2 Sevval 1438 | 26 Haziran 2017
Ana Sayfa Günün Haberleri Yazarlar TÜRKİYE POLİTİKA EKONOMİ SPOR DÜNYA SAĞLIK & YAŞAM EĞİTİM BİLİM-TEKNOLOJİ KÜLTÜR-SANAT
MAKALELER
İSLÂM’DA SİYASET-2
21/07/2014 - 10:28
Mustafa BİLGEN
 

Siyasetin unsurlarından biri de ‘Hâkimiyet’ yani egemenliktir. Hâkimiyet nedir?

Hâkimiyet, bir ülkede yaşayan gerçek ve tüzel kişiler üzerinde kullanılan ve devlet kişiliğine bağlı olan, ondan ayrılmayan aslî, en yüksek hukukî iktidar veya kudrettir.

Mevdudî hâkimiyeti şöyle tanımlamaktadır: ‘Siyaset biliminde bu terim; en yüksek iktidar ve mutlak iktidar anlamında kullanılır. Herhangi bir kimse, ya da topluluğun ‘Hâkimiyet’i elinde tutmasından maksat şudur: Onun her hükmü kanun mahiyetini taşır ve ‘Kanun’ olur. Böyle bir kimse veya grup, ülkesinde yaşayan fertlerin üzerinde hükümlerini yürütür ve sınırsız tercih ve yetkilerin sahibi olur. İdare edilenler de böyle bir kimseye kayıtsız, şartsız itaat etmeye mecburdurlar. Onun yetki ve tercihlerini kendi iradesi altındaki hiçbir şey sınırlandıramaz ve kısamaz. Fertlere verilmiş bulunan herhangi bir hak var ise, bu hak da ancak onun tarafından verilmiş olur… Diğer taraftan hâkimiyeti elinde bulundurması sebebiyle herhangi bir kanun bağlamadığı için, böyle birisi tam anlamıyla kadir-i mutlaktır…’ Mevdudî’ye göre, ‘bundan daha az kudret ve imkâna ‘hâkimiyet’ denemez. Ancak böyle bir ‘hâkimiyet’ bugün artık farazi bir kavram haline gelmiştir. Alan o kadar daralmıştır ki, hakikî bir hâkimiyet yahut da siyaset biliminde kullanılan terim anlamıyla ‘siyasî hâkimiyet’ dahi kalmamıştır.’

Kur’an-ı Kerim’e Göre Hâkimiyet Türleri

Kur’an-ı Kerim’de Allah (c.c.)’ın hükümleri dışında kalan hükümlerin, heva, tağut, dalalet vb. hükümleri diye adlandırılmaları, İslâmî olmayan hükümler arasındaki mahiyet farkından kaynaklanmamakta, aksine İslâmî olmayan hükümlerin, cahilî olmanın yanında diğer olumsuz nitelikleri de kaçınılmaz olarak taşıdıklarını ortaya koymaktadır. Buna göre, İslâm’a uygun yapılanmış, her türlü değer yargısı İslâm’a göre şekillenmiş olan toplumun hükmü İslâmî, böyle olmayan toplumunki de cahilîdir.

Hâkimiyet konusu salt teorik bir konu olmayıp pratik ve hukukî birtakım sonuçları olmayan bir yorumdan ibaret değildir. Bu konu doğrudan doğruya Allah Teâlâ’nın hükümlerine iman ve bu hükümlere aykırı hiçbir hükmü kabul etmemek şeklinde bir uygulama ile böylesini kabul etmeyenlere karşı hukukî bir takım uygulamaları beraberinde getiren bir anlayıştır.

İslâm’ın Hâkimiyet Yorumu

İslâm’a göre mutlak ve sınırlandırılamaz hâkimiyet yalnızca Allah’ındır. Bu konuda bütün Müslümanlar arasında tam bir inanç ve fikir birliği vardır. Hiçbir kimsenin Allah (c.c.) ile birlikte hüküm, kanun koyması söz konusu değildir. O hükmüne hiçbir kimseyi asla ortak etmez.

İslâm’da hakkın ölçüsü ve yegâne hak, Allah’ın kitabı ve Rasûlün Sünneti olduğundan, herkesin bu hükümleri kabul etmesi gerekir. Kim kendiliğinden birtakım sözler ortaya koyar ve kendi anlayışına göre birtakım kurallar ortaya atarsa ve bunu kendi anlayışı, hatta (Kur’an ve Sünnet’i) yorumlayışı sonucunda ileri sürerse, ümmetin ona uyması ve anlaşmazlıklarında onun hükmüne başvurması gerekmez. Ta ki, bu söylenenler Rasûlün getirdikleriyle sınanıncaya kadar. Eğer Rasûlün getirdikleri ile çatışmaz ve uygun düşer ve doğrulukları belgelenirse, o zaman kabul; Rasûlün getirdiklerine aykırı olursa, o zaman da reddedilmesi gerekir. Kısacası Allah (c.c.) ve Rasûlü bir iş hakkında hüküm vermiş ise, hiçbir mümin için artık o konuda bunun dışında bir tercih yetkisi yoktur. İslâm’ın hâkimiyet yorumunu daha iyi anlayabilmek; diğer taraftan Allah Teâlâ’nın beşer üzerindeki hâkimiyetinin gerekçelerini kavrayabilmek için ‘Allah’ın hâkimiyeti’nin çeşitli yönlerine dikkat etmemiz gerekecektir:

Allah’ın Kâinat Hâkimiyeti

Allah (c.c.), bu kâinatın tek Yaratıcısı ve Rabbi’dir. Kâinatta gördüğümüz veya göremediğimiz, bildiğimiz bilemediğimiz her şeyin mutlak Yaratıcısı O’dur. O’ndan başka yaratıcı yoktur. Kâinatın kanunlarına, varlık âlemindeki bu düzenin işleyişine O’ndan başka hiçbir kimse müdahalede bulunamaz; O’nun iradesine aykırı hiçbir şey gerçekleştirilemez. Kâfirlerin, ataistlerin inançsızlıkları veya diğer batıl din mensuplarının değişik inançları bu gerçeği değiştirmez.

Ahiretteki Hâkimiyet

Bütün hesap, olay, nimet ve cezalarıyla ahiret hayatı da Allah (c.c.)’ın mutlak hâkimiyeti içerisindedir. Kur’an-ı Kerim’de Allah (c.c.)’ın ahirette tecelli edecek olan mutlak hâkimiyetine dair çok sayıda âyet-i kerime bulunmaktadır.

Kanunî Hâkimiyet

Allah (c.c.) bütün kapsamı ve boyutlarıyla hâkimiyetin yalnızca kendisinin olduğunu bildirmektedir. “Hüküm” kapsamına kanunî, ya da hukukî (şer’î) hâkimiyetin de girdiği şüphesizdir. Diğer taraftan Allah (c.c.)’ın hâkimiyetini kabul etmek ile yalnızca O’na ibadet etmek ve dosdoğru din üzere bulunmak arasındaki ilişki de kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

Nitekim başka ayetlerde, Allah (c.c.)’ın izin vermediği yasamalarda bulunmak şirk ve bu şekilde yasama yapanların bu yetkilerini kabul edip karşı çıkmamak da onları Allah’a ortak kabul etmek olarak vurgulandığını görmekteyiz. Allah’a ve Rasûlüne iman etmek iddiası ile birlikte; ‘Allah’ın karşısına dikilen, ayaklanan, O’nun emirlerine zıt yeni hükümler icat eden her varlık, Allah’tan başka itaat edilmesi istenen herhangi bir şey, ister bilerek, isteyerek uysunlar, isterse zorla, tehditle boyun eğsinler, her iki halde bu uyulan itaat edilendir. Bu nesnenin insan, şeytan, put yahut da bunlardan başka herhangi bir şey olmasının önemi yoktur. Kısacası, anlaşmazlık konularını Allah’ın ve Rasûlünün hükümlerine havale etmedikçe ve bu hükümlere razı olup tam bir teslimiyetle ona uyulmadıkça imanın varlığından söz edilemez.

Hz Peygamber (s.a.v.)’in hüküm vermek yetkisi ile ulu’1-emr ve müctehidlerin çıkardıkları Allah’ın hükümleri çerçevesi içerisindeki ilmî ictihadlarının, esasen Allah (c.c.) tarafından tanınmış ve sınırları tayin edilmiş olduğundan, bağımsız bir yasama olarak kabul edilemeyeceğini ve Allah ile birlikte ve O’nun hükmüne eşdeğerde hüküm koyma yetkisine sahip olmadıklarını ayrıca belirtmeye gerek yoktur. Onların bu yetkileri, sınırları ile birlikte yine Allah (c.c.) tarafından tayin ve tespit edildiğinden, O’nun kanuni hâkimiyeti yine mutlaktır ve ortaksızdır.

Siyasî Hâkimiyet

Kanunî hâkimiyete siyasal alanda yürürlük kazandırmak ve onun geçerliliğini sağlamak olarak nitelendirebileceğimiz ‘siyasal hâkimiyet’i elinde bulunduran makama ‘hilafet’ denilmektedir. İlk insan ve dolayısıyla onun soyundan gelecek olanlar yeryüzünde ‘Halife’ olarak yaratılmıştır. Halifelik; başkasının yerine onun adına görev yapmak veya tasarruflarda bulunmak demektir. Halife ise, başkası tarafından kendi adına iş görmek üzere görevlendirilen kişiye denir. İşte bu anlamda bütün insanlar Allah’ın tayin ettiği halifeler olup bunlar Allah Teâlâ’nın kanunlarını uygulamakla yükümlüdürler. Allah’ın hükümlerinin uygulanmasının belirli bir yapılanmayı gerektireceği ise açıktır. İşte bu yolla Allah’ın hükümleri yürürlük kazanır ve siyasal hâkimiyeti uygulama alanı bulur.

Hâkimiyetin Allah’ın Olmaması

Bir ülkede kanunî hâkimiyet Allah’ın olmayınca, hükümlerde adalet ve değer yargılarında isabet olmayacağı, yani ‘sırat-ı müstakim’ üzere gitmeye imkan bulunmayacağı gibi, insanlığın şeref ve haysiyetine yakışmayan, insanı alçaltan birçok durum da söz konusu olacaktır. Bunların bazısına ayet-i kerimelerin ışığında işaret edelim:

Kanunî ve siyasî hâkimiyet Allah’ın olmayınca, egemenler ilahlık ve rablık konumunda, egemenlik altında bulunanlar ise kulluk konumunda olurlar. Hıristiyan ve Yahudi din adamları tarafından Allah’ın dininin değiştirilerek, O’nun hükümlerine aykırı hükümler konulmasının kabul edilmesini Kur’an-ı Kerim, onları “Rab olarak” tanımak şeklinde nitelendirirken; Hz Peygamber (s.a.v.) de bunun, din adamlarının Allah’ın hükümlerine aykırı olarak helal ve haram kılmalarının kabul edilmesi suretiyle ortaya çıktığını belirtmiştir.

Allah (c.c.) adına hükmetmeyenler; egemenlikleri altındakileri çeşitli gruplara böler; onları zaafa düşürür ve sömürür; yeryüzünde fesat çıkartır ve bozgunculuk yaparlar.

Cahilî hükümlerle hükmeden kimseler, egemenlikleri altında bulunan kimselerin olayları sağlıklı bir şekilde değerlendirmelerine imkân bırakmayacak şartlar oluştururlar; gerçekleştirdikleri kültür yapısı ve eğitim ortamı ile insanları sağlam ve gerçekçi yargılarda bulunma imkânından yoksun bırakırlar.

Allah’ın hâkimiyetini, dolayısıyla O’nun ‘İlah’ ve ‘Rab’ olduğunu reddedenler; egemenliklerini kaybetmek korkusuyla gerçeklerin anlaşılmaması, ilahlıklarının sahteliğinin ortaya çıkmaması için özellikle çaba harcarlar. Din işlerinin devlet işleriyle karıştırılmamasını, dinin siyasete alet edilmemesini savunurlar.

Müslümanlara göre hükümetler üç türlüdür:

a)Adaletli İslâm Hükûmeti: Müslümanlar olarak bizim böyle bir hükûmete karşı görev ve tutumumuz kendilerine itaat etmemiz, yardımcı olmamızdır. İdarecilerine gereken nasihatleri yapmamızdır. Kendilerine karşı samimi olmamız görevimizdir. Böyle bir hükûmetin devamını korumamızdır. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Din nasihattir” Ya Rasûlallah kimin için? Diye sorduk. Buyurdular ki: “Allah (c.c.) için, Kitabı için, Rasûlü için, Müslümanların imamları için ve hepsi için.” Adaletli bir İslâm hükûmetinin yönetimi altında yaşayan Müslümanlar her iki dünya saadetine yani ‘Saadet-i Dâreyn’e kavuşurlar. Yani dünyada mutlu ve huzurlu bir hayat yaşarlar ve ibadetlerini ve diğer dinî görevlerini tam olarak yerine getirdikleri için de ahirette de cenneti kazanırlar. Böylece iki dünya saadetine kavuşurlar.

b) Zalim İslâmî Hükümet:Bu hükümete karşı görevimiz, adaletli olması, zulüm yapmaması için kendilerine nasihat etmek ve onları doğruya, hakka yöneltmektir. “Gerçekten cihadın en büyüğü zalim sultan nezdinde, adil sözü söylemektir.” 

Böyle bir hükümete nasihat etmek ve hakkı söylemek sonuç vermiyor, zulüm ve haksızlıklarına devam ediyorsa bu hükümetin yerine adaletli ve hakkı bilen bir hükümet ve bakanların gelmesi için ülke yasalarının elverdiği bütün hukukî, siyasî ve ilmî çalışmalar yapılmalıdır. Günümüzde birçok İslâm ülkesinde durum böyledir. Ülke İslâm ülkesi, halkının çoğunluğu Müslüman ve yöneticilerinin isimleri de Müslüman ismi olmasına rağmen Müslümanların İslâm’ı yaşamaları istenmemekte ve onlara cezalar uygulanmaktadır. Ülkesinde Müslümanca yaşamak isteyen insanlara uzun yıllar süren takipler yapılmakta, hapis cezaları ve hatta idam cezaları verilerek büyük ve kapsamlı zulümler işlenmektedir. Böyle bir hükümet yönetimi altında yaşayan Müslümanlar siyasî cihadı asla terk etmemeli, mücadeleyi yer ve zaman şartlarına göre uygun yöntemler uygulayarak devam ettirmeli ve bu ruhu yeni nesillere aynen aktarmalıdır.

c) Kâfir Hükümet:Böyle bir hükümete karşı da yapacaklarımız, Müslüman kardeşlerimizin zarar görmemesi için ona karşı gereken tedbirleri almak, onu en kısa zamanda değiştirmektir. Böyle bir hükümetin varlığına son vermek ve yerine adil bir hükümet kurulmasını sağlamaktır. Bu husustaki ilâhî emir şöyledir: “Kâfirlerle ve münafıklarla cihad edin!” 

Bugün dünyada 200’e yakın bağımsız devlet bulunmakta ve Müslümanlar, saydığımız bu üç çeşit hükümetten herhangi birisinin yönetiminde yaşamaktadır. Bu devletlerden bir kısmında Müslümanlar çoğunlukta ve bir kısmında ise azınlıktadırlar. Müslüman nasıl bir hükümet ortamında yaşıyorsa ona göre siyasî bir cihad yürütecektir. Bu cihadı elbette ki, Allah (c.c.) için ve Allah yolunda olmak üzere yürütür.

Bugün Müslümanlar arasında yaygın olan son derece yanlış ve hatalı olan bir görüş vardır: Bazı Müslümanlar diyorlar ki: ‘Biz siyasî işlerle uğraşamayız ve siyasete girmeyiz, bizim siyasetle bir ilgimiz yoktur.’ Böylece parçalanıp bölünüyor ve zalimlerin oyuncağı oluyorlar. Bunlardan kimisi bunu bahane ederek hiç bir şeyle de ilgilenmemekte ve gerekçe olarak da, siyaset bizi Allah (c.c.)’tan uzaklaştırıyor, diye bırakmaktadır. Ahiretimizi unutturuyor, diyorlar. Bazısı da biz bunu belli bir süreye kadar bırakacağız, diyorlar. Kimisi de siyaseti terk etmek de bir siyasettir, diyorlar. İslâm devleti bir meyvedir. İleride her bir insan için İslâm’a ulaşmak sonuç olarak kazanılacaktır. Bunu iki noktada ele almak gerekir:

Birinci nokta: Sen bir devletin vatandaşısın veya geçici ikametle oradasın fakat o devlet esas yaşadığın devlet değildir. Ancak sen, sadece İslâm’ı anlatmak için oralara gitmiş olabilirsin. Böyle bir durumda, benim şu anda yabancısı bulunduğum bu yerde siyasete atılmam doğru değildir. Çünkü ben bu ülkeye sadece İslâm’ı anlatmak üzere geldim. Bana bu bölgede İslâmî çalışmamı bunsuz yapmam gerekir. Burada siyaset yapma kapısı bana kapalıdır. Çünkü ülke bu konuda benden yönetimlerini tenkid etmemeyi istedi. Sadece İslâm’ı anlatacağım, O’nu tanıtacağım, başka bir görevim yoktur.

İkinci nokta: Ben bir ülkede yaşıyorum, oranın vatandaşıyım. Burası benim kendi ülkem. Burada ne yapmam gerekir?

Biz bu sorunun cevabını vermeden önce, bazı hususlara değinmek isteriz. Temel esasları ortaya koymak şarttır. Aslında bu noktalara değinmemiz de gerekir ve vaciptir.

a-) Çağımız devletlerinin birçoğunun elinde bütün imkân ve güçler bulunmaktadır: Eğitim, öğretim, ekonomi, ordu, sosyal işler, siyasî faaliyetler, düşünce ve kültür araçları.. Kısaca beşer cinsiyle ilgisi olan ne varsa hemen hepsini devlet ele almış bulunmaktadır. Nitekim siyasî çalışmalar da böyle her şahsın ilgilenmesi sonucu olmuştur.

b-) Dünyadaki hükümetlerin çoğu milliyetçilik esası üzerinde kurulmuş ve bu da siyasî partinin niteliği haline gelmiştir. Öyle ki askerî hükümetler bile yaptıkları hareketlere milliyetçilik adıyla girişmektedirler. Diktatör cereyanlar da aynı şekilde hareket ediyorlar. Bunlar istila ile işi ele aldıktan sonra, hemen bir parti oluşturarak, bunu siyasî olarak bir düşünce temeline oturtup işe girişiyorlar.

c-) İşte tüm bunların sonucu olarak, çeşitli ıslahat ve reform düşünceleri ortaya atılıyor. Mutlak bir şekilde bunun infazı ve yerine getirilmesi de bir hükme ve bir partiye bağlanıyor. Partisiz bir hüküm ya da hükümet olamamaktadır. Bir parti hükümet olmaya varmadığı sürece, sadece soyut birer nazariye olmaktan öteye geçemez.

Şimdi konuyu İslâm dünyası açısından şöyle ele alarak analiz etmek gerekir: İslâm dünyasının her yerinde hükümetler oluşmuş, fakat bu hükümetlerin çoğunluğu ne amelî olarak (pratikte) ne de nazarî olarak (teoride) İslâm’a bağlı değildirler. Bunun doğal bir sonucu olarak İslâm dünyasındaki devletler, kendi vatandaşlarını kendisinin istediği doğrultuda yönetmeye, eğitmeye ve onları inançlarından daha farklı kalıplara sokmaya çalışmaktadırlar. İslâm toplumlarında böylece halk ile idare arasında önemli farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla bu durum asla İslâmî ve insanî değildir. Bunların İslâm’a herhangi bir dine düşman olmadığı gibi düşman olmadığını dış görünüşte göstermeleri doğru ve yeterli değildir. Halkın çoğunluğu nasıl bir yönetim istiyorsa ve kimlerin yönetici olmasını istiyorsa ona uyulması en doğal olanıdır.

İşte bunun sonucu olarak zamanımızın nesli, İslâm’dan nasipsiz ve habersiz bir şekilde yetişmektedir. İslâm’dan nasipleri sadece isimlerinin Müslüman ismi olmasıdır. Adına Müslüman denmesinden ibarettir. Bunun neticesi olarak da şu olumsuz ve kahredici durum ortaya çıkmaktadır:

a- İslâm Birliği yoktur. İslâm dünyasındaki herhangi bir ülke veya ciddî bir topluluk buna gayret göstermemektedir. Aksine ondan ülkeleri uzaklaştırmaya çalışmaktadır. Halbuki İslâm’ı hâkim kılmanın ve Müslümanların birlik içinde olmalarının farz olduğunu bilerek bunu gerçekleştirmeye çalışmalıdır.

b- Artık cihad bilinci, gerek nazarî olsun gerek amelî olsun, gerekse gerçekleşme noktasında olsun büyük oranda unutturulmuştur. Toplumlarda bu şuur ölmüş bulunmaktadır. Halbuki bilindiği gibi bu da Müslümanlara farzdır ve ihya edilmesi gerekir. Cihadla Müslümanlar izzet ve güç kazanırlar.

c- Her İslâmî bölgedeki İslâm hükümleri bırakılmış, bir kenara itilmiş ve bunun yerine yabancı hükümler getirilmiştir. Halbuki bunun yerine getirilmesi de bir farzdır.

Şimdi bu gerçeğin karşısında, İslâm bölgelerinde kurulan İslâmî hükümetlerin durumu nedir? Bir şey ki vacip (farz) onsuz yapılamıyor, o şeyin de aynen edinilmesi vacip (farzdır).

Mademki İslâmî bir hükümet (devlet) olmadıkça, Allah (c.c.)’ın hükümleri, cihad ve İslâm birliği olamayacaktır. Bunların hiçbirisi ikame olunamayacaktır. Mutlaka her bir İslâmî bölgede bir İslâmî hükümetin kurulması veya var olanların ıslah edilmesi gerekir. Ayrıca buna gücü olanların ise, başkalarına yardımcı olmaları gerekir.

Bazı Müslümanlar diyorlar ki: Bir İslâmî hükümetin teşkili için Müslümanların ortaklaşa çalışmaları, bazı Müslümanların bu görevi yüklenmeleri farz-ı kifâyedir. Şayet bu da varsa, artık öteki Müslümanların böyle bir çalışmayı yürütmeleri gerekmez. Onlardan günah düşer. Bu anlayışta olanlar vardır.

Evet, bu doğrudur, şayet İslâmî devletin gelmesi için bu bazı kimselerin çalışması yeterliyse böyledir. Değilse, durum değişir. Bu görev her bir Müslüman’a ayrı ayrı farzdır. Mademki halen İslâmî hükümler ikame olunmuş, yerine getirilmiş değildir, bugün her bir Müslüman’a bu, ‘farz-ı ayın’ olarak yapmaları kesin olan bir hükümdür.

Dağınık bir şekilde hüküm ikamesi mümkün olamamakta ise, düzenli ve sistemli bir çalışmaya girmek gerekir ve bu farzdır. Mademki ayrılık İslâmî devletin kurulmasına engeldir. Müslümanların birlik halinde hareket etmeleri farz-ı ayındır. Böyle bir hükme varmanın bir yolu varsa, bu yola girmek ve birlikte bu yolda yürümek farzdır. Şayet durum hükümetin teşkili için belli hazırlıklara ve cihazlara gerek duymakta ise bunları hazırlamak ve cihazları sağlamak da farzdır. İşte bütün bunlar siyasî cihad ifadesinin ve çalışmasının içerisinde mutlak olarak yer alır. Böylece yukarıda sorduğumuz sorunun cevabı ortaya çıkmış oldu.

Müslüman, siyaset konusunda o derece dikkatli, uyanık ve titiz bulunacaktır ki, dünyada onun bir benzeri görülmeyecektir. Çünkü devlet idaresi de Allah (c.c.)’ın hakkında hüküm koyduğu temel hususlardandır. Hiçbir kimse, diğer dünya işlerinde ve ahiret işlerinde Allah Teâlâ’nın hükümleri geçerli olsun ama devlet idaresi konularında bizim hazırladığımız kanunlarımız geçerli olsun, diyemez. Bundan ne kadar olumsuz bir mantık çıkacağı ortadadır. Her insanın yapacağı şeyler vardır. Müslüman, Müslümanca bu hükmü yüklenecek ve kendi üzerinde uygulayacaktır. Tüm insanlığın huzur ve barışı ve ahiret kazancı için bunun başkalarınca da uygulanmasına gayret gösterecektir.

Devletlerin, hükümetlerin yaptığı uygulamalar ya İslâmîdir veya değildir. Müslüman, yaşadığı ülkede Müslümanca tutum ve davranışını, kendi kişiliğini ortaya koyacaktır.

“İnanıyorsanız üstünsünüz.” İlâhî hükmünü asla unutmayacaktır. Hükümetin tutumuna ve davranışına göre o da tavır takınmak zorundadır. Müsbet ise müsbet, olumsuz ise, olumsuz tavır takınılacaktır. Bulunduğu ülkede temel hak ve özgürlüklerini ve özellikle inanç ve düşünce hak ve özgürlüğünü tam olarak kullanmalıdır. Uyanık olmadıkça bunları yapamaz. O halde Müslüman siyasî bir davranış edinip edinmemekte veya bir tercih yapıp yapmamakta serbesttir, diyemeyiz. Çünkü Müslüman İslâm’ı seçmekle O’nun bütün hükümlerini ve bir bütün halinde kabul etmiştir. İslâm şeriatı baştan sona İslâm’ın kâmil manada uygulanmasını farz kılmıştır. Kitap nasıl emrediyorsa öyle yapacaktır. Bu hükümlerden bir veya birkaçının inkâr edilmesi diğerlerinin de inkârı anlamına gelir.

Bir başka nokta ise, Müslüman için siyasî görev, her halükârda zorunlu bulunmaktadır. Bu da bir İslâmî hükümetin olması ve olmaması durumuna göre değişiklik gösterir. Müslümanlar nezdinde siyasî uyanıklık olmadığı takdirde belki de bu hal, işi İslâm dünyasının çökmesine kadar götüren faktörlerden biri de olabilir.

Üçüncü bir nokta ise, İslâmî siyasî çalışma gayet açık ve net olan bir gerçektir. Bu, İslâm dünyasında İslâmî olmayan siyasî partilerin varlığıdır. Bunlar bu partiler kanalıyla sonuca varmak, hükümet kurmak istiyorlar. Müslümanların bir araya gelerek kendi aralarında siyasî bir kuruluş, parti ve cemaat oluşturmasını doğrudan doğruya gerektirir. Ancak çalışma tarzı tamamen İslâm akidesine bağlı olacak, ondan kıl payı sapma ve ayrılma olmayacaktır. Bu çalışmalar çok ince ve sağlam bir metodla, düzenli bir düşünceyle yapılmalıdır. Öyle yapılmalı ki, Müslümanlar kâfirlerin ve münafıkların hastalıklarına müptela olmuş olmasınlar, yolları üzerlerine kapanmış olmasın veya hükme varamayacak şekilde bir çalışma olmuş olmasın. Özellikle daha önce de belirttiğimiz gibi, hüküm onların elinde olduktan sonra, meselâ güç ve kuvvet onlardaysa, davet imkânları onlardaysa, eğitim-öğretim alanları onlardaysa, iktisadî güç onlardaysa, bu gibi hallerde bir İslâm ümmetinin kurtulması mümkün değildir.

(Devam edecek)

YORUMLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
10/11/2016 - 13:45 Hz PEYGAMBER (s.a.v.)’İN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
25/10/2016 - 09:38 SAİD HALİM PAŞA’NIN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
17/10/2016 - 14:42 KÂTİP ÇELEBİ’NİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
10/10/2016 - 11:58 KOÇİ BEY’İN SİYASETÇİ’YE ÖĞÜTLERİ
04/10/2016 - 12:10 LÜTFİ PAŞA’NIN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
26/09/2016 - 11:26 GELİBOLULU MUSTAFA ÂLΒNİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
20/09/2016 - 12:00 KINALIZADE ALİ EFENDİ’NİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
11/09/2016 - 17:59 SULTAN MURAD HAN’IN ÖĞÜTLERİ
09/09/2016 - 12:12 İBNU HALDUN’UN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
24/07/2016 - 17:55 ŞEYH EDEBALİ’NİN OSMAN GAZİ’YE ÖĞÜTLERİ
19/07/2016 - 14:01 ŞEYH SADİ-İ ŞİRAZΒNİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
15/07/2016 - 14:38 FERİDܒD-DİN ATTAR’IN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ-2
20/06/2016 - 10:32 FERİDܒD-DİN ATTAR’IN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ-1
12/06/2016 - 11:56 YUSUF HAS HACİB’İN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
06/06/2016 - 10:02 NİZAMܒL-MÜLK’ÜN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
30/05/2016 - 13:58 İMAM GAZALΒNİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
23/05/2016 - 15:51 FARABΒNİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
16/05/2016 - 09:07 İMAM MAVERDΒNİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
09/05/2016 - 09:21 HASAN-İ BASRÎ (r.a.)’NİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
02/05/2016 - 09:55 İMAM EBU YUSUF’UN HARUN REŞİD’E ÖĞÜTLERİ
24/04/2016 - 16:06 TURTÛŞÎ’NİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
18/04/2016 - 09:54 ÖMER B. ABDU’L-AZİZ’İN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
11/04/2016 - 14:43 Hz ALİ’NİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
01/04/2016 - 09:41 Hz OSMAN (r.a.)’IN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
21/03/2016 - 15:34 Hz ÖMER (r.a.)’in SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
14/03/2016 - 14:55 Hz EBU BEKİR (r.a.)’İN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
09/03/2016 - 11:14 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-39 ZULÜM
29/02/2016 - 10:36 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-38 ZİNA YOLUYLA KAZANÇ
22/02/2016 - 12:12 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-37 ZİLLET
15/02/2016 - 11:56 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-36 YETİM MALI YEMEK
08/02/2016 - 12:00 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-35 YALANCILIK
01/02/2016 - 16:52 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-34 YALAN YEMİN
25/01/2016 - 12:47 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-33 VAKIF VE DEVLET MALI YEMEK
18/01/2016 - 10:32 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-32 TÛL-İ EMEL
11/01/2016 - 15:54 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-31 İFTİHAR-TEFAHUR
28/12/2015 - 10:19 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-29 RÜŞVET-2
21/12/2015 - 11:23 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-28 RÜŞVET-1
14/12/2015 - 00:18 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-27 RIZIK TAKSİMİNE RAZI OLMAMAK
07/12/2015 - 10:24 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-26 RİYA
04/12/2015 - 13:09 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-25 NİFAK
23/11/2015 - 11:59 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-24 NEFRET
16/11/2015 - 03:19 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-23 KUMAR
09/11/2015 - 11:46 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-22 KORKAKLIK
06/11/2015 - 07:23 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-21 SADECE KENDİNİ DÜŞÜNMEK
26/10/2015 - 09:30 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-20 KATL (ADAM ÖLDÜRMEK)
20/10/2015 - 11:06 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-19 KALPAZANLIK
12/10/2015 - 01:17 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR - 18 İSYAN
05/10/2015 - 13:01 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-17 İSRAF
28/09/2015 - 10:06 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-16 İFTİRA
21/09/2015 - 10:12 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-15 HULF
14/09/2015 - 10:10 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-14 HUKUKA RİAYETSİZLİK
07/09/2015 - 09:18 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-13 HIYANET
31/08/2015 - 10:03 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-12 HIRSIZLIK
25/08/2015 - 12:11 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-11 HIRS
17/08/2015 - 11:02 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-10 HİLE
10/08/2015 - 11:21 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-9 HASED
31/07/2015 - 09:27 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-8 HAKSIZ MAL EDİNMEK
27/07/2015 - 01:54 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-8 HAKSIZ MAL EDİNMEK
24/07/2015 - 03:21 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-7 GEVŞEKLİK
13/07/2015 - 12:03 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-6 GASP
06/07/2015 - 12:50 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-5 GAFLET
29/06/2015 - 11:29 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-4 GADR
22/06/2015 - 11:22 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-3 FAİZCİLİK
15/06/2015 - 01:43 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-2 ALDATMA (GABN)
09/06/2015 - 12:38 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-1 ADAVET
01/06/2015 - 08:07 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-30 ZİYAFET
25/05/2015 - 10:36 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-29 YÜSR (TEYSİR)
18/05/2015 - 12:22 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-28 VADİNDE DURMAK
11/05/2015 - 11:20 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-27 ÜLFET (İyi Geçinmek)
04/05/2015 - 12:49 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-26 TEVEKKÜL
27/04/2015 - 10:53 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-25 TEDBİR
20/04/2015 - 12:06 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-24 TEAVÜN (Yardımlaşma)
13/04/2015 - 11:41 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-23 ŞÜKÜR
09/04/2015 - 12:19 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-22 SEBAT
30/03/2015 - 11:43 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-21 SADAKA
23/03/2015 - 02:17 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-20 SABIR
16/03/2015 - 09:10 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-19 MUHASEBE
9/03/2015 - 00:05 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-18 KESB
03/03/2015 - 13:20 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-17 KANAAT
16/02/2015 - 09:58 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-15 İTİMAT
09/02/2015 - 10:20 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-15 İSTİŞARE
03/02/2015 - 10:45 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-14 İNFAK
26/01/2015 - 13:04 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-13 İKTİSAD
22/01/2015 - 10:41 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-12 İHTİYAT
12/01/2015 - 01:43 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-11 İHSAN
05/01/2015 - 00:04 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-10 HAMD
29/12/2014 - 11:31 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-9 GAYRET
22/12/2014 - 11:55 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-8 FÜTÜVVET
15/12/2014 - 02:26 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-7 FİRASET
08/12/2014 - 11:44 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-6 EMANET
01/12/2014 - 10:32 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-5 DOĞRULUK (SIDK)
23/11/2014 - 23:47 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-4 CÖMERTLİK
17/11/2014 - 01:02 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-3 CESARET
10/11/2014 - 11:26 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-2 BASİRET
03/11/2014 - 01:41 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-1 ADALET
23/10/2014 - 10:54 Hz HÜSEYİN (r.a.)’İN SİYASÎ KİŞİLİĞİ
16/10/2014 - 12:52 Hz ALİ (R.A.)’NİN SİYASÎ KİŞİLİĞİ
08/10/2014 - 10:39 Hz OSMAN (R.A.)’IN SİYASÎ KİŞİLİĞİ
29/09/2014 - 09:53 Hz ÖMER (r.a.)’İN SİYASÎ KİŞİLİĞİ
21/09/2014 - 00:32 HZ. EBU BEKİR (R.A.)’in SİYASÎ KİŞİLİĞİ
15/09/2014 - 12:29 Hz PEYGAMBER (S.A.V.)’İN SİYASÎ KİŞİLİĞİ-2
08/09/2014 - 01:49 HZ. PEYGAMBER (S.A.V.)’İN SİYASÎ KİŞİLİĞİ-1
01/09/2014 - 12:17 İSLÂM’DA SİYASET-6
23/08/2014 - 13:00 İSLÂM’DA SİYASET-5
04/08/2014 - 09:28 İSLÂM’DA SİYASET-4
30/07/2014 - 11:13 İSLÂM’DA SİYASET-3
21/07/2014 - 10:28 İSLÂM’DA SİYASET-2
14/07/2014 - 10:52 İSLÂM’DA SİYASET-1
07/07/2014 - 09:47 İSLÂM BİRLİĞİNE ÇAĞRI-4
30/06/2014 - 09:57 İSLÂM BİRLİĞİNE ÇAĞRI-3
23/06/2014 - 09:13 İSLÂM BİRLİĞİNE ÇAĞRI-2
16/06/2014 - 11:29 İSLÂM BİRLİĞİNE ÇAĞRI-1
09/06/2014 - 09:47 İSLÂM BİRLİĞİ TEŞKİLATI ANA SÖZLEŞMESİ-4
02/06/2014 - 02:19 İSLÂM BİRLİĞİ TEŞKİLATI ANA SÖZLEŞMESİ-3
26/05/2014 - 09:07 İSLÂM BİRLİĞİ TEŞKİLATI ANA SÖZLEŞMESİ-2
19/05/2014 - 11:58 İSLÂM BİRLİĞİ TEŞKİLATI ANA SÖZLEŞMESİ
12/05/2014 - 10:44 İSLÂM BİRLİĞİ TEŞKİLATI NASIL KURULACAK?
05/05/2014 - 12:20 İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLÂTI(ESKİ İKÖ)
28/04/2014 - 00:54 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-8 MÜSLÜMAN TOPLULUKLAR-3
21/04/2014 - 12:53 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-7 MÜSLÜMAN TOPLULUKLAR-2
14/04/2014 - 09:49 BÜGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-6 MÜSLÜMAN TOPLULUKLAR-1
07/04/2014 - 10:48 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-5 GERİ KALMIŞLIK
31/03/2014 - 11:53 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-4 NÜFUS ARTIŞI
24/03/2014 - 11:18 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-3 EKONOMİK SORUNLAR
17/03/2014 - 11:52 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-2
10/03/2014 - 10:30 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-1
03/03/2014 - 08:22 ULUSLARARASI BİRLİKLER-10 GÜNEYDOĞU ASYA ÜLKELERİ BİRLİĞİ (ASEAN)
24/02/2014 - 09:42 ULUSLARARASI BİRLİKLER-9 VARŞOVA PAKTI
17/02/2014 - 09:31 ULUSLARARASI BİRLİKLER-8 SSCB ve AVRASYA BİRLİĞİ
10/02/2014 - 07:38 ULUSLARARASI BİRLİKLER-7 D-8 GELİŞEN 8 ÜLKE
02/02/2014 - 19:28 ULUSLARARASI BİRLİKLER-6 CENTO ve BAĞDAT PAKTI
27/01/2014 - 07:58 ULUSLARARASI BİRLİKLER-5 AFRİKA BİRLİĞİ
23/01/2014 - 00:17 ULUSLARARASI BİRLİKLER-4 ARAP BİRLİĞİ
13/01/2014 - 07:25 ULUSLARARASI BİRLİKLER-3 NATO
07/01/2014 - 07:09 ULUSLARARASI BİRLİKLER-2 AVRUPA BİRLİĞİ (AB)
30/12/2013 - 07:19 ULUSLARARASI BİRLİKLER-1 BİRLEŞMİŞ MİLLETLER (BM)
23/12/2013 - 08:08 İSLÂM BİRLİĞİ ve ULUSLAR ARASI BİRLİKLER
16/12/2013 - 08:48 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-7 AŞIRI MİLLİYETÇİLİK
10/12/2013 - 09:56 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-6 FAŞİZM VE IRKÇILIK
02/12/2013 - 08:07 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-5 KOMÜNİZM
25/11/2013 - 09:12 İSLAM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-4 BATI EMPERYALİZMİ
22/11/2013 - 10:05 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-3 SİYONİZM-3
20/11/2013 - 11:53 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN FAKTÖRLER-2 SİYONİZM-2
04/11/2013 - 10:10 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-1 SİYONİZM-1
28/10/2013 - 07:11 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER
20/10/2013 - 18:05 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-28 KUDÜS KONGRESİ (1931)
15/10/2013 - 20:29 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-27 NECMETTİN ERBAKAN ve D-8
07/10/2013 - 07:36 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-26 BEDİUZZAMAN SAİD NURSÎ
30/09/2013 - 06:05 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-25 ABDURREŞİD İBRAHİM
23/09/2013 - 06:31 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-24 MÜSLÜMAN KARDEŞLER TEŞKİLATI-2
16/09/2013 - 06:47 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-23 MÜSLÜMAN KARDEŞLER TEŞKİLATI-1
10/09/2013 - 06:55 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-21 II. ABDULHAMİD-2
02/09/2013 - 07:36 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-21 II. ABDULHAMİD-1
25/08/2013 - 22:57 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-20 KANUNî SULTAN SÜLEYMAN
20/08/2013 - 06:06 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-19 İDRİS-İ BİTLİSÎ
12/08/2013 - 07:09 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-18 YAVUZ SULTAN SELİM
05/08/2013 - 06:38 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-17 FATİH SULTAN MEHMED
29/07/2013 - 06:24 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-16 OSMAN GAZİ
22/07/2013 - 00:21 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-15 OSMANLILAR DÖNEMİ
15/07/2013 - 08:07 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-14 SELÇUKLULAR DÖNEMİ-2
08/07/2013 - 10:47 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-13 SELÇUKLULAR DÖNEMİ-1
01/07/2013 - 09:32 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-12 SELAHADDİN EYYUBÎ
24/06/2013 - 09:28 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-11 ABBASİLER DÖNEMİ-2
17/06/2013 - 09:35 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-10 ABBASİLER DÖNEMİ-1
10/06/2013 - 09:27 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-9 EMEVİLER DÖNEMİ-2
03/06/2013 - 10:04 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-8 EMEVİLER DÖNEMİ-1
29/05/2013 - 07:11 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-7 Hz ALİ (r.a.) DÖNEMİ
26/05/2013 - 09:37 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-6 Hz OSMAN (r.a.) DÖNEMİ
13/05/2013 - 10:30 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-5 Hz ÖMER (r.a.) DÖNEMİ
06/05/2013 - 11:41 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-4 Hz EBU BEKİR DÖNEMİ
29/04/2013 - 09:25 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-3 MEDİNE DÖNEMİ
22/04/2013 - 02:26 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-2 HİCRET
15/04/2013 - 07:02 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-1 MEKKE DÖNEMİ
08/04/2013 - 08:00 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-16 NEFSE UYMAK
01/04/2013 - 09:29 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-15 HAYATI DEĞERLİ GÖRMEK
25/03/2013 - 10:40 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-14 HEVA’YA UYMAK
18/03/2013 - 10:17 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-13 GEVŞEKLİK
11/03/2013 - 09:58 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-12 TÛL-İ EMEL
04/03/2013 - 14:19 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-11 TEMBELLİK
25/02/2013 - 10:03 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-10 CEHALET
18/02/2013 - 09:16 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-9 KORKAKLIK
11/02/2013 - 00:51 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-7 ZİLLET
04/02/2013 - 09:36 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-8 İHANET (Hıyanet)
28/01/2013 - 09:19 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-6 REHAVET
21/01/2013 - 01:08 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-5 GAFLET
14/01/2013 - 08:01 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-4 YEİS
06/01/2013 - 02:49 İslam Birliğini Engelleyen Hastalıklar-3 Adavet
30/12/2012 - 02:14 İslam Birliğini Engelleyen Hastalıklar-2 Başkanlık Sevgisi
24/12/2012 - 00:26 İSLAM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR 1 TEFRİKA
17/12/2012 - 08:10 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 14 Bey'at (Biat)
11/12/2012 - 07:17 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 13 Hamiyyet
03/12/2012 - 08:09 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 12 Müsalemet
26/11/2012 - 08:32 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 11 Muavenet
19/11/2012 - 00:38 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 10
12/11/2012 - 08:05 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 9 Cesaret
05/11/2012 - 08:21 İslâm Birliğinin Temel Esasları-8 Sadakat
30/10/2012 - 00:05 İslâm BirliğininTemel Esasları-7 Uhuvvet
21/10/2012 - 11:08 İslâm Birliğinin Temel Esasları 6 - Ümmet Bilinci
15/10/2012 - 08:23 İslâm Birliğinin Temel Esasları-5 Adalet
08/10/2012 - 10:50 İslam Birliğinin Hedefleri 4 - Hürriyet
01/10/2012 - 09:51 İslam Birliğinin Temel Esasları - 3 Şûra
24/09/2012 - 00:53 İslam Birliğinin Temel Esasları 2 - İttihad
22/09/2012 - 01:22 İslâm Birliğinin Temel Esasları 1 - İtikad
16/09/2012 - 23:48 İslam Birliğinin Hedefleri 7 - Sömürünün Ortadan Kaldırılması
08/09/2012 - 01:14 İslâm Birliğinin Hedefleri 6 - İslâm Medeniyetinin Yeniden Kurulması
03/09/2012 - 12:50 İslam Birliğinin Hedefleri 5
27/08/2012 - 15:07 İslam Birliğinin Hedefleri 4 - Ekonomik Güçlenme
23/08/2012 - 12:31 İSLÂM BİRLİĞİNİN HEDEFLERİ-3 (Manevî Kalkınmanın Gerçekleştirilmesi)
13/08/2012 - 10:19 İSLÂM BİRLİĞİNİN HEDEFLERİ-2 Maddî Kalkınma ve Refahın Yaygınlaştırılması
06/08/2012 - 12:26 İslam Birliği'nin Hedefleri 1 Temel Hak ve Özgürlüklerin Sağlanması
30/07/2012 - 10:32 İslam Birliğinin İtikadi Ve Siyasi Temelleri
23/07/2012 - 13:59 İSLÂM BİRLİĞİNİN FAZİLETİ
18/07/2012 - 14:41 Dünya İslam Birliğine Muhtaçtır
09/07/2012 - 16:27 İslam Birlği İzzet kazandırır
02/07/2012 - 09:45 İslam Birliği'nin Amacı
25/06/2012 - 12:19 İSLÂM BİRLİĞİ HER MÜSLÜMAN’IN GÖREVİDİR
18/06/2012 - 09:18 İslam Birliğinin Hükmü
11/06/2012 - 10:51 İslam Birliği Yüce Bir İdealdir
04/06/2012 - 14:04 İslam Birliği Nedir?
29/05/2012 - 11:56 İslam Birliği İnanç Birliğidir
21/05/2012 - 12:58 Selamı Yayınız
14/05/2012 - 12:31 İslam Birliği Acil Bir İhtiyaçtır
 
Meclis güçsüzleşirse sokak güçlenir
KPSS cevap kağıtları erişime açıldı
ABD'den PYD/PKK mektubu
Biraraya gelmezsek zulümler önlenemez
KPSS sonuçları açıklandı
Bahçeli’den CHP'nin yürüyüşüne ilk tepki: "Akılsız başın cezasını ayaklar çeker"
Sorunlarımızı G-8’de değil D-8’de çözelim!
Az önce açıklandı! İşte yerine gelen isim…
Siyasîler kavgayı bırakırsa vatandaş kucaklaşır
EN ÇOK
Yazarlar
Hayati OTYAKMAZ
ADALET- EMANET VE İŞLERİ EHLİNE VERMEK
Şeref KAÇMAZ
HESAPLI - YORUM
Mustafa KAYA
Cenevre’de Güvenlik ve Garantiler Tuzağı
Atilla MEHDİGİL
Ateizm ve ateistlerin hezeyanı
Feyzullah AYDOĞAN
YENİDEN BÜYÜK TÜRKİYE’NİN İNŞA POLİTİKALARI
İshak BEYAZAY
Katar sana ne katar - Deepweb
Ekrem ŞAMA
Dışişleri şaka gibi
Mustafa İŞCAN
Yıllık izin birer gün olarak kullanılır mı?
Mustafa GEÇER
TÜRKİYE’NİN BATILILAŞMA SORUNU
Mustafa BİLGEN
Hz PEYGAMBER (s.a.v.)’İN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
Uzm.Dr. Ali AYDIN
Soğuk Parmaklar Hangi Hastalıklarda Görülür
Alıntı Yazılar
Abdullah AKÇAY
Düşünmek herkese iyi gelecek !..
Mehmet Şevket EYGİ
Kuvvetli Müslüman
Ali Haydar HAKSAL
Emperyalizmin Suyunda Gitmek de İşe Yaramıyormuş
Prof. Dr. Mehmet Seyfettin EROL
“Korku Türbülansı”ndaki ABD ve “Kontrolsüz Çok Kutupluluk” Planı
Zeki CEYHAN
Bir adım ötesi!
Mevlüt ÖZCAN
Her ibadetin hikmeti vardır
Mahmut TOPTAŞ
Bayram günü ne yapalım?
Prof.Dr.Ata ATUN
Avustralya’dan bir başarı öyküsü
Prof. Dr. Burhanettin Can
İslâm coğrafyasında “kaos’tan kaynaklanan düzen”
İsmail Hakkı AKKİRAZ
Ne yapacaksan ölmeden önce yap
Mustafa YILDIRIM
Özlenen eski Ramazanlar mı yoksa insanlar mı?
Burak KILLIOĞLU
Beton, hep beton!
Şakir TARIM
Yaşananlar ekseninde D-8’in önemi
İsmail KILLIOĞLU
İktidar ve devlet
İbrahim VELİ
En değerli hediye: D-8
Abdülkadir ÖZKAN
Suriye bölündü, kaynaklar paylaşıldı
 
Ana Sayfa Günün Haberleri Yazarlar TÜRKİYE POLİTİKA EKONOMİ SPOR DÜNYA SAĞLIK & YAŞAM EĞİTİM BİLİM-TEKNOLOJİ KÜLTÜR-SANAT
Copyright © 2011 TV 5 HABER
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz