Avamlaşan hocalar, hoca kesilen avam
19/04/2017 - 09:01

İsmail Hakkı AKKİRAZ

Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c)’a hamd ederim. Salât ve selâm, peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s. a. v)’ya, âline ve sahabelerine olsun.
 
MÜSLÜMANLIKTA nefis terbiyesi ve nefis muhasebesi çok önemli bir konudur. Bizler nefsimizi terbiye etmeden, muhasebemizi Kur’an, Sünnet ve salim fıkıh ile yapmadan, ne bizleri yoktan var eden Allah Teâlâ ile ne de Allah’tan aldığı İslam’ı olduğu gibi bize tebliğ eden yüce Peygamberimiz ile rabıtamızı, salim bir şekilde kurmamız mümkün olmaz. Eğer biz nefsimizi terbiye edip İslam’ın hem şekline hem de ruhuna “din ve düzen” olarak uymaz isek, Allah katında hiçbir itibarımız olmaz. Bir kulun Allah katında bir itibarı yoksa bu kula, bütün dünya insanlığı yaman adamsın, kahramansın, yolun yolumuzdur dese bunun da hiçbir kıymeti olmaz. Toplumu Allah Teâlâ’nın razı olduğu İslam yoluna yönlendirecek olanlar, âlimler ve yöneticilerdir. Bu iki kesimin temel görevi bu yönlendirmeyi yapmaktır. Burada en büyük sorumluluk, âlim kişilere aittir. Bu âlimler, bir taraftan toplumu İslam’a yönlendirirken diğer taraftan yöneticileri de adalet üzere hükmetmeleri ve ilahi hükümlere tabi olmaları için “hal ve akd ehli” olma görevlerini titizlikle yerine getirmek zorundadırlar. Bu âlimler, bu görevlerini yerine getirmezlerse Allah nezdinde en büyük cezaya uğrarlar. SAF SURERSİ 2-3: “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük gazap gerektiren bir iştir.” Yine Rabbimiz buyuruyor: CUMA SURESİ 5: “Tevrat’la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah’ın ayetlerini inkâr eden (yok sayan) topluluğun hâli ne kötüdür! Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.” Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyuruyor: “Kim, kendisine İslam ilmi hakkında bir şey sorulur da, soruların cevabını bildiği halde ilmi gizleyip cevap vermezse, kıyamet gününde Allah (c.c), onun ağzına ateşten bir gem takar.” (İbniMace) Yine başka bir hadiste Peygamber (a.s.v) şöyle buyurmuştur: “Sırf dünyalık menfaati elde etmek için ilim öğrenen kimseye kıyamet günü Allah cenneti haram kılar.” ((Darimi, Mukaddime)) İmam Gazali de ilmini toplumun ıslahı için kullanmayan âlim için şu benzetmeyi yapmıştır: “İlmi ile amel etmeyen âlim, başkalarını giydirdiği halde kendisi çıplak olan iğne gibidir.” 
 

AVAMLAŞMAK

Âlimin avamlaşması; bir âlimin ilmiyle değil de ilimde kendisine muhtaç olan toplumun zanlarına tabi olmasıdır. Bu tehlikeli bir şeydir. Avamın hocalaşması ise zanlarını ve hak ve adalete uymayan kabullerini ilim zannederek fetvalar verir hale gelmesidir. Bu iki hal de toplum için tehlikeli bir durumdur. Bizler avamlaşmış hocalara ve hocalaşmış avama değil Kur’an, Sünnet ve salim fıkıh bilgisine tabi olmakla mükellefiz. Rabbimiz buyuruyor: RAD SURESİ 37: “Ve böylece biz onu Arapça bir hüküm (hikmetli bir söz) olarak indirdik. Eğer sana gelen bu ilimden sonra, onların (avamın) arzularına uyarsan, (işte o zaman) Allah tarafından senin ne bir dostun ne de koruyucun vardır.”  Ve yine Rabbimiz buyuruyor: MAİDE 48: “Sana da, daha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere hak olarak Kitab’ı (Kur’an’ı) gönderdik. Artık aralarında Allah›ın indirdiği ile hükmet; sana gelen gerçeği bırakıp da onların (avamın) arzularına uyma. (Ey ümmetler!) Her birinize bir şeriat ve bir yol verdik. Allah dileseydi sizleri bir tek ümmet yapardı; fakat size verdiğinde (yol ve şeriatlarda) sizi denemek için (böyle yaptı). Öyleyse iyi işlerde birbirinizle yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır. Artık size, üzerinde ayrılığa düştüğünüz şeylerin (doğruluğunu veya yanlışlığını) O haber verecektir.” Bir toplumu helak olmaya götüren şeylerin başında avamlaşmak ve zalimlere meyletmektir.  HUD SURESİ 113: “Zulmedenlere meyletmeyin; sonra size ateş dokunur (azap görürsünüz).  Zaten sizin Allah’tan başka yardımcılarınız yoktur. Sonra (O›ndan da)  yardım göremezsiniz.”
 
Müslüman bir toplum olarak halimizi Kur’an, Sünnet ve salim fıkıh ile ölçüp değerlendirmeye aldığımızda acınacak halde olduğumuzu görürüz. Özellikle âlim ve toplum önderi diye bilinen kesimin İslam’a “din ve düzen” olarak bakamayışları ve müspet siyaset ile aralarına mesafe koymaları daha da kahredici bir durumdur. Bu bakımdan Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun şu serzenişine katılmamak mümkün değildir. “Siz zalimlere meyledip onlardan medet umarsanız, Cenâb-ı Hakk başka bir zalimi size musallat eder.” Bu ilahi bir kanundur.
 

16 NİSAN VE 17 NİSAN

Türkiye, düzen değişikliği içermeyen ve sadece hükümet etme modelini değiştiren bir anayasa değişikliğini 16 Nisan 2017 günü halkoyuna sundu ve halkın yarısı bu değişikliğe onay verdi ve diğer yarısı da farklı gerekçelerle itiraz etti. Ancak bu değişikliğe EVET diyenler itiraz edenlerden fazla olduğu için parlamenter hükümet modelinden cumhurbaşkanlığı hükümet modeline geçilmiş oldu. Türkiye, 17 Nisana bu değişiklikle başlamış oldu. Bilelim ki bu değişiklik milletimizin inançlarına uymayan ve onları ezen  “faizci kapitalist liberal nizamı” ortadan kaldırmadı. Türkiye’de bu faizci zulüm düzeni yerine “Adil Bir Düzen” kurulmadan hiçbir şey değişmeyecektir. Bu gerçeği yaşayarak göreceğiz. Biz bu yeni hükümet etme dönemini Rabbimizden; Adil Bir Düzenin kurulması için Milli Görüşçülere ve onun tek temsilcisi Saadet Partisi’ne yeni fırsat ve imkânlara dönüştürmesini ve bununla bize zaferler ihsan etmesini niyaz ediyoruz. Bizim için hayat iman ve cihaddır. Biz, ikaz ve uyarılarımızı yaptık. Elbette Allah için yapılmış olan bu ikaz, uyarı ve nasihatlerin Allah’ın inayeti ile bir bereketi olacaktır. Bu bereket bizi, yine Allah’ın lütfü ile dünya ve ahiret saadetine taşıyacaktır. Selam hidayete tabi olanlara…