gibi
Mustafa İŞCAN
Yıllık izin birer gün olarak kullanılır mı?
Mustafa GEÇER
TÜRKİYE’NİN BATILILAŞMA SORUNU
Mustafa BİLGEN
Hz PEYGAMBER (s.a.v.)’İN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
Uzm.Dr. Ali AYDIN
Soğuk Parmaklar Hangi Hastalıklarda Görülür
Alıntı Yazılar
Abdullah AKÇAY
Düşünmek herkese iyi gelecek !..
Mehmet Şevket EYGİ
Kuvvetli Müslüman
Ali Haydar HAKSAL
Emperyalizmin Suyunda Gitmek de İşe Yaramıyormuş
Prof. Dr. Mehmet Seyfettin EROL
“Korku Türbülansı”ndaki ABD ve “Kontrolsüz Çok Kutupluluk” Planı
Zeki CEYHAN
Bir adım ötesi!
Mevlüt ÖZCAN
Her ibadetin hikmeti vardır
Mahmut TOPTAŞ
Bayram günü ne yapalım?
Prof.Dr.Ata ATUN
Avustralya’dan bir başarı öyküsü
Prof. Dr. Burhanettin Can
İslâm coğrafyasında “kaos’tan kaynaklanan düzen”
İsmail Hakkı AKKİRAZ
Ne yapacaksan ölmeden önce yap
Mustafa YILDIRIM
Özlenen eski Ramazanlar mı yoksa insanlar mı?
Burak KILLIOĞLU
Beton, hep beton!
Şakir TARIM
Yaşananlar ekseninde D-8’in önemi
İsmail KILLIOĞLU
İktidar ve devlet
İbrahim VELİ
En değerli hediye: D-8
Abdülkadir ÖZKAN
Suriye bölündü, kaynaklar paylaşıldı
 
Ana Sayfa Günün Haberleri Yazarlar TÜRKİYE POLİTİKA EKONOMİ SPOR DÜNYA SAĞLIK & YAŞAM EĞİTİM BİLİM-TEKNOLOJİ KÜLTÜR-SANAT
Copyright © 2011 TV 5 HABER
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz