Örtüyü kurtardık belki ama başları kaybettik
17/04/2017 - 09:01

Mustafa YILDIRIM

Biz inanan insanlar olarak hem birey hem de cemiyet olarak başta kendimiz, ailemiz olmak üzere çevremiz, ülkemiz hatta tüm dünyada olan bitenle ilgilenmekle mükellefiz. Dinimiz bize bunu vazetmekte! Kötülüğün de iyiliğin de bir karşılığı var mutlaka. Bulunduğumuz yerde bir kötülük olmasa bile hemen civarımızda varsa ona da bir şekilde müdahil olmak durumundayız. En zayıf kısmı kalben buğzetmektir bu müdahale edişin.

 
Bu vatan parçasını kendine yurt edinmiş Müslümanlar olarak geçmişten buyana hem kendi sorunlarımızla hemhal olmuşuz hem de dünyanın öteki ucundaki bir meseleyi dahi kendimize dert edinmiş bir milletiz. Bir zamanlar Bosna’dan Moro’ya, Çeçenistan’dan Somali’ye dünyanın dört bir tarafındaki Müslümanların halinden haberdar olunur ve gereken destek de verilirdi. Bir yandan Kudüs için yürekler dağlanırken diğer yandan Saraybosna için ağıtlar yakılırdı. Yeri geldiğinde tek yürek olur dünyaya örnek teşkil ederdi ülkemin insanları. Sadece zulme karşı sesini yükseltmez tüm mazlum coğrafyanın umut ışığı olarak da şualarını yayardı yeryüzüne. Tüyü bitmedik bir yetimin de hakkını savunurdu tüm ümmetin de.
 
Ülkemizde işler istenildiği gibi gitmese de, pek çok sıkıntı yaşansa da yine de hem ülkemizdeki hem de dünyadaki Müslümanlar içlerinde kocaman bir ümidi sürekli taze tutarlardı. Diriydiler ve zalimin karşısında dimdik duruyorlardı. Eğilip bükülmeden mücadelelerine devam ediyorlardı.
 
Dünyanın zalim güçleri sürekli milletimizle, inanan insanlarla uğraşıyordu. Zira emellerine nail olma noktasında önlerindeki en büyük engel bu inançlı kesimdi. Eğer bir şekilde onları da bertaraf edebilirlerse artık yeryüzünün tek hâkimi olmalarına ramak kalacaktı. Öyle inanıyorlardı. Bu yüzden akla hayale gelmedik entrikalar, desiseler, çeşitli yollarla türlü şekillerde oyunlar oynadılar inançlı insanlara. Kimi zaman despotça zalimane bir halde tavır aldılar, kimi zaman sureti haktan görünerek yumuşak davrandılar. Ne yaparlarsa yapsınlar ikna edemiyorlardı inanan kesimi. Bir kısmını kandırsalar da aldanmayan büyük bir kesim vardı.
 
İşte bu minvalde 28 Şubat denilen bir garabet yaşandı ülkemizde. Öyle bir silindir geçirildi ki inananların üzerinden etkisi zamanla ortaya çıktı. İnsanlar önce neyle karşı karşıya olduklarını anlayamadılar. Şaşkındılar zira beklemiyorlardı daha doğrusu bekliyorlardı ama böylesini beklemiyorlardı. Önce büyük bir direnç gösterildi. Özellikle başörtüsü ve imam hatip konularında öylesine bir mücadele örneği verilmişti ki uzun yıllar hafızalarda kalacak türden bir mukavemetti bu. Müslümanlar iki temel değer addettiği hususta cansiperane bir direniş sergiliyordu. Evet, çok insanın canı yandı, eğitimden mahrum kalanlar oldu, imam hatipler kapanma noktasına geldi ama yine de bu millet savunduğu değerlerden ödün vermemiş ve iki gözbebeğini korumuştu.
 
