Referandum der ki..
18/04/2017 - 09:06

Burak KILLIOĞLU

Referandum veya halk oylaması geçti gitti çok şükür. Son bir buçuk senede önümüze konan üçüncü sandıktı bu. Önümüzdeki günler neyi gösterir, elbette Allah bilir. Ancak yaşadığımız tecrübelere ve siyasetin gidişatına bakılırsa önümüzdeki dönemde (iktisatçı tabiriyle orta vadede) gündemimizden sandık yine çıkmayacak (veya gündemimize yine girecek) gibi gözükmekte.

 
En dikkate değer nokta şudur: Ortaya çıkan sonucu aklıselim çerçevesinde değerlendirmek ve bunu kin, nefret ekseninde bir zıtlaşmaya çevirmemek. Halihazırda toplumun nasıl bir kutuplaşmaya sürüklendiği ve kamplara bölündüğü meydandayken, bu hassasiyeti bilhassa gözetmek gerekmektedir. Gerçi bir siyasi tercih farklılığının bile nasıl bir yaftalama ve tekfir etme ekseninde yürüdüğünü de gördük. Bunu da not düşmek lazım.
 
Netice büyük bir zafer veya ezici çoğunluk gibi bir durum ortaya koymadı. İktidar medyasının, adeta meseleyi tabir-i caizse “gargaraya getirme” gayretini bir yana bırakırsak, iktidar kanadı dahi neticeyi büyük bir coşkuyla karşılayamadı. Devletin, iktidarın, belediyelerin tüm olanaklarının seferber edildiği, bütün bir medyanın emre amade kılındığı bir atmosferde bir çalışma yürütüldüğünü unutmamak gerek. Neticeyi buna göre yorumlamak lazım. Elbette ki, karşıt görüşlülerin neredeyse teröristlikle, vatan hainliğiyle, hatta bazı kimselerce din dışı olmakla itham edildiğini de not düşelim. 
 
Bütün bu psikolojik ve siyasal atmosfere rağmen ortaya gelen netice açık şekilde bir muhasebeyi zorunlu kılmalıdır gibi gözükmekte. Sinerji üretmeyen bir birliktelik gördük mesela. Geçen seçimde iki partinin aldıkları oy toplamının çok altına düşmüş oranlar gördük mesela. Bu çok dikkate değer bir durumdur. Hem iktidar kanadı açısından, hem de birlikteliğin küçük ortağı açısından… 
 
Özellikle, Bahçeli’nin memleketi olan Osmaniye’de, iki partinin toplamının, bir önceki seçime göre 25 puan düşmesi açık bir uyarıdır. Muhtemel bir erken seçimde Bahçeli’ye yönelik parti içindeki tepkilerin sandığa yansımasının, MHP’yi baraj altına düşürmesi az buz bir olasılık değildir.
 
İktidar kanadı için de uyarı niteliğinde bir mesaj var ki, önümüzdeki seçimler için de hayli belirleyici olacak gibi gözüküyor. İktidarın, bugüne dek hiç geriye düşmediği iki büyük ilde geriye düşmesi, siyasetin şekillenmesinde çok önemli bir nirengi noktası olabilir önümüzdeki dönemde.
 
Bir de şu var. Bugüne kadar kutuplaşma sayesinde oyları konsolide eden siyasi iktidarın, bu yönteminin kendisi açısından bir dezavantaja dönüşme ihtimali ortaya çıkmıştır. Karşıt cephede bir şekilde konsolide olduğu takdirde (misal Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde) işin renginin değişmesi de muhtemeldir.
 
Netice itibariyle siyasi iktidar istediğini almış gözükse de, oluşturulan manasız ve izansız kamplaşma ve ötekileştirmenin karşılığını alamadığı da görülüyor. Bu durum, aslında siyasette yeniden aklıselim, hoşgörü ve uzlaşmanın tesis edilmesi gerektiğini ortaya koyan bir referandum dersidir. “Bir tane fazla alsak bile yeter” yaklaşımı, bu ülke halkının yarısını yok saymak olur ve bu şartlarda da bunun geçerli bir tavır olmayacağı da artık anlaşılmalıdır.
 
Siyaset, bir düşmanlık, zıtlaşma veya alt etme patikasından çıkmalıdır attık. Bu ülkenin, görüşü veya siyasi tercihi ne olursa olsun, her ferdi değerlidir ve kimse, bu ülkeyi bir diğerinden fazla sevdiğini veya hak ettiğini iddia etme durumunda değildir.
Kimse, birbirinin hakkına girmemelidir artık. “Ben yaptım oldu” ile, “Biz ne dersek o olur”la, “Güçlü olan haklıdır”la devam etmek mümkün olmayacaktır.