Toplumsal Çürümüşlük
19/04/2017 - 09:03

Ali Haydar HAKSAL

Yoğun, gerilimli, alabildiğine uçuk bir seçim kampanyasının ardından biraz daha soğukkanlı ve sağlıklı düşünme zamanı. Süreç, insan profillerini, davranış biçimlerini, iç dünyalarının asıl yüzünü ortaya koydu. Belki de üzerinde durulması gereken en önemli konu çürümüşlüğün vardığı sonuç.

Evet, bir sonucu yaşıyoruz. İnsanı ürküten ve alabildiğine düşündüren bir süreç.
İdeolojilerin bittiği, daha çok çıkarın öne çıktığı bir dönemi yaşıyoruz. Geçmişte yaşanan, sol adına Marksizm veya uç sol düşüncelerin hayatta olmadığı bir zamandayız. Artık kimsenin itibar etmediği bir gerçek. Sol diye bilinenler liberalizme ve sağa evrilmiş durumda. Sağ derken, bunu İslâmî anlamda bir dönüşümü değil, kapitalizmin yumuşak yüzü olan liberalizm olarak ifade ediyoruz. Geçmişte solun en militanları artık oldukları o yerde değildirler. Geçmişte sağ diye bilinen kapitalist burjuva ile aynı ortam ve kapta bulunuyorlar. Siyasal anlamda baktığımızda göstergeler bunu kanıtlamaya yetiyor. Geçmişin sol partileri ile şimdikiler arasında dağlar kadar fark var.
 
Türkiye sağı ise burjuva olmayanı, biraz daha evrilerek muhafazakâr bir renge bürünmüş bulunuyor. Bir birine geçişler yapıyorlar. Yer değiştiriyorlar.
Bu seçim süreci şunu gösterdi. Keskin ideolojik bir çekişme ve rekabetten söz edilemez. Şunu çok somut olarak ifade edelim ki, göstergeler bakımından, geçmişin sağ burjuvasının en güçlü olduğu bölgelerde geçmişin solu kök salmış durumda. Kadıköy, Bakırköy, Şişli, Beşiktaş, İzmir örneklerini gösterebiliriz. Demek ki evrilme ideolojik olmaktan çok, çıkara dayalı bir dünya görüşünün tercihidir. Daha lüks, rahat, istediği gibi yaşama arzusu gibi.
Sağ veya muhafazakâr kesimin tercihleri de ideolojik olmaktan çok benzer bir şekilde daha ferah, rahat, lüks yaşama tercihi olarak görülebilir. 
 
Çekişmelerin temel nedeni ideolojik olmaktan öte bir durum.
Müslümanlar siyasal tercih ve tanımlamalarını değiştirdiler. Batı tarzı bir yapılanma her yönüyle giderek belirgin. Batı ülkelerindekiyle hemen hemen özdeş bir durum söz konusu. Hıristiyan demokratlar, sağcılar, sosyalistler gibi. Bunlar arasında çok keskin farklılıklar yok.
 
Türkiye’de de benzer bir durum söz konusu. Artık keskin bir Marksist sol düşünceli bir siyasal yapıdan söz edilemiyor. Sağ siyasal yapı da geçmişinkinden biraz daha dinî bir renge bürümüş durumda. Daha açık bir ifade ile başörtülü bir muhafazakârlık.
Seçim sürecinde yaşanan gerilim bu oluşun içinde uç hâle getirildi. Keskin ifadeler, saldırganlıklar ideolojik renge büründürüldü. Bu, nedense çok uç hâle getirildi.
 
Muhafazakârlar adına olan söylemlerin aşırılığı oldukça ürkütücü. Aklı başında bilim insanlarının, âlimlerin verdiği fetva ve yaklaşımlar süreci alabildiğine gerdi ve haksız bir süreç oluşturdu. İktidar partisi adına verilen fetvalarda red cephesinin zimmî, yani gayrimüslim olarak ifadesi çok tehlikeli oldu. Kaldı ki taraflar gayrimüslim değil. Belki inanç bakımından zayıf, eksik veya farklı bir konumda olabilirler ama onlar din dışı olarak tanımlanamazlar. Kaldı ki laik bir sistemin çekişmesidir bütün yaşananlar. Dinî bir mücadele değil, olamaz da. Faizli, adil olmayan, batı tarzı bir sistemin dinî nasıl bir yönü olabilir ki?
 
Bundan cesaret alanlar karşı tarafı şer cephesi, dahası gayrimüslim olarak görmüş olacaklar ki, savaşın kazanılması halinde esir alınan kadın ve kızları kendilerine helal görebilecek kadar fütursuzlaştılar. Denilebilir ki bunları dikkate almaya gerek yok, bunlar uçuk adamlardır gibi, denilebilir. Fakat asıl sorun buna inanmış olanların varlığı. Hatta bunu yapanlar sakallılar.
 
Jakobenlik tek taraflı değil. Gücü eline alan adalet duygusunu öteleyebiliyor. Güç kendisinde olunca kendilerinin dışındakiler umurlarında olmayabiliyor.
Çıkar, ağır basınca görüşler her renge bürünebiliyor. Bunun sağı solu, muhafazakârı olmuyor. Tek sorun, çıkar kaynaklarının ele geçirilmesi ya da yitirilmesi sorunudur. Çürümenin asıl kaynağı da budur.