Aradan yıllar geçti. Dünyanın derdiyle dertlenen Müslümanlarda bir boş vermişlik bir nasıl olsa başkaları yapar diye işleri hafife alma düşüncesi gelişti. Önce zihinler değişti sonra bu değişim gündelik hayata sıçradı. Acılarla yoğrulan insanların yetiştirdiği çocuklar ebeveynlerinden bambaşka bir haldeler şimdi. Çocuklar olması gerekenden daha serbest hareket etmekteler. Hanımların başları örtülü, örtülü olmasına da bir tuhaflık var davranışlarda. Başörtüsüne bir zamanlar simge diyerek saldırıyordu zalimler. Müslümanlar da inançlarının gereği olarak savunuyorlardı. Dindarlarımızın el ele verip sürdürdüğü başörtüsü mücadelesi bazı mihraklarca sulandırıldı, aslından uzaklaştırıldı. Kadın ve kızlarımıza başlarında ayet taşıdığı unutturuldu, moda bahanesiyle düşünceler dönüştürüldü… Günümüzde kendisini başkalarına beğendirmek için göz alıcı giyinen bazı dindarlar türedi. Diziler ve internetle hayasızlık aşılandı sinsice beyinlere. Gözkapaklarında tesettür olması gereken dindar beylerin de hanımlara bakışı (!) değişti…
 
İşin asıl can yakan tarafı; tüm dünyanın derdiyle dertlenen zihinlerin dar bir kalıba sokularak başkalaşıma uğratılması ve 28 Şubat sonrasında ilgilenmeleri gereken tek sorunun başörtüsü ve imam hatip olduğu algısı oluşturulmuş olmasıdır. Geçmişte bir zulümden haberdar olduklarında delicesine çarpan bir yürekle harekete geçenler şimdi yapılan onlarca zulüm karşısında tepki vermemekte, yüreklerinde minik bir kıpırtı bile hissetmemekteler. Mazlum coğrafyanın ümidi olanlar zamanında eylemden eyleme koşarken günümüzde parklarda kafelerde arzı endam etmekteler. Düşünce ve davranışlarıyla inançlarına aykırı hareket ederek ciddi bir tezat oluşturmaktalar. Özellikle hanımlar altlarında dar pantolon yüzlerinde makyajla değme mankenlere taş çıkartırcasına salına salına yürürken geçmişte verilen mücadeleler bunun için miydi? Diye dedirtmekteler. Evet! Çetin bir sürecin sonunda örtüyü kurtarmıştı Müslümanlar belki ama zamanla o örtünün altındaki başları kaybettiklerinin farkına bile varamadılar.
Selam ve dua ile…
 

Minik bir tebessüm

Eşeğin üzerinde olmadığıma şükrediyorum
Nasrettin Hoca’nın eşeği kaybolunca arkadaşları üzülmüş ve eşeği aramaya koyulmuşlar. Hoca ise, arayanlarla beraber “Allah’a şükürler olsun, Allah’a şükürler olsun” diye dolaşıyormuş. Arkadaşları dayanamayıp “Hoca efendi, biz üzülüyoruz ve eşeğini arıyoruz, sen ise şükürler olsun diye adeta seviniyorsun. Bu ne haldir!” deyince:
Hoca:
-Ben, eşeğin kaybolmasına değil, eşeğin üzerinde ben olmadığıma şükrediyor, seviniyorum. Yoksa 4 gündür ben de yitik olacaktım...
 

İlgilisine notlar

• “Hayırlı kadın; helalinden başkasının dikkatini çekmeyecek şekilde giyinendir.” Hz. Fatıma
 
•  “Ne başını kapat, altını göster. Ne altını kapat, üstünü göster. Hepsini kapat, imanını göster.” Necip Fazıl Kısakürek
 
•  “Bir kadın edepten daha güzel bir elbise giymemiştir. Bir erkek de edepten daha güzel bir servet edinmemiştir.” İmam-ı Gazali
 
•  “Sanma ki tesettür sadece kadınlara farzdır. Erkeğin tesettürü göz kapaklarındandır.” Hz. Ali