Trump sevinci!
27/11/2017 - 08:28

Burak KILLIOĞLU

Birkaç gün önce Türk basınında manşetlerin çoğunu ABDBaşkanı Trump’ın ifadeleri süsledi. Ki Türk basını, son dönemlerde büyük bir çoğunlukla “demeç manşetleri” yapmaya alıştığından olsa gerek, Trump’ın sözlerini de “olduğu gibi” yazmak kolaylarına geldi demek.

Trump, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı telefon görüşmesinde bundan böyle YPG’ye silah vermeyeceklerini söyleyerek, “Bu saçmalığa daha önceden son vermemiz gerekirdi” demiş. Türk basınını pek bir memnun etmiş ve “samimi” gelmiş olmalı ki bu açıklama, manşetleri alayı vâlâ ile süslemiş.

Esasen bu birden bire ikna olma hali, son derece enteresan değil midir? Bugüne kadar pek çok konuda güvenilmez, tutarsız ve karanlık adımlar atmış ve sicili de çok bozuk olan ABD’ye karşı, neden böylesine bir güven duygusu beslemekteyiz? Onlardan gelen en küçük bir açıklamayı bile neden bu kadar büyütüyor, anında “müttefik” pozlarına giriveriyoruz?

Nedense kimse “ABD neden böyle bir tavra yöneldi?” diye sormayı ya akıl etmiyor ya da böylesi işlerine geliyor. Türk basını, ABD’nin “sıcak”, “sevecen” ve “samimi” mesajlarına hasret kalmış anlaşılan. Bir süredir “limoni” giden Türk-Amerikan ilişkilerinin ardından Trump’ın bu açıklamalarını “içten” ve “samimi” bulup manşete çekmeleri de bundan herhalde.

ABD’nin neden birden bire böyle bir tavra yöneldiğini merak etmedikleri gibi yeterince silah ve mühimmatın zaten verilmiş olduğu gerçeğini de görmezlikten geliyorlar galiba. Türk basını için, ABD ile ilişkilerin “iyi” olması, her şeyin üstünde demek.

ABD’nin birden Türkiye’nin “hoşuna gidecek” bir mesaja geçiş yapması, acaba Suriyeözelinde gerçekleşen Türk-Rus- İran ortaklığının bir neticesi olmasın? Bölgede desteklediği ve muhtelif dünya görüşünde ve çeşitli isimlerdeki terör örgütlerini kullanıp atan, öte taraftan da yüzsüzce “müttefiklik”, “ortaklık” söyleminde bulunabilen ABD’nin hangi samimiyetine, hangi güvenilirliğine inanılıyor acaba?

Ortadoğu ve İslam aleminin içinde bulunduğu kan, gözyaşı ve acı ikliminin bir numaralı müsebbibi olduğu meydanda olan ABD’nin hangi marifetini saymak gerekir acaba? Afganistan, Irak, Libya işgalleri, Mısır ’daki Arap Baharı soslu darbe, Yemen’deki Suud bombardımanına akıl hocalığı, Suriye’nin IŞİD bahanesiyle boşaltılması ve parçalara bölünmesi vsvs… ABD’ye hâlâ “müttefik”, “ortak”, “dost” diyebilmek bile başlı başına enteresan…

Bugüne kadar, Türkiye’nin gözü önünde 4000 TIR silahı ve mühimmatı, bugüne kadar görülmemiş bir pişkinlik ve yüzsüzlükle veren ABD’nin birden bire nedamet getirebileceğine inanmak için bizim Türk basınının “iyimserliğine” sahip olmak gerekiyor herhalde. Kendilerine gazete ve gazeteci diyenlerin, “Yahu dünyaları verdi zaten, vermediği silah mı kaldı ki?” diye sormalarını beklemek abesle iştigaldir zaten. Nitekim yanıltmadılar ve Trump’ın saçma sapan sözlerini çok büyük sözlermiş gibi manşete yazabildiler.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu dahi, Trump’ın bu sözlerini duyururken, Türkiye ile ABD’nin arasındaki sıkıntılı kouların başında FETÖ meselesi yanında YPG’ye verilen silahlar olduğunu söylüyordu. Çavuşoğlu, “En son olarak bazı zırhlı araçların da verildiğini gördük” diyordu. Bu şartlar dahilinde, ABD’nin “vereceğini verip ortamı yumuşatmak ve gönlümüzü almak ini” bu sözleri sarf ettiğini herhalde ilkokul çocukları bile tahmin etmiştir. Ancak bizim Türk basını, fark edememiş demek ki…

Suriye meselesinde yapılan yanlışlardan dönmek için aradan 6 sene geçmesi ve başka faktörlerin (Putin mesela) zorlaması gerekti. Ancak ABD ile olan ilişkimizdeki yanlış seyirden dönüş için 70 yıl geçmesi bile kafi gelmiyor. Niyeti, amacı ve kirli yöntemleri alenen açık olan ABD’yi doğru değerlendirecek bir noktadan hala uzak görünüyoruz. Türk basınındaki “Trump sevinci” de buna bir örnek herhalde. Ne acı!