26 Muharrem 1439 | 17 Ekim 2017
Ana Sayfa Günün Haberleri Yazarlar TÜRKİYE POLİTİKA EKONOMİ SPOR DÜNYA SAĞLIK & YAŞAM EĞİTİM BİLİM-TEKNOLOJİ KÜLTÜR-SANAT
MAKALELER
İSLÂM’DA SİYASET-4
04/08/2014 - 09:28
Mustafa BİLGEN

Bu konuda çok önemli bir diğer nokta daha bulunmaktadır. O da Müslümanların Büyük İmam/Halifelerinin bulunmamasıdır:

a) Bugün Müslümanlar, dünya genelinde sağlıklı bir birlik siyaseti gerçekleştirecek, İslâm ülkelerinin yöneticilerinin kendisini kabul ve itaat edeceği bir Genel Başkandan yoksundur. Bunun adı ‘Halife’ olabilir, ‘Büyük İmam’ olabilir, ‘İslâm Birliği Başkanı’ olabilir. Ne yazık ki dünya genelinde bir liderimiz ve başkanımız yoktur. Mademki durum böyledir, o halde çalışmanın ne faydası var ki? Diyenler de çıkmaktadır. Bu fikri ileri sürenler aslında bizzat bunların kendisi bu görüşü ileri sürmekle liderliği ve komutanlığı ellerinden kaçırmaktadırlar. Bunu bulabilecek yolları dene­mekten ve bu yönde çalışmaktan uzak kalıyorlar. Nitekim Rasûlullah (s.a.v.) bu konuda şöyle buyurmuşlardır:

“Müslümanlar üç kişi olduklarında, birilerini kendilerine emir ta­yin etsinler.”[1] Bu hadis-i şerif’ten anladığımız şudur: Müslümanlar lider­lerini kendi elleriyle kendileri çıkaracak ve asla lidersiz kalmayacaklardır. Bundan daha açık ve net emir olabilir mi?

Müslümanların her birinin kendi ülkelerinde, şehirlerinde, beldelerinde ve hatta aşiretlerinde birer başkanlarının bulunması Büyük İmam, Halife veyahut Genel Başkan seçimi ve ona biat sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Bundan dolayı da herkes vebal ve sorumluluk altındadır.

Rasûlullah (s.a.v.) yine buyuruyor: “Bir kimse Allah (c.c.) için daha uygu­nu varken, başka bir kimse bir toplumun başına ehil olmayan emir ta­yin ederse, o kimse Allah (c.c.)’a, Rasûlüne ve Müslüman cemaate ihanet etmiştir.”[2] Bundan da anladığımız şudur: İslâm için en güzel olan, ‘emir’ olmaya en uygun gelenidir. Nitekim Ebu Zer (r.a.) kendisinden emirlik istediğinde, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Sen zayıf bir kimsesin (bu görevi ya­pamazsın), o ise bir emanettir.”[3] Bu hadis-i şerif de gösteriyor ki, Müslümanların içinden en güçlü ve sağlam olanı bu yönetim görevine getirilir.

Müslümanlar her zaman aralarında bir Genel Başkan/Büyük İmam/Halife ya da lider çıkarabilirler. Herhangi bir Müslüman çıkıp artık liderlik ve Hilafet yok olmuştur, diye ortaya çıkamaz ve bunun için İslâm âlimlerinin kabul edebileceği bir şer’î delil de getiremez. Bu düşüncelere sarılıp amel de edemez. Mademki bir yerde Müslümanlar vardır, onlar orada bizzat kendi içlerinden liderlerini de çıkarabilirler ve çıkarmalıdırlar. Ayrıca dünya genelinde de Büyük İmam’ı seçmeli ve ona biat etmelidirler. Şayet liderlikte bir eksiklik söz konu­suysa onu da gerektiğinde tamamlayabilirler.

Fakat Müslümanların genel anlamda İmamsız, başkansız, lidersiz kalmaları ise caiz değildir. Hele artık Halife/Büyük İmam/Başkan yoktur, bahanesiyle oturmamız ve gayret göstermememiz de hiç caiz değildir. Nitekim Şafiî fakihleri derler ki: ‘Halife kaybolunca, Hilafet hükümleri ve görevleri, o zamanın en büyük âlimine intikal eder.’ Bu, şunu gösteriyor, Müslümanların hiç bir vakit ‘Emir’siz ve nizamsız durmaları caiz değildir.

Bizler, kimi zaman İslâm dünyasında şunu görebiliyoruz: Âlimler var, fakat içinde yaşadığı zamandan habersizdir. Bu âlim ve fakih kimse emirlik ve liderlik gö­revlerini yürütebilecek bir ehliyette değildir, ileriyi de görememektedir. Bazen de liderlik, hizmet ve iş yapmaya elverişli, ileri görüşlü biri bulunabilir. Fakat bu kimse de fakih değildir. Kimi zaman da öyle Müslüman var ki, âlimdir, fakat bu da çok halim ve selim olduğu için siyasetin mücadele ve hasımlık işlerine vakıf değildir. Bu ve benzeri birçok kimseler olabilir. Fakat durumun böyle olması bile hiç bir zaman için ‘Baş’sız kalmamızı gerektirmez, bundan dolayı da sorumluluktan kurtulmuş ola­mayız. Onun yokluğu düşünülemez. Biz yüz kişi de olsak, bizi yönetecek en uygun birini aramızdan çıkarmaktan aciz olamayız. Mutlaka birini çıka­racağız, görevlendireceğiz ve biat edeceğiz. Hatta belli bir konuda ve hükümde bizi yönetmesi için de olsa ara­mızda birini tayin ederiz. Nitekim İslâm’da şura da varlığını korumaktadır. Tecrübe ve bilgi ise bu noktada şahsiyetin gelişmesi için gayet önemlidir. Eksiklere gelince bunlar tamamlanabilir. Yeter ki niyet sağlam olsun ve işin kemal noktası bilinebilsin.

b) İslâmî çalışmada yine olumsuz olan ikinci bir nokta şudur: Zamanın kir­lettiği ve bozduğu bir şeyi esansçı düzeltebilir mi? İslâm Hz Peygambe­r (s.a.v.)’in ahirete intikalinden sonra, otuz yıllık hilafet dönemi de geçince eksilme­ye başladı. Raşit Halifelerin düzeni değiştirilmek suretiyle bunlar meydana geldi. Artık bundan böyle de bu, devam etti gitti. Günümüze kadar böyle geldi, bundan sonra da kötüsü gelir iyisi gelmez, bu görüşü ileri sürü­yorlar ve kendi görüşlerini takviye için de Enes b. Malik (r.a.)’ten gelen şu hadis-i şerifi gösteriyorlar:

“Sabrediniz! Siz Rabbinize kavuşuncaya dek, gelebilecek her bir sonraki zaman öncekine göre daha şerli ve kötü olacaktır.” Bunu ben, Peygamberimiz (s.a.v.)’den işittim.”[4]

Mademki sonuç bilinmektedir, İslâmî tüm emirleri hâkim kılacağım diye çalışmanın ne faydası ve gereği var ki? Biz bize göre yapabileceğimiz İslâm’ın bazı yönlerini ele alalım, uygulayalım. Meselâ akidesini ve ibadetini ele alalım yeter. Bu bozuk zaman ve düzen içerisinde bu, yeterlidir. Mülhidler ve dinsizler geliyor, bunu abartıyorlar ve Müslümanların cihad ve savaş ruhunu öldürüyorlar. Diyorlar ki: Rasûlullah (s.a.v.)’ın ölümünden sonra sahabe yıllarca ihtilaf edip durmuşlardır, aralarında çok üzücü ve kanlı savaşlar cereyan etmiştir. Bu, İslâm’ın bir kül olduğuna delildir. Bu onların niyetlerinde devamlılık göstermekte ve taşımaktadır.

Bunlardan başka bir cahil veya hain grup ise şöyle diyor: İslâm artık günümüz şartla­rına ayak uyduramamaktadır. Raşit Halifeler dönemi dışında pratikte bugün tam olarak uygulanır bir hali yoktur.

Bir başka cahil veya hain grup da diyor ki, İslâm hayatı tanzim edecek bir din değil­dir. O sadece bir inanç ve ibadet sistemidir.

İşte bu şekilde yanlış ve hain fikirler ileri sürenler kendileri kendilerince bir İslâm uyduruyorlar. Onların uydurdukları veya insanları da inandırmaya çalıştıkları İslâm Allah Teâlâ’nın gönderdiği ve Hz peygamber (s.a.v.)’in yaşadığı ve tebliğ ettiği İslâm değildir. Onlar bu söz ve fiilleriyle Allah (c.c.)’ın emretmediği bir şeyi yapmış, Allah ve Rasûlüne (s.a.v.) iftira etmiş oluyorlar.

Bütün bu sapık düşünceler bir tek noktada düğümleniyor. Bunların hepsi de saptırmacadır, laf kalabalığıdır, İslâm’ı iyiden iyiye bilip-gören kimse bunları kabul ede­mez. Evet, İslâm hem akidedir (İnanç sistemi), hem ibadet dinidir. İslâm hem sistemdir, hem programdır ve hem de hayat dinidir. İslâm’ın kendisine has bir hukuk sistemi, bir devlet sistemi, bir ceza hukuku, bir uluslararası hukuku ve bir ahlâk nizamı vardır. İslâm’ı bilen bir kimse bu noktada asla başka türlü davranamaz. Nitekim biz daha önceden âyet-i kerimeyi sunmuştuk: “Biz kitabı sana her şeyin açıklayıcısı olarak indirdik.”[5] Aynı mezhep ve din bağlıları arasında her zaman çarpışmalar olabilir. Bundan sonra öyleleri çıkar ki yeni yeni tecrübeler ve öğütler edinmişlerdir. İki hasımdan biri hatalı da olsa, o kimse bağlı bulunduğu mezhebi veya dini değil, ona bağlı hatalı kişiyi tenkid eder ve yine de yoluna devam eder.

Fakat İslâm sadece 30 yıl fiilen uygulanmıştır, bundan fazla uygulanmamıştır, şeklindeki iddia da tarihi gerçekler karşısında en büyük yalandır. İslâm nizamı, dünyanın birçok bölgesinde 19. Asra kadar bile hükümleri uygulanarak gelmiş bir nizamdır. En son büyük Osmanlı Devleti 20. Asrın başına kadar ve altı asır boyunca İslâm hükümlerini uygulayan bir imparatorluk olarak tarihe geçmiş ve bugün bile eserleri dimdik ayaktadır. Müslümanlar bu dönemlerde meselelerini İslâm’a göre hükme bağlamaktaydılar. Evet, bazı idareciler ve devletler tarafından bazı hatalar ve yanlış uygulamalar yapıldığı görülmüştür. Anlayışlarda, itikatlarda, uygulamalarda bazı bozukluklar olmuştur. Müslüman’ın kendisi de değişmiştir. Birçok fitneler ve olaylar meydana gelmiştir. Fırkalar ve ihtilaflar olmuş, kardeş kanı dökülmüştür. Bunlar da Müslümanların dağılmasına ve bozulmasına neden olmuştur. İşte bütün bunlar, bizi uyandırmak, işe daha azimle ve daha bir gayretle eğilmemizi sağlamalıdır. İslâm’dan uzaklaşmamız bizim dağılmamıza, ona sarılmamız ise yükselmemize sebeptir, tarih de buna tanıktır. O halde tekrar ona dönelim, bozuklukları bir kenara itelim. Fakat buna karşı olumsuz tavır takınanlara şöyle seslenelim:

1- Kendinize delil olarak gösterdiğiniz hadisi anlayış ve yorumunuz yanlış ve hatalıdır. Sahabeye hitap eden bu hadis, onlara şunu açıklamaktadır. En iyi İslâm, kendilerinin yaşadığı dönemde yaşadıkları İslâm’dır. Rasûlullah (s.a.v.) zamanında en kâmil manada yaşanmıştır. Fakat bundan böyle bu, ne­silden nesile eksilecektir. Fakat mesele nesillere ve kuşaklara göre değil de, İslâm ümmetine göre ele alınırsa bu, Rasûlullah (s.a.v.)’ın şu hadislerinde ifa­desini açık bir şekilde bulmuş olmaktadır. Nitekim bu konuda Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

“Ümmetim yağmur misalidir. Başı mı hayırlıdır, yoksa sonu mu, bilinemez.”[6]

Rasûlullah (s.a.v.)’dan gelen her bir hadis, bize istikbalin İslâm’ın oldu­ğunu ve olacağını göstermektedir. Yine Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyuru­yor:

“Gerçekten Allah, bana yeri (dünyayı) dürdü de, onun doğularını ve batıla­rını gördüm. Hiç kuşkusuz ümmetim bana toplanan yerlerin mülkünü elde edecektir.”[7] Rasûlullah (s.a.v.) yine buyuruyor: “Bu iş (İslâm), gece ve gündüzün vardığı her yere ulaşacaktır (bütün dünyaya ulaşacaktır). Allah, ne bir dağ başındaki evi ne de bir şehirdeki evi bırakmaksızın bu dini en yüce bir büyüklükle ve­ya en aşağılatıcı bir aşağılatmayla sokacaktır. En yüce bir büyüklükle soka­cak ki, o İslâm’ı yücelttiği yüceliktir. Öyle bir aşağılatma ki, bununla da kâfirler alçaltılacaktır.”[8]

İslâm’ın girdiği her yer yücele­cek, onu kabul edenler de aynı şekilde yüceleceklerdir. İslâm’ın girdiği bir yerde onu ka­bul etmeyenler ise yine İslâm’ın kendileri için öngördüğü bir zillet ile zelil olacaklardır.

Yukarıdaki her iki hadis-i şerif de sahihtir. Her iki hadiste de ‘Dünya İslâm Birliği’nin kurulacağına işaret olunmaktadır. Çünkü kâfirlerin zelil olabilmeleri ancak saltanatın ve gücün Müslümanların elin­de olması ile sağlanır.

Bazı Müslümanlar ise, bunun Hz. İsa (a.s.)’ın dünyaya inmesiyle olacağını düşünmektedirler. Kıyametin kopmasından önce Hz İsa (a.s.) gelecek ve işte o zaman olan olacaktır, diye düşünüyorlar. Bu da yanlıştır. Çünkü eldeki kimi rivayetlere göre izzet ve yüceliğin gösterilmesi, kâfirlerden cizye alınmakla olacaktır. Halbuki Hz İsa (a.s.) indiği zaman ise kendisi kabul etmeyecektir. Bu da gösteriyor ki, böyle bir güç Hz İsa (a.s.) inmeden olacaktır.

Nitekim Rasûlullah (s.a.v.) bir başka sahih hadislerinde Roma’ya (Bi­zans) galip geleceğimize ilişkin müjdeyi vermektedirler. Ebu Kubayl (r.a.) di­yor ki: Biz Abdullah b. Amr b. As (r.a.)’ın yanında bulunuyorduk. Kendisine ön­ce Rûmiye şehri mi yoksa Kostantiniyye (İstanbul) mi fetih olunacak? Diye soruldu. Abdullah (r.a.), halkalı (kilitli) bir sandık getirtti. Ondan bir kitap çıkardı. Kubayl (r.a.) diyor ki, Abdullah (r.a.) şöyle konuştu: Biz Rasûlullah (s.a.v.)’ın çevre­sinde otururken, yazıyorduk. Bu sırada Rasûlullah (s.a.v.)’a önce hangi şe­hir fethedilecek? Rumiye mi, yoksa İstanbul mu? Diye soruldu. Rasûlullah (s.a.v.) da şöyle buyurdular: “Öncelikle Hirakl’ın şehri yani Kostantıniyye (İs­tanbul) fethedilecektir.”[9]

Biz İslâm’dan uzaklaşmanın, sapmanın son dönemindeyiz. Bu dönemin böyle buruşması Müslümanların düşüşüne neden olmaktadır. Büyük bir pat­lama için de şu anda geçit merhalesindedirler. Hz. Peygamber (s.a.v.) İslâm ümmetinin geçeceği merhalelerin hükmünü bildirmiştir. Ortaya çıkan duru­ma göre, biz şu anda, son merhalede geçen merhale üzerinde bulunmakta­yız. Yani bu şunu göstermektedir. Bizler şu anda sapma ve bozulma döne­minin sonlarını yaşamaktayız. Sahih hadislerinde Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyuruyorlar:

“Gerçekten dininizin öncesi nübüvvet (peygamberlik) ve rahmet­tir. Bu içinizde Allah (c.c.)’ın dilediği zamana kadar devam edip gidecektir. Sonra Allah (c.c.) bunu kaldıracaktır. Sonra nübüvvet (peygamberlik) yolunda tavizsiz yürüyen Halifelik gelecektir. Bu da aranızda Allah (c.c.)’ın dilediği sürece kalacaktır. Daha sonra Allah (c.c.) bunu da kaldıracak­tır. Sonra ısıran işkence veren krallık gelecektir. Bu da Allah (c.c.)’ın diledi­ği müddete dek sürecektir. Sonra Allah (c.c.) bunu kaldıracaktır. Son­ra Cebri olan (zor kullanan) melik gelecek ve bu da Allah (c.c.)’ın dilediği güne kadar devam edecektir, sonra da Allah (c.c.) bunu da kaldıracak­tır. Bundan sonra da nübüvvet (peygamberlik) yolunda tavizsiz yürü­yen hilafet gelecektir. Bu insanlar arasında Hz. peygamber (s.a.v.)’in sünneti üzere muamelede bulunacaktır. İslâm böylece yeryüzünde ağırlığını koyacaktır. Bundan göğün sakinleri hoşnut kalacakları gibi yerin sakinleri de hoşnut kalacaklardır. Gök yağmurundan bir tek damla olsun bırakmaksızın sicim gibi akıtacak, yerde bitkilerinden ve bereketlerinden bir şey saklamayıp çıkaracaktır.[10]

Öyle görülüyor ki, İslâm ülkelerinin bir kısmında cebrî ve zor kullanan melik krallar dönemi gelmiştir. Os­manlının sona ermesiyle günümüze kadar halen devam eden de budur. Böy­le bir sonucu da milletin arzu ve isteklerine bakmaksızın zor kullanmak suretiyle ele geçirmişlerdir. Ümmetin arzu ve istekleri zıddına da olsa ellerin­de bulundurmaktadırlar. Bu öylesi bir diktatörlüktür ki, değişik ülkelerde değişik kimseler tarafından başlatılmış, gelen nesiller de bunların izlerinden gitmişlerdir.

Fakat bugünkü Müslümanların ilim, feraset ve uyanıklığı, bize bu işin daha fazla uzamayacağını müjdelemektedir. İnşallah öyle de olacaktır. Durum ne olursa ol­sun, ister iş biraz daha uzasın veya müddet kısalmış olsun, Müslüman bunu bahane ederek görevini ihmal etmemelidir. Her Müslüman kendi hayatında yapması gerektiği halde yapmadıkları ve yapmaması gerektiği halde de yaptıklarından sorumludur. Çünkü İslâmî çalışma genel şekliyle beklemek suretiyle tedavi olacak değildir. Biz daha önceki bölümlerde buna değindik. Böyle bir saplantıya ya da tedavi yoluna ancak cahil olan ve Allah (c.c.)’ın kullarını ne gibi şeylerle sorumlu tuttuğunu fark edemeyen zavallılar girer.

Gerçekten Müslümanların tüm nesilleri İslâm’ı tekrar getirmekle ve ikame etmekle yükümlüdür. Bunun için onlar cihad edecektir ki, dünyada Allah (c.c.)’ın kelimesi yücelmiş olabilsin. Her bir kuşağa İslâm’ı kendi zatında kâmil manada gerçekleştirmesi görevini tahakkuk ettirmesi gerekir. Ayrıca her bir Müslüman nesli bu yolu kolaylaştıracak çalışmaları yapması gerekir. Her bir Müslüman çocuğunun, kendi döneminde, bu hususta Allah (c.c.)’ın kendisine verdiği güç oranında gereken çalışmayı yapması ve yürütmesi bir vecibedir. Çünkü Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: “Allah, hiç bir nefse, ona verdiğinden baş­kasıyla yükümlülük koymaz.”[11]

Müslüman öyle çalışacak ki, kendi zatını unutacak ve her şeyi arkası­na atacaktır, dünyalık hiç bir şeyi umursamayacaktır. Nitekim Rabbimiz (c.c.) yine buyu­ruyor:

“De ki: Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz (ya da birlikte yaşadıklarınız, akrabalarınız), kazandığınız mallar, az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah (c.c.)’tan, O’nun Rasûlünden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah (c.c.)’ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez.”[12]

“Eğer savaşa kuşanıp çıkmazsanız, O sizi pek acıklı bir azap ile azaplandıracak ve yerinize bir başka topluluğu getirip değiştirecektir. Siz ona hiç bir şeyle zarar da veremezsiniz.”[13]

“İşte ahiret yurdu, biz onu, yeryüzünde büyüklenmeyi ve bozgun­culuk çıkarmayı istemeyenlere veririz. (Güzel) sonuç da takva sahiplerinindir.”[14]

Mademki her nesil mükelleftir, mademki her nesildeki fertler ayrı ay­rı mükelleftirler. Mademki bizler de bu neslin Müslümanlarının çocukları­yız, o halde mükellef bulunduğumuza göre, dikkatlerimizi her şeyi gerçek­leştirmeye çevirmeliyiz. Evet, çevirmeliyiz ki, zafer kazanalım. Ya da bu iş bizim dışımızda başkalarının eliyle başarılacaktır. O zaman da biz bu yolda çalışmamız ve biraz olsun yol almamız nedeniyle, bizim de buna katılma şerefimiz olmuş olur. Gayeye ulaşılmazsa bile bizim bu şerefimiz, nasibimiz ve sevabımız olur.

“Müminlerden öyle erkek adamlar vardır ki, üzerinde Allah (c.c.) ile yaptıkları ahide sadakat gösterdiler. Böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi (şehid olup sözünü yerine getirdi), kimi de beklemekte­dir.”[15]

Zira Allah (c.c.) bize kulluk görevi olarak çalışmamızı emretmiştir, bizden istediği budur. Yoksa bizden zafer ve sonuç istememektedir. Bizler zaferden sorumlu da değiliz. Gerçi birçok dö­nemlerde çalışmanın ve amelin sonu zaferle bitmiştir. Bu, Müslümanların başka bir şeyle değil, tüm güçlerini bu yola vermeleri nedeniyledir. Niyetle­rinin doğru ve samimi oluşundandır ve Allah (c.c.)’ın sünnetlerinin gerçekleşmesidir. (ilâhî kanunun gerçekleşmesi). “Müminleri zafere erdirmek bizim üze­rimizde bir haktır.”[16]

c) Yine İslâmî çalışmalarda doğru olmayan ve yanlış olan bir başka gö­rüş de şudur: İnsanı sonu tehlikeli olan şeye götüren ümitsizlik. Bazı kimseler diyor ki: Artık her şey bitmiştir. Biz aciziz, bir şey yapamayız. Dinine yardım edip onu zafere götürmek Allah (c.c.)’a kalmıştır. Tıpkı artık işimiz Mehdi Rasûle kalmıştır, diyenler gibi. Evet, böyle diyorlar ve bunun için de acı gerçeğe teslim oluyorlar, Rabbimizin şu âyetini ise unutuyorlar:

“And olsun Biz, sizden mücahid olanlarla sabredenleri bilinceye kadar, sizi deneyeceğiz ve haberlerinizi de sınayacağız.”[17]

“Gerçekten Allah, kendi nefislerinden olanı değiştirip bozuncaya kadar, bir toplulukta olanı değiştirip bozmaz.”[18]

“Eğer Allah (c.c.) dilemiş olsaydı, elbette onlardan intikam alırdı. An­cak sizleri birbirinizle denemesi içindir.”[19]

“Onlarla çarpışınız! Allah (c.c.) onları sizin ellerinizle azaplandırsın, hor ve aşağılık kılsın ve onlara karşı size zafer versin. Müminler topluluğunun göğsünü şifaya kavuştursun. Ve kalplerindeki öfkeyi gidersin.”[20]

Bu görüşte olanlar işi o noktaya getirsinler ki, İslâmî cihad hareketleri­ne en ağır tenkitleri yöneltmektedirler. Farkında olsunlar ya da olmasınlar bu işe dalmış olanların yani İslâm’ı tenkid edenlerin yolunu izliyorlar. Yüce Mevlâmız şöyle buyuruyor:

“Gerçekten Allah (c.c.) içinizden alıkoyanları ve kardeşlerine: Bize gelin, diyenleri bilmektedir. Bunlar pek azı dışında zorlu savaşa girmez­ler. (Geldiklerinde de) size karşı oldukça cimri ve bencildirler. Şayet korku gelecek olsa, ölümden dolayı üstüne baygınlık çökmüş kimseler gibi gözleri dönerek onların sana bakmakta olduklarını görürsün. Korku gidince de, hayra (savaş sonunda elde olunan ganimete, mala) karşı oldukça düşkünlük göstererek sizi kesin dilleriyle (eleştirip incelterek) karşılarlar. İşte onlar iman etmemişlerdir. Böylece Allah (c.c.) da onların yapmakta olduklarını boşa çıkarmamıştır.”[21]

İşte böyle düşünenler, bu görüşü benimsemelerinden dolayı, her şeyden önce kendi sonlarını hazırlamış olmaktadırlar. Yoksa Müslümanların helakini değil. Peygamberimiz (s.a.v.) sahih hadislerinde şöyle buyuruyor: “Kim Müslümanlar helak oldu derse, o onları tehlikeye düşürür veya o onların en çok helak olanıdır.”[22]

Gerçekten Müslüman her zaman uğurludur ve hayrı ister. Nasıl olmasın ki, Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: “Biliniz ki, muhakkak Allah (c.c.) takva sahipleriyle beraberdir.”[23]

Mademki Allah (c.c.), Müslümanlarla beraberdir, o nasıl yenilir ki? “Eğer siz, Allah (c.c.)’a yardım ederseniz, sizin için yenilgi yoktur (sizi yenen olmaz).”[24]

“O günleri, biz onları insanlar arasında tedavül ettirip dururuz.”[25]

“Musa kavmine, Allah’tan yardım dileyin ve sabredin. Gerçek şu ki, yer Allah (c.c.)’ındır. Ona kullarından dilediğini mirasçı yapar. En güzel sonuç da muttaki olanlarındır.”[26]

“Kendisine bereketler kıldığımız yerin doğusuna da, batısına da o hor kılınıp zayıf bırakılanları mirasçılar yaptık.”[27]

“Biz ise, yeryüzünde güçten düşürülenlere lütufta bulunmak, on­ları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak istiyoruz.”[28]

“Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara vadetmiştir. Hiç tartışmasız onlardan öncekileri nasıl güç ve iktidar sa­hibi yaptıysa, onları da yeryüzünde güç ve iktidar sahibi kılacak.”[29]

“Peygamberini hidayetle ve hak dinle gönderen O’dur. O dini (yani İslâm’ı) bütün dinlere karşı üstün kılmak için.”[30]

(Devam Edecek)


[1]  Ebu Davud.

[2]  Hakim.

[3]Müslim.

[4]  Tirmizî.

[5]  Nahl sûresi, 16/89.

[6]  İbn Asakir.

[7] Müslim, Ebu Davud, İbn Mace, Ahmed b. Hanbel ve Tirmizî.

[8]  Ahmet ve Taberânî.

[9]  Darimî ve Ahmed b. Hanbel.

[10]  Darimî.

[11]Talak sûresi, 65/7.

[12]Tevbe sûresi, 9/24.

[13]Tevbe sûresi, 9/39.

[14]Kasas sûresi, 28/83.

[15]Ahzab sûresi, 33/23.

[16]Zümer sûresi, 39/47.

[17]Muhammed sûresi, 47/31.

[18]Ra'd sûresi, 13/11.

[19]Muhammed sûresi, 47/4.

[20]Tevbe sûresi, 9/14-15.

[21]Ahzab sûresi, 33/18, 19.

[22]  Malik, Ahmed, Müslim, Ebu Davud.

[23]  Tevbe sûresi, 9/36.

[24]  Âl-i İmran sûresi, 3/160.

[25]  Âl-i İmran sûresi, 3/140.

[26]  A’raf sûresi, 7/128.

[27]  A’raf sûresi, 7/137.

[28]  Kasas sûresi, 28/5.

[29]  Nur sûresi, 24/55.

[30]Tevbe sûresi, 9/33.

 

YORUMLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
10/11/2016 - 13:45 Hz PEYGAMBER (s.a.v.)’İN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
25/10/2016 - 09:38 SAİD HALİM PAŞA’NIN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
17/10/2016 - 14:42 KÂTİP ÇELEBİ’NİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
10/10/2016 - 11:58 KOÇİ BEY’İN SİYASETÇİ’YE ÖĞÜTLERİ
04/10/2016 - 12:10 LÜTFİ PAŞA’NIN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
26/09/2016 - 11:26 GELİBOLULU MUSTAFA ÂLΒNİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
20/09/2016 - 12:00 KINALIZADE ALİ EFENDİ’NİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
11/09/2016 - 17:59 SULTAN MURAD HAN’IN ÖĞÜTLERİ
09/09/2016 - 12:12 İBNU HALDUN’UN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
24/07/2016 - 17:55 ŞEYH EDEBALİ’NİN OSMAN GAZİ’YE ÖĞÜTLERİ
19/07/2016 - 14:01 ŞEYH SADİ-İ ŞİRAZΒNİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
15/07/2016 - 14:38 FERİDܒD-DİN ATTAR’IN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ-2
20/06/2016 - 10:32 FERİDܒD-DİN ATTAR’IN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ-1
12/06/2016 - 11:56 YUSUF HAS HACİB’İN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
06/06/2016 - 10:02 NİZAMܒL-MÜLK’ÜN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
30/05/2016 - 13:58 İMAM GAZALΒNİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
23/05/2016 - 15:51 FARABΒNİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
16/05/2016 - 09:07 İMAM MAVERDΒNİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
09/05/2016 - 09:21 HASAN-İ BASRÎ (r.a.)’NİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
02/05/2016 - 09:55 İMAM EBU YUSUF’UN HARUN REŞİD’E ÖĞÜTLERİ
24/04/2016 - 16:06 TURTÛŞÎ’NİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
18/04/2016 - 09:54 ÖMER B. ABDU’L-AZİZ’İN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
11/04/2016 - 14:43 Hz ALİ’NİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
01/04/2016 - 09:41 Hz OSMAN (r.a.)’IN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
21/03/2016 - 15:34 Hz ÖMER (r.a.)’in SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
14/03/2016 - 14:55 Hz EBU BEKİR (r.a.)’İN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
09/03/2016 - 11:14 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-39 ZULÜM
29/02/2016 - 10:36 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-38 ZİNA YOLUYLA KAZANÇ
22/02/2016 - 12:12 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-37 ZİLLET
15/02/2016 - 11:56 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-36 YETİM MALI YEMEK
08/02/2016 - 12:00 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-35 YALANCILIK
01/02/2016 - 16:52 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-34 YALAN YEMİN
25/01/2016 - 12:47 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-33 VAKIF VE DEVLET MALI YEMEK
18/01/2016 - 10:32 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-32 TÛL-İ EMEL
11/01/2016 - 15:54 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-31 İFTİHAR-TEFAHUR
28/12/2015 - 10:19 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-29 RÜŞVET-2
21/12/2015 - 11:23 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-28 RÜŞVET-1
14/12/2015 - 00:18 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-27 RIZIK TAKSİMİNE RAZI OLMAMAK
07/12/2015 - 10:24 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-26 RİYA
04/12/2015 - 13:09 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-25 NİFAK
23/11/2015 - 11:59 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-24 NEFRET
16/11/2015 - 03:19 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-23 KUMAR
09/11/2015 - 11:46 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-22 KORKAKLIK
06/11/2015 - 07:23 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-21 SADECE KENDİNİ DÜŞÜNMEK
26/10/2015 - 09:30 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-20 KATL (ADAM ÖLDÜRMEK)
20/10/2015 - 11:06 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-19 KALPAZANLIK
12/10/2015 - 01:17 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR - 18 İSYAN
05/10/2015 - 13:01 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-17 İSRAF
28/09/2015 - 10:06 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-16 İFTİRA
21/09/2015 - 10:12 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-15 HULF
14/09/2015 - 10:10 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-14 HUKUKA RİAYETSİZLİK
07/09/2015 - 09:18 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-13 HIYANET
31/08/2015 - 10:03 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-12 HIRSIZLIK
25/08/2015 - 12:11 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-11 HIRS
17/08/2015 - 11:02 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-10 HİLE
10/08/2015 - 11:21 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-9 HASED
31/07/2015 - 09:27 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-8 HAKSIZ MAL EDİNMEK
27/07/2015 - 01:54 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-8 HAKSIZ MAL EDİNMEK
24/07/2015 - 03:21 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-7 GEVŞEKLİK
13/07/2015 - 12:03 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-6 GASP
06/07/2015 - 12:50 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-5 GAFLET
29/06/2015 - 11:29 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-4 GADR
22/06/2015 - 11:22 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-3 FAİZCİLİK
15/06/2015 - 01:43 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-2 ALDATMA (GABN)
09/06/2015 - 12:38 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-1 ADAVET
01/06/2015 - 08:07 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-30 ZİYAFET
25/05/2015 - 10:36 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-29 YÜSR (TEYSİR)
18/05/2015 - 12:22 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-28 VADİNDE DURMAK
11/05/2015 - 11:20 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-27 ÜLFET (İyi Geçinmek)
04/05/2015 - 12:49 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-26 TEVEKKÜL
27/04/2015 - 10:53 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-25 TEDBİR
20/04/2015 - 12:06 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-24 TEAVÜN (Yardımlaşma)
13/04/2015 - 11:41 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-23 ŞÜKÜR
09/04/2015 - 12:19 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-22 SEBAT
30/03/2015 - 11:43 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-21 SADAKA
23/03/2015 - 02:17 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-20 SABIR
16/03/2015 - 09:10 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-19 MUHASEBE
9/03/2015 - 00:05 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-18 KESB
03/03/2015 - 13:20 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-17 KANAAT
16/02/2015 - 09:58 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-15 İTİMAT
09/02/2015 - 10:20 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-15 İSTİŞARE
03/02/2015 - 10:45 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-14 İNFAK
26/01/2015 - 13:04 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-13 İKTİSAD
22/01/2015 - 10:41 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-12 İHTİYAT
12/01/2015 - 01:43 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-11 İHSAN
05/01/2015 - 00:04 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-10 HAMD
29/12/2014 - 11:31 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-9 GAYRET
22/12/2014 - 11:55 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-8 FÜTÜVVET
15/12/2014 - 02:26 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-7 FİRASET
08/12/2014 - 11:44 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-6 EMANET
01/12/2014 - 10:32 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-5 DOĞRULUK (SIDK)
23/11/2014 - 23:47 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-4 CÖMERTLİK
17/11/2014 - 01:02 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-3 CESARET
10/11/2014 - 11:26 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-2 BASİRET
03/11/2014 - 01:41 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-1 ADALET
23/10/2014 - 10:54 Hz HÜSEYİN (r.a.)’İN SİYASÎ KİŞİLİĞİ
16/10/2014 - 12:52 Hz ALİ (R.A.)’NİN SİYASÎ KİŞİLİĞİ
08/10/2014 - 10:39 Hz OSMAN (R.A.)’IN SİYASÎ KİŞİLİĞİ
29/09/2014 - 09:53 Hz ÖMER (r.a.)’İN SİYASÎ KİŞİLİĞİ
21/09/2014 - 00:32 HZ. EBU BEKİR (R.A.)’in SİYASÎ KİŞİLİĞİ
15/09/2014 - 12:29 Hz PEYGAMBER (S.A.V.)’İN SİYASÎ KİŞİLİĞİ-2
08/09/2014 - 01:49 HZ. PEYGAMBER (S.A.V.)’İN SİYASÎ KİŞİLİĞİ-1
01/09/2014 - 12:17 İSLÂM’DA SİYASET-6
23/08/2014 - 13:00 İSLÂM’DA SİYASET-5
04/08/2014 - 09:28 İSLÂM’DA SİYASET-4
30/07/2014 - 11:13 İSLÂM’DA SİYASET-3
21/07/2014 - 10:28 İSLÂM’DA SİYASET-2
14/07/2014 - 10:52 İSLÂM’DA SİYASET-1
07/07/2014 - 09:47 İSLÂM BİRLİĞİNE ÇAĞRI-4
30/06/2014 - 09:57 İSLÂM BİRLİĞİNE ÇAĞRI-3
23/06/2014 - 09:13 İSLÂM BİRLİĞİNE ÇAĞRI-2
16/06/2014 - 11:29 İSLÂM BİRLİĞİNE ÇAĞRI-1
09/06/2014 - 09:47 İSLÂM BİRLİĞİ TEŞKİLATI ANA SÖZLEŞMESİ-4
02/06/2014 - 02:19 İSLÂM BİRLİĞİ TEŞKİLATI ANA SÖZLEŞMESİ-3
26/05/2014 - 09:07 İSLÂM BİRLİĞİ TEŞKİLATI ANA SÖZLEŞMESİ-2
19/05/2014 - 11:58 İSLÂM BİRLİĞİ TEŞKİLATI ANA SÖZLEŞMESİ
12/05/2014 - 10:44 İSLÂM BİRLİĞİ TEŞKİLATI NASIL KURULACAK?
05/05/2014 - 12:20 İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLÂTI(ESKİ İKÖ)
28/04/2014 - 00:54 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-8 MÜSLÜMAN TOPLULUKLAR-3
21/04/2014 - 12:53 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-7 MÜSLÜMAN TOPLULUKLAR-2
14/04/2014 - 09:49 BÜGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-6 MÜSLÜMAN TOPLULUKLAR-1
07/04/2014 - 10:48 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-5 GERİ KALMIŞLIK
31/03/2014 - 11:53 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-4 NÜFUS ARTIŞI
24/03/2014 - 11:18 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-3 EKONOMİK SORUNLAR
17/03/2014 - 11:52 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-2
10/03/2014 - 10:30 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-1
03/03/2014 - 08:22 ULUSLARARASI BİRLİKLER-10 GÜNEYDOĞU ASYA ÜLKELERİ BİRLİĞİ (ASEAN)
24/02/2014 - 09:42 ULUSLARARASI BİRLİKLER-9 VARŞOVA PAKTI
17/02/2014 - 09:31 ULUSLARARASI BİRLİKLER-8 SSCB ve AVRASYA BİRLİĞİ
10/02/2014 - 07:38 ULUSLARARASI BİRLİKLER-7 D-8 GELİŞEN 8 ÜLKE
02/02/2014 - 19:28 ULUSLARARASI BİRLİKLER-6 CENTO ve BAĞDAT PAKTI
27/01/2014 - 07:58 ULUSLARARASI BİRLİKLER-5 AFRİKA BİRLİĞİ
23/01/2014 - 00:17 ULUSLARARASI BİRLİKLER-4 ARAP BİRLİĞİ
13/01/2014 - 07:25 ULUSLARARASI BİRLİKLER-3 NATO
07/01/2014 - 07:09 ULUSLARARASI BİRLİKLER-2 AVRUPA BİRLİĞİ (AB)
30/12/2013 - 07:19 ULUSLARARASI BİRLİKLER-1 BİRLEŞMİŞ MİLLETLER (BM)
23/12/2013 - 08:08 İSLÂM BİRLİĞİ ve ULUSLAR ARASI BİRLİKLER
16/12/2013 - 08:48 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-7 AŞIRI MİLLİYETÇİLİK
10/12/2013 - 09:56 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-6 FAŞİZM VE IRKÇILIK
02/12/2013 - 08:07 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-5 KOMÜNİZM
25/11/2013 - 09:12 İSLAM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-4 BATI EMPERYALİZMİ
22/11/2013 - 10:05 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-3 SİYONİZM-3
20/11/2013 - 11:53 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN FAKTÖRLER-2 SİYONİZM-2
04/11/2013 - 10:10 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-1 SİYONİZM-1
28/10/2013 - 07:11 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER
20/10/2013 - 18:05 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-28 KUDÜS KONGRESİ (1931)
15/10/2013 - 20:29 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-27 NECMETTİN ERBAKAN ve D-8
07/10/2013 - 07:36 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-26 BEDİUZZAMAN SAİD NURSÎ
30/09/2013 - 06:05 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-25 ABDURREŞİD İBRAHİM
23/09/2013 - 06:31 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-24 MÜSLÜMAN KARDEŞLER TEŞKİLATI-2
16/09/2013 - 06:47 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-23 MÜSLÜMAN KARDEŞLER TEŞKİLATI-1
10/09/2013 - 06:55 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-21 II. ABDULHAMİD-2
02/09/2013 - 07:36 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-21 II. ABDULHAMİD-1
25/08/2013 - 22:57 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-20 KANUNî SULTAN SÜLEYMAN
20/08/2013 - 06:06 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-19 İDRİS-İ BİTLİSÎ
12/08/2013 - 07:09 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-18 YAVUZ SULTAN SELİM
05/08/2013 - 06:38 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-17 FATİH SULTAN MEHMED
29/07/2013 - 06:24 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-16 OSMAN GAZİ
22/07/2013 - 00:21 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-15 OSMANLILAR DÖNEMİ
15/07/2013 - 08:07 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-14 SELÇUKLULAR DÖNEMİ-2
08/07/2013 - 10:47 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-13 SELÇUKLULAR DÖNEMİ-1
01/07/2013 - 09:32 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-12 SELAHADDİN EYYUBÎ
24/06/2013 - 09:28 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-11 ABBASİLER DÖNEMİ-2
17/06/2013 - 09:35 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-10 ABBASİLER DÖNEMİ-1
10/06/2013 - 09:27 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-9 EMEVİLER DÖNEMİ-2
03/06/2013 - 10:04 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-8 EMEVİLER DÖNEMİ-1
29/05/2013 - 07:11 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-7 Hz ALİ (r.a.) DÖNEMİ
26/05/2013 - 09:37 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-6 Hz OSMAN (r.a.) DÖNEMİ
13/05/2013 - 10:30 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-5 Hz ÖMER (r.a.) DÖNEMİ
06/05/2013 - 11:41 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-4 Hz EBU BEKİR DÖNEMİ
29/04/2013 - 09:25 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-3 MEDİNE DÖNEMİ
22/04/2013 - 02:26 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-2 HİCRET
15/04/2013 - 07:02 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-1 MEKKE DÖNEMİ
08/04/2013 - 08:00 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-16 NEFSE UYMAK
01/04/2013 - 09:29 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-15 HAYATI DEĞERLİ GÖRMEK
25/03/2013 - 10:40 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-14 HEVA’YA UYMAK
18/03/2013 - 10:17 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-13 GEVŞEKLİK
11/03/2013 - 09:58 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-12 TÛL-İ EMEL
04/03/2013 - 14:19 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-11 TEMBELLİK
25/02/2013 - 10:03 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-10 CEHALET
18/02/2013 - 09:16 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-9 KORKAKLIK
11/02/2013 - 00:51 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-7 ZİLLET
04/02/2013 - 09:36 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-8 İHANET (Hıyanet)
28/01/2013 - 09:19 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-6 REHAVET
21/01/2013 - 01:08 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-5 GAFLET
14/01/2013 - 08:01 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-4 YEİS
06/01/2013 - 02:49 İslam Birliğini Engelleyen Hastalıklar-3 Adavet
30/12/2012 - 02:14 İslam Birliğini Engelleyen Hastalıklar-2 Başkanlık Sevgisi
24/12/2012 - 00:26 İSLAM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR 1 TEFRİKA
17/12/2012 - 08:10 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 14 Bey'at (Biat)
11/12/2012 - 07:17 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 13 Hamiyyet
03/12/2012 - 08:09 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 12 Müsalemet
26/11/2012 - 08:32 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 11 Muavenet
19/11/2012 - 00:38 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 10
12/11/2012 - 08:05 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 9 Cesaret
05/11/2012 - 08:21 İslâm Birliğinin Temel Esasları-8 Sadakat
30/10/2012 - 00:05 İslâm BirliğininTemel Esasları-7 Uhuvvet
21/10/2012 - 11:08 İslâm Birliğinin Temel Esasları 6 - Ümmet Bilinci
15/10/2012 - 08:23 İslâm Birliğinin Temel Esasları-5 Adalet
08/10/2012 - 10:50 İslam Birliğinin Hedefleri 4 - Hürriyet
01/10/2012 - 09:51 İslam Birliğinin Temel Esasları - 3 Şûra
24/09/2012 - 00:53 İslam Birliğinin Temel Esasları 2 - İttihad
22/09/2012 - 01:22 İslâm Birliğinin Temel Esasları 1 - İtikad
16/09/2012 - 23:48 İslam Birliğinin Hedefleri 7 - Sömürünün Ortadan Kaldırılması
08/09/2012 - 01:14 İslâm Birliğinin Hedefleri 6 - İslâm Medeniyetinin Yeniden Kurulması
03/09/2012 - 12:50 İslam Birliğinin Hedefleri 5
27/08/2012 - 15:07 İslam Birliğinin Hedefleri 4 - Ekonomik Güçlenme
23/08/2012 - 12:31 İSLÂM BİRLİĞİNİN HEDEFLERİ-3 (Manevî Kalkınmanın Gerçekleştirilmesi)
13/08/2012 - 10:19 İSLÂM BİRLİĞİNİN HEDEFLERİ-2 Maddî Kalkınma ve Refahın Yaygınlaştırılması
06/08/2012 - 12:26 İslam Birliği'nin Hedefleri 1 Temel Hak ve Özgürlüklerin Sağlanması
30/07/2012 - 10:32 İslam Birliğinin İtikadi Ve Siyasi Temelleri
23/07/2012 - 13:59 İSLÂM BİRLİĞİNİN FAZİLETİ
18/07/2012 - 14:41 Dünya İslam Birliğine Muhtaçtır
09/07/2012 - 16:27 İslam Birlği İzzet kazandırır
02/07/2012 - 09:45 İslam Birliği'nin Amacı
25/06/2012 - 12:19 İSLÂM BİRLİĞİ HER MÜSLÜMAN’IN GÖREVİDİR
18/06/2012 - 09:18 İslam Birliğinin Hükmü
11/06/2012 - 10:51 İslam Birliği Yüce Bir İdealdir
04/06/2012 - 14:04 İslam Birliği Nedir?
29/05/2012 - 11:56 İslam Birliği İnanç Birliğidir
21/05/2012 - 12:58 Selamı Yayınız
14/05/2012 - 12:31 İslam Birliği Acil Bir İhtiyaçtır
 
Flaş... Melih Gökçek'ten veda gibi sözler: Verilen imkanlarla bunları yaptık...
Erdoğan, 3 belediye başkanına seslendi: Topbaş gibi yapın
Erdoğan'dan ABD'ye: Biz size muhtaç değiliz
Erdoğan'dan bedelli askerlik açıklaması
Açık öğretim liselerinde yeni model bağış zorunlu eğitim! | Okullar ne zaman açılıyor?
Emniyet Genel Müdürlüğü açıkladı: Sporda şiddeti özendiren sosyal medya hesaplarına takip
Var bir bit yeniği
Cargill zaferi
Eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan hakkında tutuklama kararı çıktı
EN ÇOK
Yazarlar
İshak BEYAZAY
Ortadoğu Ve Judia Kürtler-1
Mustafa KAYA
Sağım Solum Sobe
Atilla MEHDİGİL
'Birleşmiş Milletler' hangi amaçla kuruldu?
Feyzullah AYDOĞAN
ÖZGÜR DÜNYA KÂBE’DEN BAŞLAR
Ekrem ŞAMA
Amerika demek, entrika demek
Mustafa İŞCAN
2 emeklilik aylığı alınır mı?
Hayati OTYAKMAZ
OKULLAR AÇILIRKEN... ÇOCUKLARIMIZ-EĞİTİM VE BİLİM
Şeref KAÇMAZ
NORM-ALLEŞ(m)İ – YORUM
Alıntı Yazılar
Mehmet Şevket EYGİ
Kaç çeşit muhalefet vardır?
Ali Haydar HAKSAL
Bitmeyen Onlu Yılların Savaşları
Abdullah AKÇAY
Düşünmek herkese iyi gelecek !..
Prof. Dr. Mehmet Seyfettin EROL
Türk-Amerikan İlişkilerinde “Oyun Bitti”...
Zeki CEYHAN
Ama bunlar “dik baş”!
Mevlüt ÖZCAN
TV’lerdeki tartışma programları
Mahmut TOPTAŞ
Stresin, gamın, kederin ilacı
Prof.Dr.Ata ATUN
“Enosis’e veda” korkusu
Prof. Dr. Burhanettin Can
Kuzey Irak Referandumu - 2: Türkiye'nin dil ve üslup sorunu
İsmail Hakkı AKKİRAZ
Türkiye’nin temel sıkıntıları ve Ak Parti
Mustafa YILDIRIM
Sessiz çığlık
Burak KILLIOĞLU
Yorgun…
Şakir TARIM
Arakan Ve Tarihin Çağrısı
İsmail KILLIOĞLU
Sorgulama ve Yenileme
İbrahim VELİ
Mecburi E Dönüşü: Mesleki Eğitim
Abdülkadir ÖZKAN
‘Papaza’ evet, ‘Müftüye’ hayır!..
 
Ana Sayfa Günün Haberleri Yazarlar TÜRKİYE POLİTİKA EKONOMİ SPOR DÜNYA SAĞLIK & YAŞAM EĞİTİM BİLİM-TEKNOLOJİ KÜLTÜR-SANAT
Copyright © 2011 TV 5 HABER
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz