2 Zi'l-ka'de 1438 | 26 Temmuz 2017
Ana Sayfa Günün Haberleri Yazarlar TÜRKİYE POLİTİKA EKONOMİ SPOR DÜNYA SAĞLIK & YAŞAM EĞİTİM BİLİM-TEKNOLOJİ KÜLTÜR-SANAT
MAKALELER
İSLÂM’DA SİYASET-3
30/07/2014 - 11:13
Mustafa BİLGEN

Müslümanların gerek kendi ülkeleri içinde ve gerekse İslâm dünyası genelinde birlik ve beraberlik içinde yaşamamaları, güçlü ve müreffeh olmamaları, zayıf düşmeleri ve sürekli başkalarının sömürüsü altında kalmaları için düşmanları tarafından onların içine fitneler sokulmuş, yanlış ve batıl inançların yayılmasına çalışılmıştır. İşte Müslümanların kendi ülkelerinde siyasetle uğraşmamaları, siyasetten uzak kalmaları yönündeki düşünceler de bunlardandır. Bu düşünceleri yaymak isteyenler, Müslümanların siyasetten çekilmesini sağlayarak meydanın kendilerine kalmasını ve insanları diledikleri gibi yönetmeyi ve kaynakları kendilerinin kullanmasını hedef alan iç ve dış düşmanlardır. Bu düşünceleri iyi niyetle yorumlamak ve bunun Müslümanların yararına olacağını düşünmek mümkün değildir. Bunları yaymak için çalışmak ya gaflet veya hıyanetten başka bir şey değildir. Çünkü bu oyunu anlamamak için ya çok saf ve gafil olmak veya başkalarının oyuncağı ve hain işbirlikçisi olmak gerekir. Bunun üçüncü bir durumu yoktur.

Bugün İslâm dünyasının başına gelen olumsuzluklar tesadüf değildir. Bu­ralarda gördüğümüz sömürgeciler, haçlılar, siyonistler ve bunlara karşı eğilimli olan yerli hükümetler, İslâm dünyasını idare edenler hemen hemen bu paralelde hareket etmektedirler. Bunlar Müslümanların birleşmemesi için ne gere­kiyorsa onu yapıyorlar. Böylece inananların tek hedefte birleşmelerini ve güçlü olmalarını engellemiş bulunuyorlar.

Son asırlarda özellikle de günümüzde bütün dünyada Müslümanlar arasında onları siyasetten tiksindirici ve uzaklaştırıcı çeşitli fikirler ve telkinler yayılıyor. Bu fikir ve telkinlerin etkili ve yeterli olmadığı yerlerde caydırıcı ve zorlayıcı önlemler alınıyor. Bunun da başarılı olmaması halinde temel hak ve özgürlüklere aykırı olarak adaletsiz ve hukuksuz kanunlar çıkarılıyor ve uygulamalar yapılıyor. Bu yanlış telkinleri şöyle sıralamak mümkündür:

1) Bu yanlış düşüncelerin en başında, din ayrı, siyaset ayrı olmalıdır, fikri gelir. Buna göre dinin sabit, değişmeyen kuralları ile her zaman değişken olan siyasî olaylar tanzim edilemez. Onun için din siyasete esas teşkil etmemelidir. Aksi halde dünyanın gidişatından geri kalır. Bu fikri bir kılıf olarak sunmakta ve asıl kafalarındaki İslâm düşmanlığı fikrini gizlemektedirler.

2) Siyasetin değişkenliği ve kayganlığından dolayı, siyasetle meşgul olmak kişiyi de yalancı, sözünde durmayan, kaypak, ikiyüzlü, sahtekâr kılar. Onun için iyi bir Müslüman siyasetten uzak durmalıdır. Bu fikir de bir kılıftır ve hiçbir dayanağı yoktur.

3) Aziz dinimizi siyasetin yalanlarına ve pisliklerine bulaştırmamalıyız, dini siyasete alet etmemeliyiz.

4) Siyaset dinde ayrıntılardandır ve dindeki yeri yüzde beşler civarındadır. O da önemli değildir. İslâm dini siyasî değil sadece uhrevî, ruhanî, ferdî bir dindir.

5) Şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınmalıyız.

6) Önemli olan Allah Teâlâ’ya kulluk yapmaktır. Siyasetle iştigal etmek, kişiyi Allah’a kulluktan alıkoyar.

7) İslâmî bir kitlenin kâfirlerin siyasî işlerini, manevralarını takip etmesi abesle iştigal olur. Elin kâfirinden bize ne? Nasıl olsa Hak gelince batıl zail olur. Bizim dâhilî ve haricî siyaseti takip etmemiz, tahliller yapmamız, konuşmamız abesle iştigal olur.

8) İslâm’ı bireysel olarak yaşarsak devlet nasıl olsa gelir. Önce kendimizi kurtaralım. Devleti yüreğimizde kuralım. Siyasetle meşgul olmaya gerek yoktur.

İşte bu ve benzeri sözleri içinde yaşadığımız toplumlarda ve bütün İslâm ülkelerinde sık sık duyuyor ve böyle düşünen insanlarla sıkça karşılaşıyoruz. Şurası iyi bilinmelidir ki, bu tür telkin ve fikirler, dışarıdan güdümlü telkin ve fikirlerdir. Kasıtlı olarak dünyadaki bütün Müslümanlar arasında yayılmaktadır. Bundan maksat Müslümanlar kendi yaşamlarındaki, ülkelerindeki ve çevrelerindeki siyasî manevraları göremesinler, kâfirlerin güdümünde kalmaya mahkûm olsunlar. Hiçbir zaman yöneten olmasınlar ve daima yönetilen yığınlar gibi olsunlar.

Bir Müslüman, ben siyasete katılmayacağım, düşüncesini kafasından atamıyor, İslâm’ı bilemiyor ve anlayamıyorsa, ya da korkak olduğundan ötürü İslâmî bir hükmü insanların önüne dikilerek karşılarında duramıyorsa, bu takdirde hiç bir şey yapamayız. Dünyayı kâfirlere, münafıklara, isyancılara, soygunculara, sömürücülere, bozgunculara terk etmiş oluruz. Halbuki bütün peygamberler (a.s.), dünyayı ıslah etmek üzere gönderildiler ve insanlık tarihi boyunca bunun mücadelesini verdiler. “Islahından sonra yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayın.”[1]

Buna uymadığımız takdirde sadece Müslümanları ezilmişler olarak kö­leler veya ikinci sınıf insanlar yapmış oluruz. Böylece gerek bunların gidişatı olsun, gerekse çocukları­nın gidişatı olsun kâfirliktir. Nitekim bugün de adeta köleleşmemişler mi? Böyle bir şiarı atmak ya başkasından alınma bir fikirden ötürüdür veya cahil oluşundan dolayıdır. Ancak bu düşünceyi (siyaset düşüncesini) atmayı bir hile veya aldatmaca olarak bir tuzak niteliğinde kullanıyorsa, bunlar müstesnadır. Yani böyle diyerek hakka ulaşmayı amaçlıyor ve gerçekten de bunu bir metod olarak yapıyorsa, bundan başkaca da bir yol yoksa diyebilir.

Ancak bazı görevlerin ve hizmetlerin gereği olarak kişiyi siyasetten uzak tutması ve bazı insanların, İslâmî hizmetlerde bulunurken, hareketleri siyasetle ilgilenmemeyi zorunlu kılıyorsa, böyle bir zorunlulukla karşı karşıya iseler, bu takdirde bu kimselerin bundan uzak gibi durmaları zaruret gereği olabilir. Bununla birlikte bunlar da yine Müslüman bir ferdin görevi ne ise kendilerine düşeni yapacaklardır. Yine Müslüman kardeşine gereken yardımı ve uyarıyı yapacaktır. Fakat kendisini gizlemesini bilecektir. Zira böyle bir siyasî çalışma, yani İslâmî akideden asla taviz vermeksizin gereken çalışmanın yapılması farz­dır. Hem de farz-ı ayındır. Bu bakımdan o kimse de Müslüman kardeşlerine elinden gelen yardım nasıl ise onu yapmakla yükümlüdür.

Fakat kendilerine siyasetle uğraşmamayı zorunlu ve adeta farz kabul edenlere gelince bu kimseler kendileriyle birlikte olanlarla bera­ber İslâmî siyaset çalışmalarını, diğer Müslümanlarla birlikte yürütme­yi terk ederlerse iki kez günahkârdırlar:

a) Böyle bir çalışmaya katıl­madıklarından günahkârdırlar.

b) Kendileriyle beraber olanları da böyle farz olan bir çalışmaya katılmaktan menettikleri için günahkâr­dırlar. Belki de kendilerinin yapmakta oldukları şey nafiledir. Bu nafi­leyi yapacağız derken farzı terk etmektedirler.

Burada ileri sürülen bir diğer nokta daha bulunmaktadır. Bu nokta, Müslümanların siyasî bir kitle meydana getirmeleri düşüncesidir. Bu siyasî kitlenin fikir ve düşünceleri gayet açık ve net olacaktır. Öyle ki bu kitlenin ortaya atılan tüm fikirlerle ilgili görüşleri her konuda açık olabilsin. Hatta bu husustaki hükümler müctehid imamlar arasında ihtilaflı olan konular bile olsa, mademki kitle hareketi bir fikir ve düşünce benimsemiştir, hepsinin aynı fikir ve düşünceyi paylaşmaları gerekir. Bu öyle olmalı ki, kitleye bağ­lı organlar arasında tam bir kaynaşma olabilsin. Kendisi başka bir düşünce ortaya atınca, üyeler arasında onu destekleyen veya onun düşüncesini pay­laşan bir başka kimse bulunamasın. Evet, kimisi de böyle bir fikirle ortaya çıkılsın der.

Bize göre böyle bir düşüncenin üzerinde çok iyi durulması ve gözden geçirilmesi gerekir. Çünkü dışı pek parlak gözükebilir ama içinde neler gizlidir, beraberinde getireceği tehlikeler nelerdir? İşte burası bilinememektedir. Müslümanların siyasî bir kitlelerinin olması bir farzdır. Fikirlerinin gayet açık ve net olması farzdır. Fakat bunun kuruluşu, bu kuruluşun zorun­lu olarak öne sürdükleri şey, bunu kabul etmeyen kimselerin buraya alın­maması gibi bir düşünce gerçekten tehlikeli bir noktadır. Biz konuyu aşağı­daki şekilde anlatmaya ve ele almaya çalışalım:

a- İslâmî hükümlerin kimisi gerçekten açık ve nettir. Fakat kimisini ise ancak ‘müctehid’ olan kimse anlayabilir. Müctehid olabilmenin ise birçok şartları vardır. Herkes müctehid olmadığı için ictihad yapamaz. Şayet bir kimsede gerçekten böyle bir şart var ise, o kimsenin Allah (c.c.)’ın hükümlerinin hakkını vermesi ge­rekir. Mademki böyle bir şart yoktur, o halde, o kimsenin Allah (c.c.)’ın hükmü­ne boyun eğmesi gerekir. Bazen de bir değil, Müslümanlar arasında birçok müctehidler çıkabilir. Çünkü bunlar ictihad şartlarını kendilerinde toplamış olabilirler. Bilindiği gibi müctehidlerden her biri gayretinin son anına dek, Allah (c.c.)’ın hükmünü ortaya çıkarmak için gücünü sarf edecektir. Şurası bilinen bir gerçektir ki, bir kimse takva yönünden işin zirvesinde değilse, müctehid sıfatı kendisine verilemez. Çünkü ancak böyle takvasıyla her bakımdan bili­nen kimsenin içtihadı kabul edilebilir. Zira insanlar o kimsenin heva ve istekleri doğrultusunda hareket eden biri olmadığını görüyorlar.

Bazen de bu müctehidler bir tek konuda değişik görüşler ileri sürebi­lirler. Aralarında o noktada ihtilaf olabilir. Gerçi ellerinde kitaptan ve sün­netten açık ve net bir delil bulundukça ihtilafa düşmezler. Çünkü durum açık ve net ise Müslüman’ın kitap ve sünnet dışına çıkması da caiz değildir. Ancak bunların bir hükümde ihtilafa düşmeleri halinde, o zaman hep­sinin görüşleri bu hüküm noktasından İslâmî olan görüşlerdir. Bunlar İslâm şeriatı içinde ve İslâm kanununda yer almaktadır. Buna göre bir Müslüman bu ictihadlardan birini alması halinde o kimse yine İslâm üzeredir. İslâm dı­şı düşünülemez.

İmam Şafiî (r.a.) diyor ki: ‘Allah (c.c.), âlimlerin üzerinde ihtilaf ettik­leri şeyde azap etmeyeceğine dair, âlimler icma’a vardılar.’ Kimisi: İslâm’ın bir en alt sınırı vardır, bir de en üst sınırı bulunmaktadır, dediler. İşte müctehidlerin tüm ihtilafları bu en alt sınır ile en üst sınır arasında do­laşıp durur. Müslüman takvasında ne derece ileri giderse, en üst sınıra varır. Hükümde görüşlerin en yumuşağı en alt dereceyi temsil eder. Görüşlerin en üstünü ise, o da en üst noktayı temsil eder. Müslüman takvada ne derece yükselirse, en üst noktaya da o nisbette yaklaşır. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

“Onlar ki sözü dinlerler ve en güzeline uyarlar.”[2] Peygamber (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Kul, kendisinde sakınca olan şeylere düşerim korkusuyla, sakın­ca olmayan (beis görülmeyen) şeyleri de terk etmedikçe, takvanın hakikatine erişemez.”[3]

b- Görüldüğü gibi bu manada müctehid imamlar arasında ihtilaflı bu­lunan hükümler noktasında, tüm ümmet üzerine bir tek görüşü kabullenme­lerini mecbur tutmak olamaz, hiç bir insan buna kadir değildir. Ancak biri bunu yapabilir. O da Müslümanların Halifesi veya Naibidir. Bunlar her bir bölgede görev yapan ‘naib’ler olarak, Müslümanların birliğini düşünerek, aralarında teşri ve kanun birliği olsun diye bunu yapabilirler. Yani görüşler­den bir tanesini tercih ve ihtiyar edebilir, bu da kendi heva ve isteğinin öyle olmasından dolayı değildir. Maslahat gereği yapılabilir. Böylece hakka daha yakın olacağı düşüncesi hâkim olmak kaydıyla, istişare ehliyle görüştükten sonra ve belirli kayıtlar getirmek şartıyla yapabilir. Bununla beraber kişi hürriyetini zedelemez. Kimi şahsî hükümlerde değişik görüşler olabilir, yi­ne bu gibi şahsî hükümler noktasında ona göre hüküm uygulanmalıdır. Bu konuda hürriyet alınmamalıdır. Evet, şayet uzmanlar kimi şahıslar hakkında o hükümlerden birinin uygulanmasını gerekli kılıyorsa, buna karşı konul­mamalıdır.

Nitekim Mevdudî’ye bu konu etrafında bir soru sorulmuş, o da gereken cevabı vermiştir. Şimdi aşağıda size soruyu ve cevabını vereceğiz ki, mesele gözlerimiz önüne açık seçik konulabilsin.

‘Bize şöyle soru sorulmaktadır: Siz bugüne kadar hep İslâm kanununun esas prensipleri üzerinde duruyorsunuz, meseleyi hep buna ayırıyorsunuz. Siz neden şimdiye kadar bu kanun için bir ön hazırlık yapmadınız? Şayet bunu hazırlamış olsaydınız bu, sizin için daha faydalı ve daha layık olurdu. Böylece insanlar (Müslümanlar) da gayet kolaylıkla bilirlerdi ki, sizin kurmasını istediğiniz hükümet türünün bir nizamı ve bir kanunu vardır.’

Cevap: Gerçekten ben, dünyada en büyük hata olarak şunu görürüm, en büyük beyinsizlik olarak da bunu kabul ederim. Bir adam veya bir cema­at çıkacak, bir gücü ve salahiyeti olmaksızın bir kanun yapacaktır, bu, ola­cak şey değildir. Bir kanun yapılırken ve yürürlüğe konması istenirken, mutlaka onu uygulayacak bir cemaate dayanması gerekir. Bizim böyle bir imkânımız olmadığına göre, bugün bize düşen, kanunun esas ve temel prensip­lerini sunmaktır.[4] Evet, şayet Müslümanlar, gücü bir cemaate veya bir Emir’e verirlerse, böyle bir durumda ister emir olsun ister cemaat olsun İslâm kanununu uy­gularlar, ortaya koyarlar ve gereken seçimi yaparlar...

c- Bu bakımdan Müslümanları bir tek görüşe mecbur kılmak ne bir ferdin ve ne de bir cemaatin hakkıdır. Öncelikle, bu, onun hakkı değildir. İkinci olarak böyle bir yapıya gitmek, Müslümanların birliği açısından büyük tehlikeler doğurur. Kaldı ki, bu İslâm devletini ikame edeceğim derken, kaygan bir taşa koymak gibidir. Çünkü birçok İslâmî kuruluşlar vardır. Bunların her biri kâmil görüşler bina etmişlerdir. Her biri de kendilerine ta­bi olanlara bunu zorunlu kılmışlardır. Dolayısıyla onların safına katılıp da onların görüşlerini kabul etmeyenleri kabul etmezler. Çünkü diğer kimseyi hatalı görmektedirler. Durum böyle olunca sadece bir tek İslâmî bölgede Müslümanlar arasında birçok kitleleşmeler olabilir, doğabilir. Nitekim öy­ledir de.

Meselâ şöyle düşünelim. Bir bölgede otuz kadar âlim vardır. Hepsinin de dereceleri aynıdır. Bunlar birçok hükümlerde ihtilaf etmektedirler. Ne­den olmasın ki? Malikîler, Hanbelîler, Şafiîler ve Hanefîler birçok hükümlerde ihtilaf etmişlerdir. Hepsi de benim delilim doğrudur, demiştir. Bunlar hiç bir zaman bir din ve takva ile itham edilmiş değillerdir. Şayet bu âlim­lerden her biri kendi görüşünde ısrar eder, kendi cemaati için bunu mecbur ve zorunlu kılarsa kendi cemaati için sadece kendi fıkhî ve amelî görüşleri­nin tamamını gerekli görürse, hiç kuşkusuz böylece otuz tane ayrı İslâm cemaati oluşacaktır. Biri diğeriyle bir araya gelmeyecektir. İşin böyle bir nok­taya getirilmesi, kardeşler arasında birbirlerinden uzaklaşmak ve ayrılmak için bu, yeter de artar.

Ancak durum böyle görülmeyip de, farklı görüşler olmakla birlikte, hepsinin bir tek el gibi olmaları imkânı sağlanır. Zira bu, Allah (c.c.)’ın açık ve kesin bir hükmü­dür. “Allah (c.c.)’ın ipine sımsıkı sarılın, ihtilafa düşmeyin (ayrılıp parçalan­mayın)!”[5]

Bir tek hükümdeki görüşler sanki bir mezhebin imiş gibi ortaya konur. Hizmet ise, bir İslâmî devletin kurulması için yürü­tülür. Mademki ortada bazı hükümler var, bu hükümler bu hususta bir gö­rüş edinmemizi gerekli kılıyor. Bu da ictihad ehlinin görüşleriyle kayıtlan­mak suretiyle ittifakla yapılabilir.

Bir başka düşünce ise, kimisi der ki, bu hizmet değişik cemaatler, kurum ve kuruluşlar yoluyla sağlanabilir. Meselâ eğitim kurumlarını ele al­mak, ilim teşkilâtlarını ve müesseselerini ele almak, sosyal dayanışma teşkilâtları oluşturmak gibi çalışmalar yoluyla Allah (c.c.) düşmanlarına karşı ko­nulması gerekir. Delil olarak diyorlar ki, değişik kuruluşlar halinde çalışmayı yürüten Müslümanlardan bir kuruluş İslâm düşmanlarınca saf dışı bırakılsalar bile, diğeri veya diğerleri hizmetlerini sürdürebilirler.

Şimdi bu görüşü savunanlar için de bazı noktalara değinmek isteriz. Bu gerçekler şöyledir:

a) Allah (c.c.) buyuruyor: “Şu halde münafıklar konusunda ikiye bölünmeniz ne diye?”[6]

Sizin münafıkları göz önünde bulundurarak o sebeple bölünmeniz ne diye olsun ki? Müslümanlar, düşman ile çarpışırlarken bir tek görüşle hare­ket ederler ve bir tek güç halindedirler. ‘Müslümanlar adaletlidirler, kendi emirleri altında bulunanlar ise bu adalete göre huzurludurlar. Fakat kendi aralarında Müslümanlar kendileri dışındakilere bir tek el gibidirler.’[7] Allah (c.c.) buyuruyor: “Allah (c.c.)’ın ipine sımsıkı sarılın ve tefrikaya düşmeyin.”[8] “Tartışmaya girmeyiniz, dağılırsınız.”[9]

b) Bir dalda uzmanlaşan kimselerin meselâ eğitimcilerin kendi arala­rında bağımsız bir teşkilat kurmaları, ilim erbabının kendi aralarında böyle bir yola girişmeleri, aynı siyasîlerin böyle bir bağımsız kuruluş oluşturma­ları, kısaca her bir uzmanlık vb. dallarının kendi aralarında bağımsız bazı çalışmalara girişmeleri, aslında iyi bir yol gibi gözükmekle birlikte değildir. Çünkü kendi aralarında birlik gibi gözüken bu davranış, diğer kardeşle­rinden ayrılmış olmaktadır. Bir ayırım ve ihtilaf ortaya getirilmektedir. Şimdi böyle kuruluşlar halinde çalışmanın, İslâm birliğini tek bir ci­sim haline getirmesi bir yana, bizzat parçalanma unsuru olmaktadır.

Ne zaman bir riddet yani dinden dönme olayı baş gösterirse, Müslümanların Halife etrafında toplanıp bir tek komutan tarafından yönetilmeleri gerekir. Bunlar bir tek saf oluştururlar. Gerçi bu saf içerisinde kimi şahısla­rın mutlaka bazı özellikleri ve nitelikleri vardır. Hepsi de uyanıklık, ilim, eğitim ve amel noktalarında aynıdırlar. Yani değişik tarzlarda aralarında ye­tişmiş bilgili ve kültürlü, her yönüyle liyakat sahibi kimseler bulunabilir. Fakat bunlar ayrı ayrı kuruluşlar ve parçalar halinde bölünemezler. Halifenin ve komutanın emri altında birlik içerisindedirler.

İşte bu konuda izlenecek olan en doğru yol budur. Gerçi kimi zaman Müslümanlar kendi aralarında zaruret gereği, savaş icabı cemaatler olarak bir birlik halinde gözükmeyebilirler. Yani kuruluşları sanki birbirleriyle il­gisi yokmuş gibi olabilir. Onları bir araya getiren bir nizamları olmayabilir. Onları birlikte hareket ettiren bir planları olmayabilir. Bu, caizdir. Fakat hedefleri bir ve belli ise, yolları biliniyorsa, komutanları ve yönetilmeleri aynıysa, bir tek cesed gibiyseler, işte böyle bir halde ayrı ayrı başlar çek­mek doğru değildir, caiz olamaz. Bunu yapanlar yanlış hareket etmiş olur­lar.

Kimileri de şöyle diyor: Biz şimdi Mekke dönemini yaşıyoruz. Hal­buki bu merhale henüz oluşma, gelişme ve çoğalma merhalesidir. Şimdi savaşmak zamanı değildir. Sabretmemiz gereken bir merhaledeyiz. Şimdilik cihad merhalesine de gelmiş değiliz. Evet, böyle görüş ortaya atanlar da vardır. Bu ve benzeri görüşler iki kez hatalıdır ve bunların düzeltilmesi gerekir.

Birinci hata: Mekke dönemini yaşıyoruz, düşüncesi hatasıdır. İkinci hata, İslâmî düşünce ve tasavvur noktasındaki hatadır.

Çünkü Mekke dönemi savaşsız, kavgasız ve dövüşsüz geçmiş olan bir dönem değildir. Aynı zamanda kimi yönleriyle cihadsız bir dönem de değildir. Nitekim Rabbimiz (c.c.) şöyle buyuruyor: “Ve onlara karşı olan­ca cihadınla büyük bir cihad ver.”[10] Durum tam onların düşün­düklerinin aksinedir. Mekke dönemi fikrî savaşın en zor dönemiydi. Ancak o dönemde gereken ‘fikrî cihad’ verilmesi sayesindedir ki, İslâmî düşünce, cahilî düşünceden ayrılmış oldu, arındı, açık ve net olarak ortaya çıktı. Böylece İslâm toplumu, İslâmî olmayan bir toplumdan arınıp ayrılmış oldu. Da­ha sonra da İslâmî şahsiyetin gelişmesiyle, bunun parça parça oluşma­sıyla batıl ile de savaş ve çarpışma böylece parça parça devam etti.

Acaba cahillerle savaşmadan, çarpışmadan ve çekişmeden nasıl bir İslâmî şahsiyet gelişebilirdi ki? Sabır mademki vardır, bu sabır Mekke döne­mindeki fikrî ve lisanî cihad nedeniyledir. Silahla savaşa izin verilinceye kadar böyle devam etmiştir. Bazı kimselerin ileri sürdük­leri ve anladıkları gibi, kâfirler karşısında sessizce durup, zillet ve hezimeti kabul etmek sabır demek değildir. Kâfirler bizimle alay edecekler, bizi eğlenceye alacaklar ve biz de buna sabredeceğiz öyle mi? Bu tavır sabır değil zillettir. Evet, gerçek­ten peygamberler sabrediyorlardı. Ancak sabırları, batılı ortaya çıka­rıp reddettikten sonra, batılı da açıklayıp izah ettikten sonra gelen şey­lere sabrettiler. Kâfirlerin ve müşriklerin yaptıklarını küçük düşürdü­ler. İşte bundan sonra mücadele başladı ve onlardan gelenlere karşı sabrettiler.

Bir Müslüman’ın biz şimdi Mekke döne­mini yaşıyoruz, gibi bir düşünceye sahip olması, İslâm için böyle bir fikre sahip olması da hatalıdır. Çünkü İslâm artık hem tamamdır ve hem de kâmildir. İslâm şeriatı ise kesinleşmiş ve açıkça ortadadır. Allah (c.c.)’ın hüküm­leri de açıktır. Bugünkü Müslümanlar ise, İslâm’ın tüm emir ve yasaklarına muhataptırlar. Meselâ Hac ibadeti Medine’de farz kılınmıştır. Mademki bu adamlar Mekke dönemini yaşıyorlar, Hac ibadeti farz olarak kendilerinden istenmeyecek mi? Mademki bu kimselere Haccı bırakmaları ve terk etmeleri caiz değildir, aynı şekilde İslâm’ın herhangi bir cüzünü bırakmaları da caiz değildir.

Diğer bir husus da şudur: Bizim yaşadığımızı düşündüğünüz Mekke Dönemi’nin süresi ne kadardır ve bunu kim belirleyecektir? Yoksa tembelliğimize bunu kılıf yapıp süresiz olarak bunu mu düşüneceğiz? Yoksa bizim ömürlerimiz bu düşünce içinde mi son bulacaktır? Bunun hiçbir delili, örneği ve mantığı yoktur. Tamamen Müslümanları pasif hale getirip onları saf dışı bırakmanın planından başka bir şey değildir. Müslümanda olması gereken feraset bu oyunu bozmalıdır.

Gerçekten biz, Mekke döneminde değiliz. Biz bugün İslâm’a girdikten sonra tekrar ondan çıkan riddet dönemindeyiz, bu dönemi yaşamaktayız. Biz şu anda Rasûlullah (s.a.v.)’ın vefatından sonra Medine’de doğrudan doğ­ruya meydana gelen bazı fırkaların ‘riddet’ yani dinden dönme dönemini yaşıyo­ruz. Aslında ‘Mekke dönemi fikrini yaşıyoruz’ düşüncesi İslâmî çalışma­lar üzerinde olumsuz etkiler bırakmıştır. Çünkü bu görüşe göre hareket eden binlerce insan esastan uzaklaşmış bulunmaktadır. Bu, çağlar boyunca böyle devam edip gitmiştir. Nitekim bu düşüncede olanlar kimisi elli yıldır, kimisi on yıldır, kimisi yüz yıldır bekleyip durmaktalar, hâlâ Mekke döne­mi de bir türlü bitmiyor. Bunlara göre şimdiki Mekke döneminin ne zaman biteceği de belli değil. Müslümanlar bir taraftan ömürlerini tamamlayıp âhirete gidiyorlar. Vefat eden Müslümanların bu anlayışa göre durumları ne olacaktır? Onlar da bu fikrin arkasına saklanıp duruyorlar. Bir yıl sonra ve onbeş yıl sonra başkaları gelecekler ve onlar da aynı şeyi söyleyip duracaklardır. Bu düşünce Müslümanları gittikçe gerilemeye götürecektir. Dikkat olunması gereken en önemli nokta burasıdır.

(Devam edecek)



[1] A’raf sûresi, 7/85.

 

[2]  Zümer sûresi, 39/18.

[3]Tirmizî, İbn Mace, Hâkim.

[4]  Mevdudî.

[5]  Âl-i İmran sûresi, 3/103.

[6]  Nisa sûresi, 4/88.

[7]  Hz. Ömer (r.a.).

[8]  Âl-i İmran sûresi, 3/103.

[9]  Enfal sûresi, 8/46.

[10]  Furkan sûresi,  25/52.

YORUMLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
10/11/2016 - 13:45 Hz PEYGAMBER (s.a.v.)’İN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
25/10/2016 - 09:38 SAİD HALİM PAŞA’NIN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
17/10/2016 - 14:42 KÂTİP ÇELEBİ’NİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
10/10/2016 - 11:58 KOÇİ BEY’İN SİYASETÇİ’YE ÖĞÜTLERİ
04/10/2016 - 12:10 LÜTFİ PAŞA’NIN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
26/09/2016 - 11:26 GELİBOLULU MUSTAFA ÂLΒNİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
20/09/2016 - 12:00 KINALIZADE ALİ EFENDİ’NİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
11/09/2016 - 17:59 SULTAN MURAD HAN’IN ÖĞÜTLERİ
09/09/2016 - 12:12 İBNU HALDUN’UN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
24/07/2016 - 17:55 ŞEYH EDEBALİ’NİN OSMAN GAZİ’YE ÖĞÜTLERİ
19/07/2016 - 14:01 ŞEYH SADİ-İ ŞİRAZΒNİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
15/07/2016 - 14:38 FERİDܒD-DİN ATTAR’IN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ-2
20/06/2016 - 10:32 FERİDܒD-DİN ATTAR’IN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ-1
12/06/2016 - 11:56 YUSUF HAS HACİB’İN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
06/06/2016 - 10:02 NİZAMܒL-MÜLK’ÜN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
30/05/2016 - 13:58 İMAM GAZALΒNİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
23/05/2016 - 15:51 FARABΒNİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
16/05/2016 - 09:07 İMAM MAVERDΒNİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
09/05/2016 - 09:21 HASAN-İ BASRÎ (r.a.)’NİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
02/05/2016 - 09:55 İMAM EBU YUSUF’UN HARUN REŞİD’E ÖĞÜTLERİ
24/04/2016 - 16:06 TURTÛŞÎ’NİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
18/04/2016 - 09:54 ÖMER B. ABDU’L-AZİZ’İN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
11/04/2016 - 14:43 Hz ALİ’NİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
01/04/2016 - 09:41 Hz OSMAN (r.a.)’IN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
21/03/2016 - 15:34 Hz ÖMER (r.a.)’in SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
14/03/2016 - 14:55 Hz EBU BEKİR (r.a.)’İN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
09/03/2016 - 11:14 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-39 ZULÜM
29/02/2016 - 10:36 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-38 ZİNA YOLUYLA KAZANÇ
22/02/2016 - 12:12 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-37 ZİLLET
15/02/2016 - 11:56 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-36 YETİM MALI YEMEK
08/02/2016 - 12:00 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-35 YALANCILIK
01/02/2016 - 16:52 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-34 YALAN YEMİN
25/01/2016 - 12:47 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-33 VAKIF VE DEVLET MALI YEMEK
18/01/2016 - 10:32 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-32 TÛL-İ EMEL
11/01/2016 - 15:54 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-31 İFTİHAR-TEFAHUR
28/12/2015 - 10:19 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-29 RÜŞVET-2
21/12/2015 - 11:23 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-28 RÜŞVET-1
14/12/2015 - 00:18 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-27 RIZIK TAKSİMİNE RAZI OLMAMAK
07/12/2015 - 10:24 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-26 RİYA
04/12/2015 - 13:09 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-25 NİFAK
23/11/2015 - 11:59 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-24 NEFRET
16/11/2015 - 03:19 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-23 KUMAR
09/11/2015 - 11:46 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-22 KORKAKLIK
06/11/2015 - 07:23 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-21 SADECE KENDİNİ DÜŞÜNMEK
26/10/2015 - 09:30 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-20 KATL (ADAM ÖLDÜRMEK)
20/10/2015 - 11:06 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-19 KALPAZANLIK
12/10/2015 - 01:17 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR - 18 İSYAN
05/10/2015 - 13:01 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-17 İSRAF
28/09/2015 - 10:06 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-16 İFTİRA
21/09/2015 - 10:12 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-15 HULF
14/09/2015 - 10:10 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-14 HUKUKA RİAYETSİZLİK
07/09/2015 - 09:18 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-13 HIYANET
31/08/2015 - 10:03 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-12 HIRSIZLIK
25/08/2015 - 12:11 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-11 HIRS
17/08/2015 - 11:02 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-10 HİLE
10/08/2015 - 11:21 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-9 HASED
31/07/2015 - 09:27 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-8 HAKSIZ MAL EDİNMEK
27/07/2015 - 01:54 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-8 HAKSIZ MAL EDİNMEK
24/07/2015 - 03:21 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-7 GEVŞEKLİK
13/07/2015 - 12:03 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-6 GASP
06/07/2015 - 12:50 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-5 GAFLET
29/06/2015 - 11:29 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-4 GADR
22/06/2015 - 11:22 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-3 FAİZCİLİK
15/06/2015 - 01:43 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-2 ALDATMA (GABN)
09/06/2015 - 12:38 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-1 ADAVET
01/06/2015 - 08:07 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-30 ZİYAFET
25/05/2015 - 10:36 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-29 YÜSR (TEYSİR)
18/05/2015 - 12:22 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-28 VADİNDE DURMAK
11/05/2015 - 11:20 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-27 ÜLFET (İyi Geçinmek)
04/05/2015 - 12:49 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-26 TEVEKKÜL
27/04/2015 - 10:53 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-25 TEDBİR
20/04/2015 - 12:06 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-24 TEAVÜN (Yardımlaşma)
13/04/2015 - 11:41 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-23 ŞÜKÜR
09/04/2015 - 12:19 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-22 SEBAT
30/03/2015 - 11:43 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-21 SADAKA
23/03/2015 - 02:17 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-20 SABIR
16/03/2015 - 09:10 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-19 MUHASEBE
9/03/2015 - 00:05 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-18 KESB
03/03/2015 - 13:20 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-17 KANAAT
16/02/2015 - 09:58 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-15 İTİMAT
09/02/2015 - 10:20 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-15 İSTİŞARE
03/02/2015 - 10:45 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-14 İNFAK
26/01/2015 - 13:04 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-13 İKTİSAD
22/01/2015 - 10:41 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-12 İHTİYAT
12/01/2015 - 01:43 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-11 İHSAN
05/01/2015 - 00:04 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-10 HAMD
29/12/2014 - 11:31 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-9 GAYRET
22/12/2014 - 11:55 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-8 FÜTÜVVET
15/12/2014 - 02:26 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-7 FİRASET
08/12/2014 - 11:44 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-6 EMANET
01/12/2014 - 10:32 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-5 DOĞRULUK (SIDK)
23/11/2014 - 23:47 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-4 CÖMERTLİK
17/11/2014 - 01:02 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-3 CESARET
10/11/2014 - 11:26 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-2 BASİRET
03/11/2014 - 01:41 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-1 ADALET
23/10/2014 - 10:54 Hz HÜSEYİN (r.a.)’İN SİYASÎ KİŞİLİĞİ
16/10/2014 - 12:52 Hz ALİ (R.A.)’NİN SİYASÎ KİŞİLİĞİ
08/10/2014 - 10:39 Hz OSMAN (R.A.)’IN SİYASÎ KİŞİLİĞİ
29/09/2014 - 09:53 Hz ÖMER (r.a.)’İN SİYASÎ KİŞİLİĞİ
21/09/2014 - 00:32 HZ. EBU BEKİR (R.A.)’in SİYASÎ KİŞİLİĞİ
15/09/2014 - 12:29 Hz PEYGAMBER (S.A.V.)’İN SİYASÎ KİŞİLİĞİ-2
08/09/2014 - 01:49 HZ. PEYGAMBER (S.A.V.)’İN SİYASÎ KİŞİLİĞİ-1
01/09/2014 - 12:17 İSLÂM’DA SİYASET-6
23/08/2014 - 13:00 İSLÂM’DA SİYASET-5
04/08/2014 - 09:28 İSLÂM’DA SİYASET-4
30/07/2014 - 11:13 İSLÂM’DA SİYASET-3
21/07/2014 - 10:28 İSLÂM’DA SİYASET-2
14/07/2014 - 10:52 İSLÂM’DA SİYASET-1
07/07/2014 - 09:47 İSLÂM BİRLİĞİNE ÇAĞRI-4
30/06/2014 - 09:57 İSLÂM BİRLİĞİNE ÇAĞRI-3
23/06/2014 - 09:13 İSLÂM BİRLİĞİNE ÇAĞRI-2
16/06/2014 - 11:29 İSLÂM BİRLİĞİNE ÇAĞRI-1
09/06/2014 - 09:47 İSLÂM BİRLİĞİ TEŞKİLATI ANA SÖZLEŞMESİ-4
02/06/2014 - 02:19 İSLÂM BİRLİĞİ TEŞKİLATI ANA SÖZLEŞMESİ-3
26/05/2014 - 09:07 İSLÂM BİRLİĞİ TEŞKİLATI ANA SÖZLEŞMESİ-2
19/05/2014 - 11:58 İSLÂM BİRLİĞİ TEŞKİLATI ANA SÖZLEŞMESİ
12/05/2014 - 10:44 İSLÂM BİRLİĞİ TEŞKİLATI NASIL KURULACAK?
05/05/2014 - 12:20 İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLÂTI(ESKİ İKÖ)
28/04/2014 - 00:54 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-8 MÜSLÜMAN TOPLULUKLAR-3
21/04/2014 - 12:53 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-7 MÜSLÜMAN TOPLULUKLAR-2
14/04/2014 - 09:49 BÜGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-6 MÜSLÜMAN TOPLULUKLAR-1
07/04/2014 - 10:48 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-5 GERİ KALMIŞLIK
31/03/2014 - 11:53 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-4 NÜFUS ARTIŞI
24/03/2014 - 11:18 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-3 EKONOMİK SORUNLAR
17/03/2014 - 11:52 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-2
10/03/2014 - 10:30 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-1
03/03/2014 - 08:22 ULUSLARARASI BİRLİKLER-10 GÜNEYDOĞU ASYA ÜLKELERİ BİRLİĞİ (ASEAN)
24/02/2014 - 09:42 ULUSLARARASI BİRLİKLER-9 VARŞOVA PAKTI
17/02/2014 - 09:31 ULUSLARARASI BİRLİKLER-8 SSCB ve AVRASYA BİRLİĞİ
10/02/2014 - 07:38 ULUSLARARASI BİRLİKLER-7 D-8 GELİŞEN 8 ÜLKE
02/02/2014 - 19:28 ULUSLARARASI BİRLİKLER-6 CENTO ve BAĞDAT PAKTI
27/01/2014 - 07:58 ULUSLARARASI BİRLİKLER-5 AFRİKA BİRLİĞİ
23/01/2014 - 00:17 ULUSLARARASI BİRLİKLER-4 ARAP BİRLİĞİ
13/01/2014 - 07:25 ULUSLARARASI BİRLİKLER-3 NATO
07/01/2014 - 07:09 ULUSLARARASI BİRLİKLER-2 AVRUPA BİRLİĞİ (AB)
30/12/2013 - 07:19 ULUSLARARASI BİRLİKLER-1 BİRLEŞMİŞ MİLLETLER (BM)
23/12/2013 - 08:08 İSLÂM BİRLİĞİ ve ULUSLAR ARASI BİRLİKLER
16/12/2013 - 08:48 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-7 AŞIRI MİLLİYETÇİLİK
10/12/2013 - 09:56 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-6 FAŞİZM VE IRKÇILIK
02/12/2013 - 08:07 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-5 KOMÜNİZM
25/11/2013 - 09:12 İSLAM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-4 BATI EMPERYALİZMİ
22/11/2013 - 10:05 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-3 SİYONİZM-3
20/11/2013 - 11:53 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN FAKTÖRLER-2 SİYONİZM-2
04/11/2013 - 10:10 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-1 SİYONİZM-1
28/10/2013 - 07:11 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER
20/10/2013 - 18:05 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-28 KUDÜS KONGRESİ (1931)
15/10/2013 - 20:29 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-27 NECMETTİN ERBAKAN ve D-8
07/10/2013 - 07:36 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-26 BEDİUZZAMAN SAİD NURSÎ
30/09/2013 - 06:05 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-25 ABDURREŞİD İBRAHİM
23/09/2013 - 06:31 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-24 MÜSLÜMAN KARDEŞLER TEŞKİLATI-2
16/09/2013 - 06:47 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-23 MÜSLÜMAN KARDEŞLER TEŞKİLATI-1
10/09/2013 - 06:55 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-21 II. ABDULHAMİD-2
02/09/2013 - 07:36 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-21 II. ABDULHAMİD-1
25/08/2013 - 22:57 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-20 KANUNî SULTAN SÜLEYMAN
20/08/2013 - 06:06 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-19 İDRİS-İ BİTLİSÎ
12/08/2013 - 07:09 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-18 YAVUZ SULTAN SELİM
05/08/2013 - 06:38 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-17 FATİH SULTAN MEHMED
29/07/2013 - 06:24 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-16 OSMAN GAZİ
22/07/2013 - 00:21 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-15 OSMANLILAR DÖNEMİ
15/07/2013 - 08:07 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-14 SELÇUKLULAR DÖNEMİ-2
08/07/2013 - 10:47 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-13 SELÇUKLULAR DÖNEMİ-1
01/07/2013 - 09:32 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-12 SELAHADDİN EYYUBÎ
24/06/2013 - 09:28 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-11 ABBASİLER DÖNEMİ-2
17/06/2013 - 09:35 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-10 ABBASİLER DÖNEMİ-1
10/06/2013 - 09:27 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-9 EMEVİLER DÖNEMİ-2
03/06/2013 - 10:04 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-8 EMEVİLER DÖNEMİ-1
29/05/2013 - 07:11 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-7 Hz ALİ (r.a.) DÖNEMİ
26/05/2013 - 09:37 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-6 Hz OSMAN (r.a.) DÖNEMİ
13/05/2013 - 10:30 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-5 Hz ÖMER (r.a.) DÖNEMİ
06/05/2013 - 11:41 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-4 Hz EBU BEKİR DÖNEMİ
29/04/2013 - 09:25 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-3 MEDİNE DÖNEMİ
22/04/2013 - 02:26 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-2 HİCRET
15/04/2013 - 07:02 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-1 MEKKE DÖNEMİ
08/04/2013 - 08:00 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-16 NEFSE UYMAK
01/04/2013 - 09:29 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-15 HAYATI DEĞERLİ GÖRMEK
25/03/2013 - 10:40 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-14 HEVA’YA UYMAK
18/03/2013 - 10:17 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-13 GEVŞEKLİK
11/03/2013 - 09:58 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-12 TÛL-İ EMEL
04/03/2013 - 14:19 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-11 TEMBELLİK
25/02/2013 - 10:03 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-10 CEHALET
18/02/2013 - 09:16 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-9 KORKAKLIK
11/02/2013 - 00:51 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-7 ZİLLET
04/02/2013 - 09:36 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-8 İHANET (Hıyanet)
28/01/2013 - 09:19 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-6 REHAVET
21/01/2013 - 01:08 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-5 GAFLET
14/01/2013 - 08:01 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-4 YEİS
06/01/2013 - 02:49 İslam Birliğini Engelleyen Hastalıklar-3 Adavet
30/12/2012 - 02:14 İslam Birliğini Engelleyen Hastalıklar-2 Başkanlık Sevgisi
24/12/2012 - 00:26 İSLAM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR 1 TEFRİKA
17/12/2012 - 08:10 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 14 Bey'at (Biat)
11/12/2012 - 07:17 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 13 Hamiyyet
03/12/2012 - 08:09 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 12 Müsalemet
26/11/2012 - 08:32 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 11 Muavenet
19/11/2012 - 00:38 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 10
12/11/2012 - 08:05 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 9 Cesaret
05/11/2012 - 08:21 İslâm Birliğinin Temel Esasları-8 Sadakat
30/10/2012 - 00:05 İslâm BirliğininTemel Esasları-7 Uhuvvet
21/10/2012 - 11:08 İslâm Birliğinin Temel Esasları 6 - Ümmet Bilinci
15/10/2012 - 08:23 İslâm Birliğinin Temel Esasları-5 Adalet
08/10/2012 - 10:50 İslam Birliğinin Hedefleri 4 - Hürriyet
01/10/2012 - 09:51 İslam Birliğinin Temel Esasları - 3 Şûra
24/09/2012 - 00:53 İslam Birliğinin Temel Esasları 2 - İttihad
22/09/2012 - 01:22 İslâm Birliğinin Temel Esasları 1 - İtikad
16/09/2012 - 23:48 İslam Birliğinin Hedefleri 7 - Sömürünün Ortadan Kaldırılması
08/09/2012 - 01:14 İslâm Birliğinin Hedefleri 6 - İslâm Medeniyetinin Yeniden Kurulması
03/09/2012 - 12:50 İslam Birliğinin Hedefleri 5
27/08/2012 - 15:07 İslam Birliğinin Hedefleri 4 - Ekonomik Güçlenme
23/08/2012 - 12:31 İSLÂM BİRLİĞİNİN HEDEFLERİ-3 (Manevî Kalkınmanın Gerçekleştirilmesi)
13/08/2012 - 10:19 İSLÂM BİRLİĞİNİN HEDEFLERİ-2 Maddî Kalkınma ve Refahın Yaygınlaştırılması
06/08/2012 - 12:26 İslam Birliği'nin Hedefleri 1 Temel Hak ve Özgürlüklerin Sağlanması
30/07/2012 - 10:32 İslam Birliğinin İtikadi Ve Siyasi Temelleri
23/07/2012 - 13:59 İSLÂM BİRLİĞİNİN FAZİLETİ
18/07/2012 - 14:41 Dünya İslam Birliğine Muhtaçtır
09/07/2012 - 16:27 İslam Birlği İzzet kazandırır
02/07/2012 - 09:45 İslam Birliği'nin Amacı
25/06/2012 - 12:19 İSLÂM BİRLİĞİ HER MÜSLÜMAN’IN GÖREVİDİR
18/06/2012 - 09:18 İslam Birliğinin Hükmü
11/06/2012 - 10:51 İslam Birliği Yüce Bir İdealdir
04/06/2012 - 14:04 İslam Birliği Nedir?
29/05/2012 - 11:56 İslam Birliği İnanç Birliğidir
21/05/2012 - 12:58 Selamı Yayınız
14/05/2012 - 12:31 İslam Birliği Acil Bir İhtiyaçtır
 
İşgal polisi, Aksa kapısındaki cemaate saldırdı
20 Temmuz yeniden doğuştur
Adalet Bakanı Bozdağ'dan 'tek tip kıyafet' açıklaması
Allah’a şükür salâlar galip geldi
Darbenin üssüne yürüyoruz
Karamollaoğlu: Akla ziyan bir tutuklama
Suudi Arabistan'dan Katar açıklaması
Avusturya'dan Zeybekci'ye giriş yasağı
Başbakan Yıldırım: 'Sağlık olsun Türkiye Kıbrıs için elinden geleni yaptı'
EN ÇOK
Yazarlar
Mustafa İŞCAN
SGK ve 15 Temmuz gazilerinin hakları
Atilla MEHDİGİL
Kral çıplaak! Kral çıplaak! Kral çıplaak!
Mustafa KAYA
Durun Siz Eski Müttefiksiniz
Hayati OTYAKMAZ
"Erkekler gibi savaşamadın, bari oturup kadınlar gibi ağla"
Şeref KAÇMAZ
NORM-ALLEŞ(m)İ – YORUM
Ekrem ŞAMA
15 Temmuz programları
Feyzullah AYDOĞAN
YENİDEN BÜYÜK TÜRKİYE’NİN İNŞA POLİTİKALARI
İshak BEYAZAY
Ah köylüm vah köylüm
Mustafa GEÇER
TÜRKİYE’NİN BATILILAŞMA SORUNU
Mustafa BİLGEN
Hz PEYGAMBER (s.a.v.)’İN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
Uzm.Dr. Ali AYDIN
Soğuk Parmaklar Hangi Hastalıklarda Görülür
Alıntı Yazılar
Mehmet Şevket EYGİ
İman kardeşliği
Ali Haydar HAKSAL
Kudüs, Mescid-i Aksa ve Filistin
Abdullah AKÇAY
Düşünmek herkese iyi gelecek !..
Prof. Dr. Mehmet Seyfettin EROL
“Batı Cephesi”ndeEvanjelik Çatlamalar!
Zeki CEYHAN
Kızmak yerine!
Mevlüt ÖZCAN
Sihir ve büyü helak eder
Mahmut TOPTAŞ
Filozoftan hadisçi olursa
Prof.Dr.Ata ATUN
Anastasiadis’in politik iflası
Prof. Dr. Burhanettin Can
İslâm Coğrafyası ve “Kaostan Kaynaklanan Düzen”
İsmail Hakkı AKKİRAZ
Kudüs için kıyam etmek
Mustafa YILDIRIM
Yaş yetmiş hâlâ emekli olamamış
Burak KILLIOĞLU
Sessizlik ve atalet…
Şakir TARIM
Yeni 15 Temmuzlar yaşanmaması için
İsmail KILLIOĞLU
Kör göze sürme çekmek
İbrahim VELİ
Olağanüstü miting olağandışı katılım
Abdülkadir ÖZKAN
Başarısız darbe ABD’yi çıldırtmış olmalı!..
 
Ana Sayfa Günün Haberleri Yazarlar TÜRKİYE POLİTİKA EKONOMİ SPOR DÜNYA SAĞLIK & YAŞAM EĞİTİM BİLİM-TEKNOLOJİ KÜLTÜR-SANAT
Copyright © 2011 TV 5 HABER
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz