2 Zi'l-ka'de 1438 | 26 Temmuz 2017
Ana Sayfa Günün Haberleri Yazarlar TÜRKİYE POLİTİKA EKONOMİ SPOR DÜNYA SAĞLIK & YAŞAM EĞİTİM BİLİM-TEKNOLOJİ KÜLTÜR-SANAT
MAKALELER
FARABΒNİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
23/05/2016 - 15:51
Mustafa BİLGEN

870-950 Yılları arasında Kazakistan’ın Farab şehrinde yaşayan Farabî, Türk asıllı ilk filozoftur. Farabî’nin ‘El-Medinetü’l-Fazıla’ (İdeal Devlet) adlı eserinin devlet yönetimi konusundaki beşinci kısmı şöyledir:

 

‘Her insan kendini devam ettirmek ve en üstün mükemmelliğini elde etmek için birçok şeye muhtaç olan bir yaratılışta (fıtrat) varlığa gelmiştir. Onun bu ihtiyaçların hepsini tek başına sağlaması mümkün değildir. Aksine bunun için o, her biri kendisinin özel bir ihtiyacını karşılayacak birçok insana muhtaçtır. Her insan bir başka insanla ilgili olarak aynı durumdadır. Bundan dolayı insan sahip olduğu tabii yaratılışının kendisine verilmesinin gayesi olan mükemmelliğine ancak birbiriyle yardımlaşan birçok insanın bir araya gelmesiyle ulaşabilir. Bu insanlardan herbiri sözü edilen insanın özel bir ihtiyacını karşılar. Toplumun bütününün bu katkısı sonucunda herkesin varlığını devam ettirmek ve mükemmelliğe erişmek için muhtaç olduğu şeyler sağlanmış olur. İnsanların çok sayıda dünyaya gelmesinin ve bazısı mükemmel, bazısı eksik, kusurlu olan insanî toplumlar kurarak dünyanın yaşanabilir kısmında (ma’mura) bir araya gelmelerinin nedeni budur.

Mükemmel toplumlar büyük, ortak ve küçük olmak üzere üç çeşittir. Büyük toplum, oturulabilir dünyanın bütününde bütün milletlerin bir araya gelmesidir. Orta toplum, oturulabilir dünyanın bir parçasında tek bir milletin bir araya gelmesidir. Küçük toplum herhangi bir milletin oturduğu topraklar üzerinde tek bir şehir halkının bir araya gelmesidir. Bir köy halkının, mahalle halkının, bir sokakta oturanların, nihayet bir ev halkının bir araya gelmesi-ki bu sonuncu, en küçük bir birliktir- kusurlu, eksik bir toplumu meydana getirir. Mahalle ve köyün her ikisi de şehir için vardır; ancak köyün şehirle ilişkisi, ona hizmet ilişkisidir. Buna karşılık mahalle şehrin bir parçası olarak onunla ilişki içindedir. Sokak mahallenin, ev sokağın bir parçasıdır. Şehir, bir milletin yaşadığı toprakların bir parçası, millet üzerinden yaşanan dünyanın bütün toplumlarının bir parçasıdır.

En üstün iyilik ve en büyük mükemmelliğe ilişkin ancak şehirde ulaşılabilir, şehirden daha eksik olan bir toplulukta ulaşılamaz. Ancak gerçek anlamda iyi, seçme ve irade ile elde edilebilir bir özelliğe sahip olduğundan, kötülüklerde ancak seçme ve iradenin ürünleri olduklarından, bir şehrin kötü olan birtakım amaçların elde edilmesi için insanlarının birbirlerine yardım ettikleri bir varlık olarak kurulması mümkündür. Bundan dolayı mutluluğun her şehirde elde edilmemesi mümkündür. O halde insanları kendileriyle hakikî anlamda mutluluğun elde edildiği şeyler için birbirlerine yardım etmeyi amaçlayan bir şehir, erdemli, mükemmel bir şehirdir (Medine Fadıla); insanların mutluluğu elde etmek için birbirlerine yardım eden toplum, erdemli, mükemmel bir toplumdur. Bütün şehirleri kendileriyle mutluluğun elde edildiği şeyler için birbirlerine yardım eden bir millet, erdemli, mükemmel bir millettir. Aynı şekilde erdemli, mükemmel evrensel devlet de ancak içinde bulundurduğu bütün milletlerin mutluluğa erişmek için birbirlerine yardım ettikleri zaman ortaya çıkar.

Erdemli, mükemmel şehrin bütün organları canlı varlığın hayatını tam kılmak ve onu bu durumda tutmak için birbirleriyle yardımlaşan tamve sağlıklı bir bedene benzer. Şimdi bedenin organları birbirinden farklı ve bu organların tabiî yaratılışları da birbirinden üstündür. Onlar içinde amir bir organ-kalp- ve mertebe bakımından kendisiyle bu amir organın amacına uygun olarak fiilini yaptığı bir kuvvetle mücehhez kılınmıştır. Bunlardan başka yine bazı organlar vardır ki onlar tabiatları gereği kendileriyle bu sonuncuların, yani kendileriyle amir organ arasında başka hiçbir şey bulunmayan organların amaçlarına uygun olarak fiillerini icra ettikleri kuvvetlerle donatılmışlardır. Bunlar mertebe bakımından ikinci sıradadırlar. Kendi paylarına başka organlar da bu ikinci sıradaki organların amaçlarına uygun olarak fiilde bulunurlar ve böylece sadece başkalarına hizmet eden, hiçbir biçimde yönetmeyen organlara kadar gidilir. İşte bu durum aynı şehir için de geçerlidir. Onun da parçaları yaratılış bakımından birbirinden farklı ve bu parçaların tabiî istidatları (yetenekleri) birbirinden üstündür. Şehirde de amir olan bir insan ve mertebeleri bu insana yakın olan başka insanlar vardır. Bu insanların her biri kendileriyle bu amirin amacına uygun olarak fiilde bulundukları bir istidat ve melekeye sahiptir. Bu insanlar, mertebe bakımından birinci sıradadırlar. Bu insanların altında, onların amaçlarına uygun olarak fiillerini gerçekleştiren başka insanlar gelir ki onlar da ikinci sıradadırlar. Onların da altında ikinci sırada zikredilen insanların amaçlarına uygun olarak fiillerini yapan insanlar bulunur ve şehrin kısımları, başkalarının amaçlarına uygun olarak fiilde bulunan, ancak kendi amaçlarına uygun olarak kimsenin fiilde bulunmadığı gruplara ulaşıncaya kadar böyle bir sıra içinde aşağıya doğru iner. Bu sonuncular, demek ki, başkaları tarafından hizmet edilmeksizin başkalarına hizmet edenlerdir. Bundan dolayı da onlar en, alt sırada bulunan, en değersiz şeylerdir. Ancak şu noktayı da belirtmek gerekir ki bedenin organları tabiîdir ve onların sahip oldukları istidatlar, tabiî kuvvetlerdir. Buna karşılık şehrin kısımları tabii olmakla birlikte, bu kısımların kendileriyle şehirde fiillerini meydana getirdikleri istidat ve melekeler tabiî değil; iradi şeylerdir. Fakat şehrin kısımları, tabiat bakımından, insanların şu şeyi değil de bu şeyi yapmalarının kendileri için daha uygun olduğu birbirinden farklı özelliklerle varlığa gelmişlerdir. Bununla birlikte genelde onlar yalnızca sahip oldukları tabii yaratılışları ile değil, daha çok sanatlar ve benzerleri gibi kazanmış oldukları iradî melekeleri ile şehrin kısımlarıdırlar. Ve bedenin organlarında bulunan tabii kuvvetlere, şehrin kısımlarında bulunan iradi meleke ve istidatlar tekabül eder.

Nasıl ki bedende emredici organ kendisi ve özel nitelikleri bakımından bütün organların en mükemmeli ve en tamı ise, aynı zamanda o başka bir organla ortaklaşa olarak sahip olduğu şeyin de en iyisine sahipse, onun altında onlar da kendi paylarına kendilerinden daha aşağıda bulunan organlara emreden başka organlar varsa, ancak onların amirlikleri birincininkinden derece bakımından daha aşağıyı da ve birincinin amirliğine tabi ise, çünkü onlar aynı zamanda hem emir verici hem de emir alıcı durumundaysalar; aynı şekilde şehrin yöneticisi de özel nitelikleri bakımından onun en mükemmel parçasıdır. Başkasının kendisiyle ortak olarak paylaştığı şeyin de en iyisine sahiptir. Onun altında da kendisi tarafından yönetilen ve kendileri de başkalarını yöneten insanlar vardır. Nasıl ki kalp ilk olarak meydana gelirse, daha sonra bedenin diğer organlarının varlığının, onların kuvvetlerinin meydana gelişinin, onların kendilerine has olan varlık sırası içinde ortaya çıkışlarının nedeni olursa ve bu organlardan biri bozulduğunda bu bozukluğun giderilmesini sağlayan kalbin kendisi ise; aynı şekilde şehrin yöneticisinin de ilk olarak varlığa gelmesi, sonra şehrin kısımlarının, bu kısımların iradî melekelerinin meydana gelişinin, onların kendilerine has olan varlık sırası içinde ortaya çıkışlarının nedeni olması gerekir. Şehrin herhangi parçası bozulduğunda bu bozukluğu giderme vasıtalarını sağlayan da odur. Nasıl ki bedende amir organa yakın olan organlar, bu amir organın amacına uygun olan tabiî fiiller arasında, tabiatları gereği, onları en şereflilerini icra ederlerse, onların altında bulunan organlar ise daha az şerefli fiilleri yaparlarsa ve böylece en aşağı cinsten fiilleri yapan organlara kadar ulaşırsa; aynı şekilde şehirde emredicilik bakımından şehrin yöneticisine yakın olan kısımlar en şerefli iradî fiilleri, onların altında bulunanlar daha az şerefli iradî fiilleri gerçekleştirirler ve böylece en aşağı cinsten iradî fiilleri yapan kısımlara kadar ulaşılır. Bu tür fiillerin aşağılığı, bayağılığı, bazen son derece faydalı olmalarına karşılık- mesela mesane ve kalın bağırsağın fiilinde olduğu gibi- onları konularından ileri gelir. Bazen ise onların faydasız olmalarından veya yapılmalarının çok kolay olmasından ileri gelir. Aynı durum şehir ve parçaları tabiatları gereği birbirleriyle muntazam bir biçimde bağlanmış, düzenlenmiş olan her bütün için söz konusudur. Çünkü bunlar, diğer parçalara göre durumu sözünü ettiğimiz durum olan bir amire, yöneticiye sahiptirler.

Erdemli şehrin yöneticisi sıradan herhangi bir insan olamaz. Çünkü yöneticilik (riyaset) iki şeyle olur:

a) O insan, yaratılışı ve tabiatı bakımından yöneticiliğe istidatlı (yetenekli) olmalıdır;

b) O insan yöneticilikle ilgili iradî meleke ve tutumları kazanmış olmalıdır.

Bunlar ise tabiatı gereği yöneticiliğe yeteneği olan insanda gelişip ortaya çıkacaklardır. Öte yandan her sanat yöneticilik için uygun değildir; tersine nasıl ki insanların çoğu tabiatları gereği hizmet etmek için uygunsalar; sanatların çoğu da şehirde hizmet etmek için uygun olan sanatlardır. Sanatlar içinde bazıları kimi sanatlara hizmet için uygun olan sanatlardır. Sanatlar içinde bazıları kimi sanatlara hizmet ederken başka bazılarını yönetir. Bazıları ise herhangi bir başka şeyi yönetmeksizin sadece hizmet eder. Bundan dolayı erdemli şehri yönetecek sanat herhangi bir sanat olamayacağı gibi herhangi bir melekenin sonucu da olamaz. Çünkü nasıl ki bir cins içindeki ilk yönetici bu cinsteki herhangi bir şey tarafından yönetilmezse- mesela organların yöneticisi, başka herhangi bir organın kendisinin yönetici olması mümkün olmayan organdır. Parçalardan meydana gelen her bütün için de bu geçerlidir- aynı şekilde erdemli şehrin ilk yöneticisinin sanatının da hizmetkâr bir sanat olması ve başka herhangi bir sanat tarafından yönetilmesi mümkün değildir. Tersine onun sanatı, bütün diğer sanatların amacını gerçekleştirme yönünde hareket ettikleri ve erdemli şehrin bütün fiillerinde kendisine yöneldikleri sanat olmak zorundadır

Bu insan bir başka insanın hükmü, yönetimi altına girmesi mümkün olmayan insandır. O, mükemmelliğine ulaşmış ve bilfiil akıl ve bilfiil akılsal olmuş bir insandır. Onun muhayyile kuvveti daha önce zikrettiğimiz tarzda tabiatı gereği mükemmelliğin en son haddine varmış ve böylece tabiatı gereği uyanık halde, gerek uykudayken ‘Faal Akıl’dan tikelleri -oldukları gibi veyatemsili olarak- ve akılsalları –temsili olarak- olmaya hazır hale gelmiştir. Onun edilgin aklı bütün akılsalları kavraması sonucu mükemmelleşen ve böylece bilfiil akıl ve bilfiil akılsal olan, öyle ki kendisinde akılsal olanla akıl bir ve aynı şey haline gelen herhangi bir insan, mertebe bakımından edilgin akıldan üstün olan, ondan daha mükemmel, maddeden daha çok bağımsız olan bilfiil bir akıl kazanır. Bu akla ‘kazanılmış akıl’ denir ve o ‘Edilgin Akıl’ ve ‘Faal Akıl’ arasında orta bir noktadadır. Onunla “Faal Akıl” arasında başka bir şey yoktur. O halde edilgin akıl kazanılmış aklın maddesi ve taşıyıcısı gibidir. Tabii bir istidat olan akılsal kuvvet de bilfiil akıl olan edilgin akla, onu taşıyan madde ödevi görür. 

Bu insan, insanlığın en üst mertebesinde ve mutluluğun en yüksek derecesindedir. Onun ruhu, yukarıda söylediğimiz tarzda sanki ‘Faal Akıl’ ile bir olmuştur. O, kendisiyle mutluluğun elde edilebileceği her fiile vakıf olan bir insandır. Bu ise bir yönetici (reis) olmanın şartlarından birincisidir. Ayrıca onun dilinde, bildiği her şeyi başkasının tahayyülünde en iyi biçimde canlandırma (tahyil) kudreti olmalıdır. O, insanları mutluluğa ve kendileriyle bu mutluluğun elde edildiği fiillere en iyi bir biçimde yöneltme kudretine sahip olmalıdır. Buna ilaveten o, savaşla ilgili fiilleri yerine getirebilmesi için bedenen sağlam olmalıdır. İşte bu kişi, kendisinin üzerinde başka bir insanın hükmünün bulunmadığı hâkim kişidir. O, imamdır, erdemli şehrin birinci başkanıdır, erdemli milletin hükümdarıdır, yaşanılan dünyanın tümünün hükümdarıdır.

Bu duruma ancak kişiliğinde doğuştan sahip olduğu on iki tabii özelliği birleştiren bir insan ulaşabilir:

a) Bu özelliklerden biri, onun organları bakımından tam ve eksiksiz olması, bu organların kendisini, kendilerine ait fiillerini gerçekleştirmeye kabiliyetli kılmalarıdır. O, bu organlardan herhangi biri ile ilgili bir fiili yapmak istediğinde bunu kolayca yapmalıdır.

b) O, kendisine söylenilen her şeyi iyi anlama ve idrak etme yeteneğine tabiatı gereği sahip olmalı, konuşan kişinin maksadına ve bizzat şeyin kendisinin mantığına uygun olarak onu anlamalıdır.

c) Anladığı, gördüğü, duyduğu, idrak ettiği şeyi zihninde saklama (hıfz) yeteneğine sahip olmalı, hemen hemen hiçbir şeyi unutmamalıdır.

d) Uyanık ve çok zeki olmalı, bir şeyle ilgili en ufak bir delil gördüğünde bu delilin işaret ettiği yönde o şeyi kavramalıdır.

e) Zihninde bulunan bir şeyi tam bir açıklıkla ifade edebilmesini sağlayabilecek güzel konuşma kabiliyetine sahip olmalıdır.

f) Bilgi edinmeyi, öğrenmeyi (ta’allum) sevmeli, ona kendini vermeli, öğrenmenin zahmetlerini yenmeli, içerdiği mihnetlere katlanmalı, bunları yorucu, eziyet verici bulmamalıdır.

g) Tabiatı gereği doğruluk (sıdk) ve doğru insanları sevmeli, yalandan ve yalancılardan nefret etmelidir.

h) Tabiatı gereği yemek, içmek ve cinsel zevklerin peşinde koşmayan, onları arzulamayan biri olmalı, kumardan kaçınmalı, bu tür şeylerden doğan zevklerden nefret etmelidir.

ı) Yüksek ruhlu olmalı, şerefli, ululuğu (kerame) sevmeli, ruhu tabii olarak çirkin ve aşağılık şeylerin üstünde olmalı, şeyler içinde en yüce olanlarına doğru yükselmelidir.

i) Gümüş, altın ve benzeri cinsinden dünyevi amaçlar, şeyler onun nazarında değersiz şeyler olmalıdır.

j) Tabiatı gereği adaletli ve adil kişileri sevmeli, baskı (cavr) ve zulümle, bunları yapanlardan nefret etmeli, kendisi ve başkaları ile ilgili olarak insaf sahibi olmalı, insanları böyle olmaya yöneltmeli, baskıya maruz kalan insanlara acımalı, güzel, asil ve doğru gördüğü her şeyi desteklemeli, adil olmaya, adaletli uygulamaya davet edildiğinde onu yapmada, gerçekleştirmede isteksiz, inatçı olmamalı, tersine haksızlık ve kötülük yapması istendiğinde bunu yapmamaya dirençli, kararlı ve istekli olmalıdır. 

Sonra yapılması gerekli gördüğü şey konusunda azimli, kararlı olmalı, korku ve zaaf göstermeksizin cesur bir şekilde onu gerçekleştirmelidir.

Bütün bu özelliklerin tek bir insanda bir araya gelmesi zordur. Bundan dolayı bu tabii yaratılıştaki insanlara her çağda ancak bir defa tesadüf edilir. Eğer erdemli şehirde böyle bir insan bulunur ve o insan büyüdükten sonra yukarda zikrettiğimiz şartlardan altısını yerine getirirse veya muhayyile kuvveti aracılığıyla insanları uyarma kabiliyeti dışındaki beş tanesini yerine getirirse yönetici bu insan olacaktır. Herhangi bir zamanda böyle bir insana rastlanmazsa, ancak daha önce bu şehirde birbirini aralıksız olarak takip eden bu türden bir yöneticiler kuşağı mevcut olmuşsa, bu insanların koydukları kanunlar, kurallar ve adetler benimsenir ve muhafaza edilirler.

Erdemli, mükemmel şehre zıt olan şehirler şunlardır. Cahil şehir, bozuk (fasit) şehir, karakteri değişmiş (mubeddele) şehir, doğru yolu bulamamış, yanlışlık içinde olan (dâlle) şehir. Bu değişik şehirlerin halkı da erdemli şehre zıttır.

Cahil şehir, halkı mutluluğu bilmeyen, mutluluktan habersiz olan şehirdir. Onlar mutluluk konusunda aydınlatılsalar bile onu ne anlayacak, ne de inanacaklardır. Onların bildiği tek iyi şeyler, görünüşte iyi oldukları zannedilen bazı şeylerdir ki bunlar beden sağlığı, zenginlik, şehevî zevkler, insanın kendi arzularının peşinden koşma serbestliği, saygı ve itibar görme gibi hayatta gaye oldukları düşünülen şeylerdir. Cahil şehrin halkına göre bunların her biri mutluluk çeşididir ve en büyük, en tam mutluluk da onların hepsinin toplamıdır. Onların zıddı olan şeyler, yani hastalık, yoksulluk, zevklerden mahrum olma, arzularının peşinden koşmada serbest olmama, saygı ve itibar görmeme de kötülüklerdir.

Cahil şehrin çeşitleri ile orantılı olarak cahil şehir hükümdarları vardır. Onların her biri, kendi arzu ve amaçlarını elde edebileceği bir tarzda hükümdarı olduğu şehri yönetir. Cahil şehrin gayeleri olması mümkün olan cahilce gayeler, işte bu saydıklarımızdır.

Karakteri değişmiş (mubeddele) şehir, fikirleri ve fiilleri eskiden erdemli şehrin fikirler ve fiillerinin aynı olan, ancak artık değişmiş bulunan ve yerini farklı fikirlere, fiilleri de yerini farklı fiillere bırakmış olan şehirdir.

Bu şehirlerin hükümdarları, erdemli şehirlerin hükümdarlarının zıddı, onların yönetimleri erdemli yönetimlerin zıddıdır. Bu şehirlerde yaşayan bütün diğer insanlarla ilgili olarak da durum aynıdır.

Farklı zamanlarda birbirlerini takip ederek erdemli şehirlere hükümdar olan kişiler sanki tek bir ruh, her zaman aynı kalan tek bir hükümdar gibidirler. Aynı zamanda tek bir şehirde veya birçok şehirde hüküm süren birden çok hükümdar çok hükümdar olduğu durumda da onların hepsi aynı şekilde sanki tek bir hükümdar, ruhları da tek bir ruh gibidir. Böyle bir şehrin her bir sınıfına mensup olan ve farklı zamanlarda birbirlerini takip eden insanlar da sanki her zaman aynı kalan tek bir ruh gibidirler. Aynı şekilde aynı zamanda yaşayan, ister bir şehirde, ister birçok şehirde olsunlar bir aynı sınıfa mensup olan insanların ruhları, bu sınıf ister amir bir sınıf, ister hizmetkâr bir sınıf olsun, yine sanki tek bir ruh gibidir.

Erdemli şehir halkının hepsinin bildiği ve yaptığı müşterek şeyler vardır; her bir sınıfının bildiği ve yaptığı başka şeyler vardır. Bu insanların her biri ancak bu iki şeyle, yani kendisi ve başkası için müşterek olan şey ve bir ferdi olduğu sınıfına özel olarak ait olan şeyle mutluluk merhalesine ulaşır. Her biri bu şekilde davrandığında, bu davranışları ona üstün, erdemli bir ruhsal istidat kazandırır ve o bu davranışları ne kadar çok devam ettirse, bu istidadı o kadar güçlü ve mükemmel olur. Böylece de onun kuvvet ve mükemmelliği ortaya çıkar. Nitekim iyi yazı yazma ile ilgili fiillerin düzenli olarak devam ettirilmesi, insana yazı yazma sanatında üstünlük kazandırır ve bu insan bu fiilleri ne kadar çok devam ettirirse, bu fiilleri meydana getiren sanat o kadar güçlü, o kadar mükemmel bir hale gelir. Böylece sürekli tekrarı ile onun kuvvet ve mükemmelliği de sürekli olarak artar. Böylece ruhun bu istidadından doğan zevk daha büyük, insanın bu istidattan duyduğu memnuniyet daha çok, ona karşı hissettiği sevgi daha fazla olur. Mutluluğun kendileriyle elde edildiği fiillerin de durumu aynıdır. Bu fiiller ne kadar artar ve tekrar edilirse, insanın onları ne kadar sürekli devamlı olarak uygularsa, amacı mutluluğa ulaşmak olan ruh o kadar üstün ve mükemmel olur. Bu onun mükemmellik bakımından maddeden müstağni olabileceği bir noktaya, aşamaya varıncaya kadar devam eder. Bu noktada ruh maddeden tamamen bağımsızlaşır ve ne maddenin ortadan kalkması ile ortadan kalkar, ne de varlığını devam ettirmek için artık maddeye ihtiyaç duyar.

Mutluluklar üç bakımdan birbirinden üstündürler: Tür, nicelik ve nitelik. Bu dünyada mevcut olan sanatların birbirlerinden üstün olmalarına benzer.

Sanatların tür bakımından birbirlerinden üstünlüğü, tür bakımından farklı sanatların var olması, onlardan bazısının diğerlerinden daha mükemmel olmasıdır. Mesela dokuma sanatıyla bezazlık; aktarlıkla çöpçülük; felsefe ile hitabet sanatı gibi. İşte tür bakımından farklı olan sanatlar, bu şekilde birbirlerinden üstün olurlar. Bundan başka bir aynı türe ait olan sanat mensupları, kendi aralarında bilgilerinin niceliği bakımından birbirlerinden üstündürler: Mesela yazı yazma sanatı ile uğraşan iki kişiden birinin bu sanatın kısımları ile ilgili bilgisi daha çok, diğerinin bilgisi daha az olabilir. Mesela bu sanat biraz dil, biraz hitabet, biraz güzel yazı yazma ve biraz da aritmetikle ilgili bilgilerden meydana gelir. Yazı yazma sanatı ile meşgul olanlardan biri mesela güzel yazı yazma bilgisine ve biraz hitabete, diğeri dil, biraz hitabet ve biraz güzel yazı yazma bilgisine, bir başkası aynı zamanda bunların dördüne sahip olabilir.

Nitelik bakımından üstünlük, iki kişinin yazı yazma sanatının kısımlarına sahip olmakla ilgili olarak aynı durumda olmaları, ancak onlardan birinin sahip olduğu şey bakımından diğerlerinden daha güçlü ve daha tecrübeli, daha uzman olmasıdır. Nitelik bakımından üstünlük budur. Mutluluklar da işte bu bakımlardan birbirlerinden üstündürler.

Diğer şehirlerin halkına gelince, onların fiilleri kötü olduğundan bu fiiller onlara kötü istidatlar (yetenek) kazandırır. Nasıl ki yazı yazma fiilleri kötü olduklarında veya olmaları gerektiği biçimde olmadıklarında, insana kötü, çirkin ve eksik, kusurlu bir yazı kazandırırlarsa ve bu fiillerin tekrarlanması ölçüsünde bu yazı yazma sanatı o kadar bozuk olursa, aynı şekilde diğer şehirlerin halkının kötü fiilleri de onların ruhlarına kötü ve kusurlu istidatlar kazandırır. Bu insan fiilleri yapmakta ne kadar ısrarlı olursa onun ruhsal istidadı (yeteneği) o kadar bozulur. Bunun sonucunda bu şehirlerin insanları ruhsal hasta olurlar. Böylece onlar bu fiillerden kazanmış oldukları istidatlardan zevk duymaya başlarlar. Nasıl ki hummaya (sıtma) yakalanmış olan insanların çoğu gibi bedeni bakımdan hasta olan insanlar, duyuları bozulmuş olduğundan ötürü, normal olarak hoşa gitmemesi gereken tatlardan hoşlanırlar ve yine normal olarak haz verici olan şeylerden rahatsız olurlarsa veya gerçekten tatlı olan şeylerin tatlılığını hissetmezlerse, ruhsal bakımdan hasta olanlar da, irade ve alışkanlık sonucu tahayyül kuvvetleri bozulmuş olduğundan ötürü, kötü istidatlardan ve kötü fiillerden zevk alırlar. Bunlar güzel istidatlar ve erdemli fiillerden ya hoşlanmazlar veya onları tasavvur dahi edemezler. Yine nasıl ki bedeni bakımdan hasta olan insanlar arasında hastalığını bilmeyen bazıları ile hatta buna ilaveten sağlıklı olduklarını zannedenler bile varsa ve bunlar bu zanlarının güçlü olmasından dolayı hekimin sözlerine kulak vermezlerse, aynı şekilde ruhi bakımdan hasta olan insanlar arasında da hastalığını bilmeyen veya buna ilaveten ruhi bakımdan sağlıklı, erdemli olduğunu zannedenler vardır. Bundan dolayı da onlar herhangi bir doğru kılavuzun veya öğretmenin veya terbiye edici (eğitmen) kişinin sözlerine kulak vermezler.

Bu şehirlerin halkına gelince: Cahil şehirlerin halkının ruhları eksik ve varlıkta devam etmek için zorunlu olarak maddeye muhtaç bir halde kalırlar. Çünkü onlarda ilk akılsalar dışında hiçbir hakikatin imajı mevcut değildir. Bundan dolayı varlıklarını kendisine borçlu oldukları madde ortadan kalktığında, varlıkları bu ortadan kalkan şeye muhtaç olan ruhsal kuvvetleri de ortadan kalkar. Ancak varlığı ruhun bu ortadan kalkan kuvvetlerine bağlı olan cismin sureti ile bu surete bağlı olan kuvvetler devam ederler. Bu şey de ortadan kalkıp başka bir şeye ayrışınca, (birinci durumda) kalan şey kalan maddenin kendisine ayrıştığı şeyin sureti olur.

Bozuk şehrin halkına gelince: Onların erdemli fiillerden kazanmış oldukları ruhî istidatlar, ruhlarını maddeden kurtarır; ancak kötü fiillerden kazanmış oldukları ruhi istidatlar birincilerle birleşir ve bunun sonucunda onları bulandırır, onlarla çatışır. Kötü istidatların iyi istidatlarla çatışmasından ruh büyük bir ıstırap duyar. İyi istidatlar da kendi paylarına kötü istidatlarla çatışmaya girerler ve kötü istidatlar da iyi istidatlardan büyük bir ıstırap duyarlar. Öyle ki sonuç olarak ruhta bu iki ıstıraptan dolayı büyük bir ıstırap meydana gelir. Cahil şehrin fiilleri gibi fiillerin sonucu olan bu istidatlar gerçekte kötü olduklarından, ruhun akıllı kısmından zorunlu olarak büyük bir ıstıraba sebep olurlar. Ancak ruhun akılsal kısmı duyular tarafından kendisine getirilen şeylerle meşgul olduğundan bunun bilincine varmaz. Yalnız o kendisiyle yalnız kalınca bu istidatların zorunlu olarak doğurduğu ıstırabın veya kendisinin maddeden, duyulardan ve dışarıdan gelen herşeyden farklı olduğunun bilincine varır. Nasıl ki üzgün bir insan kendisine duyular tarafından getirilen şeylerle meşgul olduğunda, kendisini üzen şeyi duymaz veya onun farkına varmaz, ancak duyuların etkisinden kurtulduğunda üzüntüsünü tekrar duyarsa ve yine nasıl ki acı duyan hasta bir insan, birtakım şeylerle meşgul olduğunda, ya bu acısı azalır veya onu hiç hissetmez, ancak kendisini meşgul eden şeylerin tesirinden sıyrıldığında acısının farkına varırsa veya acısı tekrar kendisini gösterirse, ruhun akılsal kısmında da durum aynıdır. O duyuların kendisine getirdiği şeylerle meşgul olduğu sürece, kötü istidatlarının kendisine verdiği ıstırabı duymaz. Ancak ne zamanki bu duyulardan tam olarak kurtulup kendi kendisiyle yalnız kalır, o zaman bu istidatların verdiği ıstırabı duyar ve onun bilincine varır. Edebî olarak da bu içinde kalır. Eğer bu şehrin kendisiyle aynı mertebede olan diğer bir insanı ile bu insan birleşirse, her birinin duyduğu, diğer insanla birlikte olmasından dolayı daha da artar. Bu şekilde bir araya gelen insanların sayısı sonsuz olacağından zamanın geçip gitmesiyle birlikte onların ıstırabı da sonsuz olarak çoğalacaktır. İşte mutluluğun zıddı olan bedbahtlık budur.

Doğru yolu bulamamış, yanlış görüş içinde bulunan şehrin halkına gelince, mutluluğun ne olduğunu bildiği halde cahil şehrin halkının amaçlarından herhangi birinin peşinde koştuğundan dolayı bu insanları yanlış yola sürüklemiş ve mutluluktan saptırmış olan kişinin kendisi, bozuk şehrin halkından biridir. Bundan dolayı onun şehrinin halkı değil, yalnızca kendisi bedbaht olacaktır. Diğerleri ise cahil şehrin halkı gibi ortadan kalkacak ve çözülecektir.

Karakteri değişmiş olan şehirlerin halkına gelince, eğer bu değişikliği yapan ve onları saptıran kişi, bozuk şehrin halkından biri ise yalnız o bedbahtlık duyacak, geri kalanlar cahil şehir halkının insanları gibi ortadan kalkacak ve çözülecektir. Bilmeyerek ve istemeyerek mutluluktan saptıran kişilerin de durumu budur.

Cahil şehrin insanları gibi fiillerde bulunmaya zorlanan erdemli şehrin insanlarına gelince, bunu yapmaya zorlanan kişi yaptığı bu tür şeylerden üzüntü duyacağından, yapmaya zorladığı şeyi yapmaya devam etmesi ona erdemli istidatlara aykırı bir ruhî istidat kazandırmayacaktır. Bundan dolayı bu hal onu bozuk şehrin halkından biri yapacak bir biçimde rahatsız etmeyecek, bozmayacaktır. Bundan ötürü de kendi iradesine aykırı olarak yaptığı bu fiillerden zarar görmeyecektir. Erdemli bir insan, ancak yönetimi altında yaşadığı kişinin erdemli şehre zıt olan şehirlerin halkından biri olması durumunda veya erdemli olmayan şehirlerin halkının yaşadığı yerlerde yaşamak zorunda kaldığı durumda böyle bir şeyle karşılaşabilir.’ 

YORUMLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
10/11/2016 - 13:45 Hz PEYGAMBER (s.a.v.)’İN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
25/10/2016 - 09:38 SAİD HALİM PAŞA’NIN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
17/10/2016 - 14:42 KÂTİP ÇELEBİ’NİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
10/10/2016 - 11:58 KOÇİ BEY’İN SİYASETÇİ’YE ÖĞÜTLERİ
04/10/2016 - 12:10 LÜTFİ PAŞA’NIN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
26/09/2016 - 11:26 GELİBOLULU MUSTAFA ÂLΒNİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
20/09/2016 - 12:00 KINALIZADE ALİ EFENDİ’NİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
11/09/2016 - 17:59 SULTAN MURAD HAN’IN ÖĞÜTLERİ
09/09/2016 - 12:12 İBNU HALDUN’UN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
24/07/2016 - 17:55 ŞEYH EDEBALİ’NİN OSMAN GAZİ’YE ÖĞÜTLERİ
19/07/2016 - 14:01 ŞEYH SADİ-İ ŞİRAZΒNİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
15/07/2016 - 14:38 FERİDܒD-DİN ATTAR’IN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ-2
20/06/2016 - 10:32 FERİDܒD-DİN ATTAR’IN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ-1
12/06/2016 - 11:56 YUSUF HAS HACİB’İN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
06/06/2016 - 10:02 NİZAMܒL-MÜLK’ÜN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
30/05/2016 - 13:58 İMAM GAZALΒNİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
23/05/2016 - 15:51 FARABΒNİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
16/05/2016 - 09:07 İMAM MAVERDΒNİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
09/05/2016 - 09:21 HASAN-İ BASRÎ (r.a.)’NİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
02/05/2016 - 09:55 İMAM EBU YUSUF’UN HARUN REŞİD’E ÖĞÜTLERİ
24/04/2016 - 16:06 TURTÛŞÎ’NİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
18/04/2016 - 09:54 ÖMER B. ABDU’L-AZİZ’İN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
11/04/2016 - 14:43 Hz ALİ’NİN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
01/04/2016 - 09:41 Hz OSMAN (r.a.)’IN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
21/03/2016 - 15:34 Hz ÖMER (r.a.)’in SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
14/03/2016 - 14:55 Hz EBU BEKİR (r.a.)’İN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
09/03/2016 - 11:14 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-39 ZULÜM
29/02/2016 - 10:36 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-38 ZİNA YOLUYLA KAZANÇ
22/02/2016 - 12:12 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-37 ZİLLET
15/02/2016 - 11:56 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-36 YETİM MALI YEMEK
08/02/2016 - 12:00 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-35 YALANCILIK
01/02/2016 - 16:52 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-34 YALAN YEMİN
25/01/2016 - 12:47 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-33 VAKIF VE DEVLET MALI YEMEK
18/01/2016 - 10:32 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-32 TÛL-İ EMEL
11/01/2016 - 15:54 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-31 İFTİHAR-TEFAHUR
28/12/2015 - 10:19 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-29 RÜŞVET-2
21/12/2015 - 11:23 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-28 RÜŞVET-1
14/12/2015 - 00:18 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-27 RIZIK TAKSİMİNE RAZI OLMAMAK
07/12/2015 - 10:24 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-26 RİYA
04/12/2015 - 13:09 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-25 NİFAK
23/11/2015 - 11:59 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-24 NEFRET
16/11/2015 - 03:19 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-23 KUMAR
09/11/2015 - 11:46 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-22 KORKAKLIK
06/11/2015 - 07:23 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-21 SADECE KENDİNİ DÜŞÜNMEK
26/10/2015 - 09:30 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-20 KATL (ADAM ÖLDÜRMEK)
20/10/2015 - 11:06 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-19 KALPAZANLIK
12/10/2015 - 01:17 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR - 18 İSYAN
05/10/2015 - 13:01 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-17 İSRAF
28/09/2015 - 10:06 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-16 İFTİRA
21/09/2015 - 10:12 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-15 HULF
14/09/2015 - 10:10 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-14 HUKUKA RİAYETSİZLİK
07/09/2015 - 09:18 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-13 HIYANET
31/08/2015 - 10:03 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-12 HIRSIZLIK
25/08/2015 - 12:11 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-11 HIRS
17/08/2015 - 11:02 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-10 HİLE
10/08/2015 - 11:21 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-9 HASED
31/07/2015 - 09:27 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-8 HAKSIZ MAL EDİNMEK
27/07/2015 - 01:54 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-8 HAKSIZ MAL EDİNMEK
24/07/2015 - 03:21 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-7 GEVŞEKLİK
13/07/2015 - 12:03 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-6 GASP
06/07/2015 - 12:50 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-5 GAFLET
29/06/2015 - 11:29 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-4 GADR
22/06/2015 - 11:22 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-3 FAİZCİLİK
15/06/2015 - 01:43 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-2 ALDATMA (GABN)
09/06/2015 - 12:38 SİYASETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR-1 ADAVET
01/06/2015 - 08:07 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-30 ZİYAFET
25/05/2015 - 10:36 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-29 YÜSR (TEYSİR)
18/05/2015 - 12:22 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-28 VADİNDE DURMAK
11/05/2015 - 11:20 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-27 ÜLFET (İyi Geçinmek)
04/05/2015 - 12:49 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-26 TEVEKKÜL
27/04/2015 - 10:53 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-25 TEDBİR
20/04/2015 - 12:06 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-24 TEAVÜN (Yardımlaşma)
13/04/2015 - 11:41 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-23 ŞÜKÜR
09/04/2015 - 12:19 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-22 SEBAT
30/03/2015 - 11:43 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-21 SADAKA
23/03/2015 - 02:17 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-20 SABIR
16/03/2015 - 09:10 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-19 MUHASEBE
9/03/2015 - 00:05 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-18 KESB
03/03/2015 - 13:20 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-17 KANAAT
16/02/2015 - 09:58 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-15 İTİMAT
09/02/2015 - 10:20 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-15 İSTİŞARE
03/02/2015 - 10:45 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-14 İNFAK
26/01/2015 - 13:04 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-13 İKTİSAD
22/01/2015 - 10:41 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-12 İHTİYAT
12/01/2015 - 01:43 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-11 İHSAN
05/01/2015 - 00:04 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-10 HAMD
29/12/2014 - 11:31 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-9 GAYRET
22/12/2014 - 11:55 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-8 FÜTÜVVET
15/12/2014 - 02:26 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-7 FİRASET
08/12/2014 - 11:44 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-6 EMANET
01/12/2014 - 10:32 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-5 DOĞRULUK (SIDK)
23/11/2014 - 23:47 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-4 CÖMERTLİK
17/11/2014 - 01:02 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-3 CESARET
10/11/2014 - 11:26 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-2 BASİRET
03/11/2014 - 01:41 SİYASETTE AHLÂKÎ ESASLAR-1 ADALET
23/10/2014 - 10:54 Hz HÜSEYİN (r.a.)’İN SİYASÎ KİŞİLİĞİ
16/10/2014 - 12:52 Hz ALİ (R.A.)’NİN SİYASÎ KİŞİLİĞİ
08/10/2014 - 10:39 Hz OSMAN (R.A.)’IN SİYASÎ KİŞİLİĞİ
29/09/2014 - 09:53 Hz ÖMER (r.a.)’İN SİYASÎ KİŞİLİĞİ
21/09/2014 - 00:32 HZ. EBU BEKİR (R.A.)’in SİYASÎ KİŞİLİĞİ
15/09/2014 - 12:29 Hz PEYGAMBER (S.A.V.)’İN SİYASÎ KİŞİLİĞİ-2
08/09/2014 - 01:49 HZ. PEYGAMBER (S.A.V.)’İN SİYASÎ KİŞİLİĞİ-1
01/09/2014 - 12:17 İSLÂM’DA SİYASET-6
23/08/2014 - 13:00 İSLÂM’DA SİYASET-5
04/08/2014 - 09:28 İSLÂM’DA SİYASET-4
30/07/2014 - 11:13 İSLÂM’DA SİYASET-3
21/07/2014 - 10:28 İSLÂM’DA SİYASET-2
14/07/2014 - 10:52 İSLÂM’DA SİYASET-1
07/07/2014 - 09:47 İSLÂM BİRLİĞİNE ÇAĞRI-4
30/06/2014 - 09:57 İSLÂM BİRLİĞİNE ÇAĞRI-3
23/06/2014 - 09:13 İSLÂM BİRLİĞİNE ÇAĞRI-2
16/06/2014 - 11:29 İSLÂM BİRLİĞİNE ÇAĞRI-1
09/06/2014 - 09:47 İSLÂM BİRLİĞİ TEŞKİLATI ANA SÖZLEŞMESİ-4
02/06/2014 - 02:19 İSLÂM BİRLİĞİ TEŞKİLATI ANA SÖZLEŞMESİ-3
26/05/2014 - 09:07 İSLÂM BİRLİĞİ TEŞKİLATI ANA SÖZLEŞMESİ-2
19/05/2014 - 11:58 İSLÂM BİRLİĞİ TEŞKİLATI ANA SÖZLEŞMESİ
12/05/2014 - 10:44 İSLÂM BİRLİĞİ TEŞKİLATI NASIL KURULACAK?
05/05/2014 - 12:20 İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLÂTI(ESKİ İKÖ)
28/04/2014 - 00:54 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-8 MÜSLÜMAN TOPLULUKLAR-3
21/04/2014 - 12:53 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-7 MÜSLÜMAN TOPLULUKLAR-2
14/04/2014 - 09:49 BÜGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-6 MÜSLÜMAN TOPLULUKLAR-1
07/04/2014 - 10:48 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-5 GERİ KALMIŞLIK
31/03/2014 - 11:53 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-4 NÜFUS ARTIŞI
24/03/2014 - 11:18 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-3 EKONOMİK SORUNLAR
17/03/2014 - 11:52 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-2
10/03/2014 - 10:30 BUGÜNKÜ İSLÂM DÜNYASI-1
03/03/2014 - 08:22 ULUSLARARASI BİRLİKLER-10 GÜNEYDOĞU ASYA ÜLKELERİ BİRLİĞİ (ASEAN)
24/02/2014 - 09:42 ULUSLARARASI BİRLİKLER-9 VARŞOVA PAKTI
17/02/2014 - 09:31 ULUSLARARASI BİRLİKLER-8 SSCB ve AVRASYA BİRLİĞİ
10/02/2014 - 07:38 ULUSLARARASI BİRLİKLER-7 D-8 GELİŞEN 8 ÜLKE
02/02/2014 - 19:28 ULUSLARARASI BİRLİKLER-6 CENTO ve BAĞDAT PAKTI
27/01/2014 - 07:58 ULUSLARARASI BİRLİKLER-5 AFRİKA BİRLİĞİ
23/01/2014 - 00:17 ULUSLARARASI BİRLİKLER-4 ARAP BİRLİĞİ
13/01/2014 - 07:25 ULUSLARARASI BİRLİKLER-3 NATO
07/01/2014 - 07:09 ULUSLARARASI BİRLİKLER-2 AVRUPA BİRLİĞİ (AB)
30/12/2013 - 07:19 ULUSLARARASI BİRLİKLER-1 BİRLEŞMİŞ MİLLETLER (BM)
23/12/2013 - 08:08 İSLÂM BİRLİĞİ ve ULUSLAR ARASI BİRLİKLER
16/12/2013 - 08:48 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-7 AŞIRI MİLLİYETÇİLİK
10/12/2013 - 09:56 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-6 FAŞİZM VE IRKÇILIK
02/12/2013 - 08:07 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-5 KOMÜNİZM
25/11/2013 - 09:12 İSLAM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-4 BATI EMPERYALİZMİ
22/11/2013 - 10:05 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-3 SİYONİZM-3
20/11/2013 - 11:53 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN FAKTÖRLER-2 SİYONİZM-2
04/11/2013 - 10:10 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER-1 SİYONİZM-1
28/10/2013 - 07:11 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN DIŞ FAKTÖRLER
20/10/2013 - 18:05 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-28 KUDÜS KONGRESİ (1931)
15/10/2013 - 20:29 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-27 NECMETTİN ERBAKAN ve D-8
07/10/2013 - 07:36 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-26 BEDİUZZAMAN SAİD NURSÎ
30/09/2013 - 06:05 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-25 ABDURREŞİD İBRAHİM
23/09/2013 - 06:31 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-24 MÜSLÜMAN KARDEŞLER TEŞKİLATI-2
16/09/2013 - 06:47 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-23 MÜSLÜMAN KARDEŞLER TEŞKİLATI-1
10/09/2013 - 06:55 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-21 II. ABDULHAMİD-2
02/09/2013 - 07:36 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-21 II. ABDULHAMİD-1
25/08/2013 - 22:57 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-20 KANUNî SULTAN SÜLEYMAN
20/08/2013 - 06:06 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-19 İDRİS-İ BİTLİSÎ
12/08/2013 - 07:09 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-18 YAVUZ SULTAN SELİM
05/08/2013 - 06:38 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-17 FATİH SULTAN MEHMED
29/07/2013 - 06:24 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-16 OSMAN GAZİ
22/07/2013 - 00:21 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-15 OSMANLILAR DÖNEMİ
15/07/2013 - 08:07 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-14 SELÇUKLULAR DÖNEMİ-2
08/07/2013 - 10:47 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-13 SELÇUKLULAR DÖNEMİ-1
01/07/2013 - 09:32 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-12 SELAHADDİN EYYUBÎ
24/06/2013 - 09:28 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-11 ABBASİLER DÖNEMİ-2
17/06/2013 - 09:35 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-10 ABBASİLER DÖNEMİ-1
10/06/2013 - 09:27 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-9 EMEVİLER DÖNEMİ-2
03/06/2013 - 10:04 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-8 EMEVİLER DÖNEMİ-1
29/05/2013 - 07:11 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-7 Hz ALİ (r.a.) DÖNEMİ
26/05/2013 - 09:37 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-6 Hz OSMAN (r.a.) DÖNEMİ
13/05/2013 - 10:30 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-5 Hz ÖMER (r.a.) DÖNEMİ
06/05/2013 - 11:41 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-4 Hz EBU BEKİR DÖNEMİ
29/04/2013 - 09:25 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-3 MEDİNE DÖNEMİ
22/04/2013 - 02:26 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-2 HİCRET
15/04/2013 - 07:02 TARİHTE İSLÂM BİRLİĞİ-1 MEKKE DÖNEMİ
08/04/2013 - 08:00 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-16 NEFSE UYMAK
01/04/2013 - 09:29 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-15 HAYATI DEĞERLİ GÖRMEK
25/03/2013 - 10:40 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-14 HEVA’YA UYMAK
18/03/2013 - 10:17 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-13 GEVŞEKLİK
11/03/2013 - 09:58 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-12 TÛL-İ EMEL
04/03/2013 - 14:19 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-11 TEMBELLİK
25/02/2013 - 10:03 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-10 CEHALET
18/02/2013 - 09:16 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-9 KORKAKLIK
11/02/2013 - 00:51 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-7 ZİLLET
04/02/2013 - 09:36 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-8 İHANET (Hıyanet)
28/01/2013 - 09:19 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-6 REHAVET
21/01/2013 - 01:08 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-5 GAFLET
14/01/2013 - 08:01 İSLÂM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR-4 YEİS
06/01/2013 - 02:49 İslam Birliğini Engelleyen Hastalıklar-3 Adavet
30/12/2012 - 02:14 İslam Birliğini Engelleyen Hastalıklar-2 Başkanlık Sevgisi
24/12/2012 - 00:26 İSLAM BİRLİĞİNİ ENGELLEYEN HASTALIKLAR 1 TEFRİKA
17/12/2012 - 08:10 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 14 Bey'at (Biat)
11/12/2012 - 07:17 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 13 Hamiyyet
03/12/2012 - 08:09 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 12 Müsalemet
26/11/2012 - 08:32 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 11 Muavenet
19/11/2012 - 00:38 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 10
12/11/2012 - 08:05 İslâm Birliğinin Temel Esasları - 9 Cesaret
05/11/2012 - 08:21 İslâm Birliğinin Temel Esasları-8 Sadakat
30/10/2012 - 00:05 İslâm BirliğininTemel Esasları-7 Uhuvvet
21/10/2012 - 11:08 İslâm Birliğinin Temel Esasları 6 - Ümmet Bilinci
15/10/2012 - 08:23 İslâm Birliğinin Temel Esasları-5 Adalet
08/10/2012 - 10:50 İslam Birliğinin Hedefleri 4 - Hürriyet
01/10/2012 - 09:51 İslam Birliğinin Temel Esasları - 3 Şûra
24/09/2012 - 00:53 İslam Birliğinin Temel Esasları 2 - İttihad
22/09/2012 - 01:22 İslâm Birliğinin Temel Esasları 1 - İtikad
16/09/2012 - 23:48 İslam Birliğinin Hedefleri 7 - Sömürünün Ortadan Kaldırılması
08/09/2012 - 01:14 İslâm Birliğinin Hedefleri 6 - İslâm Medeniyetinin Yeniden Kurulması
03/09/2012 - 12:50 İslam Birliğinin Hedefleri 5
27/08/2012 - 15:07 İslam Birliğinin Hedefleri 4 - Ekonomik Güçlenme
23/08/2012 - 12:31 İSLÂM BİRLİĞİNİN HEDEFLERİ-3 (Manevî Kalkınmanın Gerçekleştirilmesi)
13/08/2012 - 10:19 İSLÂM BİRLİĞİNİN HEDEFLERİ-2 Maddî Kalkınma ve Refahın Yaygınlaştırılması
06/08/2012 - 12:26 İslam Birliği'nin Hedefleri 1 Temel Hak ve Özgürlüklerin Sağlanması
30/07/2012 - 10:32 İslam Birliğinin İtikadi Ve Siyasi Temelleri
23/07/2012 - 13:59 İSLÂM BİRLİĞİNİN FAZİLETİ
18/07/2012 - 14:41 Dünya İslam Birliğine Muhtaçtır
09/07/2012 - 16:27 İslam Birlği İzzet kazandırır
02/07/2012 - 09:45 İslam Birliği'nin Amacı
25/06/2012 - 12:19 İSLÂM BİRLİĞİ HER MÜSLÜMAN’IN GÖREVİDİR
18/06/2012 - 09:18 İslam Birliğinin Hükmü
11/06/2012 - 10:51 İslam Birliği Yüce Bir İdealdir
04/06/2012 - 14:04 İslam Birliği Nedir?
29/05/2012 - 11:56 İslam Birliği İnanç Birliğidir
21/05/2012 - 12:58 Selamı Yayınız
14/05/2012 - 12:31 İslam Birliği Acil Bir İhtiyaçtır
 
İşgal polisi, Aksa kapısındaki cemaate saldırdı
20 Temmuz yeniden doğuştur
Adalet Bakanı Bozdağ'dan 'tek tip kıyafet' açıklaması
Allah’a şükür salâlar galip geldi
Darbenin üssüne yürüyoruz
Karamollaoğlu: Akla ziyan bir tutuklama
Suudi Arabistan'dan Katar açıklaması
Avusturya'dan Zeybekci'ye giriş yasağı
Başbakan Yıldırım: 'Sağlık olsun Türkiye Kıbrıs için elinden geleni yaptı'
EN ÇOK
Yazarlar
Mustafa İŞCAN
SGK ve 15 Temmuz gazilerinin hakları
Atilla MEHDİGİL
Kral çıplaak! Kral çıplaak! Kral çıplaak!
Mustafa KAYA
Durun Siz Eski Müttefiksiniz
Hayati OTYAKMAZ
"Erkekler gibi savaşamadın, bari oturup kadınlar gibi ağla"
Şeref KAÇMAZ
NORM-ALLEŞ(m)İ – YORUM
Ekrem ŞAMA
15 Temmuz programları
Feyzullah AYDOĞAN
YENİDEN BÜYÜK TÜRKİYE’NİN İNŞA POLİTİKALARI
İshak BEYAZAY
Ah köylüm vah köylüm
Mustafa GEÇER
TÜRKİYE’NİN BATILILAŞMA SORUNU
Mustafa BİLGEN
Hz PEYGAMBER (s.a.v.)’İN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
Uzm.Dr. Ali AYDIN
Soğuk Parmaklar Hangi Hastalıklarda Görülür
Alıntı Yazılar
Mehmet Şevket EYGİ
İman kardeşliği
Ali Haydar HAKSAL
Kudüs, Mescid-i Aksa ve Filistin
Abdullah AKÇAY
Düşünmek herkese iyi gelecek !..
Prof. Dr. Mehmet Seyfettin EROL
“Batı Cephesi”ndeEvanjelik Çatlamalar!
Zeki CEYHAN
Kızmak yerine!
Mevlüt ÖZCAN
Sihir ve büyü helak eder
Mahmut TOPTAŞ
Filozoftan hadisçi olursa
Prof.Dr.Ata ATUN
Anastasiadis’in politik iflası
Prof. Dr. Burhanettin Can
İslâm Coğrafyası ve “Kaostan Kaynaklanan Düzen”
İsmail Hakkı AKKİRAZ
Kudüs için kıyam etmek
Mustafa YILDIRIM
Yaş yetmiş hâlâ emekli olamamış
Burak KILLIOĞLU
Sessizlik ve atalet…
Şakir TARIM
Yeni 15 Temmuzlar yaşanmaması için
İsmail KILLIOĞLU
Kör göze sürme çekmek
İbrahim VELİ
Olağanüstü miting olağandışı katılım
Abdülkadir ÖZKAN
Başarısız darbe ABD’yi çıldırtmış olmalı!..
 
Ana Sayfa Günün Haberleri Yazarlar TÜRKİYE POLİTİKA EKONOMİ SPOR DÜNYA SAĞLIK & YAŞAM EĞİTİM BİLİM-TEKNOLOJİ KÜLTÜR-SANAT
Copyright © 2011 TV 5 HABER
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz