2 Zi'l-ka'de 1438 | 26 Temmuz 2017
Ana Sayfa Günün Haberleri Yazarlar TÜRKİYE POLİTİKA EKONOMİ SPOR DÜNYA SAĞLIK & YAŞAM EĞİTİM BİLİM-TEKNOLOJİ KÜLTÜR-SANAT
Robert L. Pollock: Lübnanlı Ayetullahla Görüşme
Herhangi bir Amerikan başkanıyla bir problemimiz yok, fakat sorun, hayati çıkarlarımızı hiçe sayan politikasıyladır. Özgürlüğü seviyoruz, bu nedenle özgür olmamız temelinde bizimle yaşamayı kabul edenlerle birlikte oluruz.
31.03.2009 / 09:26

ABD’nin etkili gazetelerinden, finans çevrelerinin yakından takip ettiği The Wall Street Journal’ın ünlü yazarlarından Robert L. Pollock, Muhammed Hüseyin Fadlullah ile önemli bir röportaj yaptı.  Pollock, Türk okurunun da yabancısı olmadığı bir isim. Pollock’ın 2005 yılında aynı gazetede yazdığı “Türkiye Nereye Gidiyor?” başlıklı makalesi Türkiye’de adeta bir bomba etkisi yapmış ve çok tartışılmıştı. ABD’nin İran’la ve İslam dünyasıyla daha yakın ilişkiler geliştirmek istediği bir dönemde yapılan bu röportaj, hem siyasi hem de entelektüel açıdan önem arz ediyor.

 

“Uzun bir Arap-İsrail çatışması tarihi boyunca tarafsız bir ABD pozisyonu görmedim. 1940’larda ABD’yi severdik. Başkan Woodrow Wilson'ın milletlerin kendi kaderlerini belirleme prensibi, bizi sömürgeleştiren Avrupa’ya karşı özgürlüğü temsil ediyordu. Fakat bugün ABD, İngiliz veya Fransız sömürgeciliğinden daha kötü bir politika uyguluyor.”

 

Geçen hafta bir sabah böyle söyleyen Muhammed Hüseyin Fadlullah’a, sanırım şaşırmamalıyım.

 

Güney Beyrut’ta sıradan olmakla birlikte son derece iyi korunan bir büroda buluştuk. Daha önceki gün Bekaa Vadisi’nde olduğu gibi burada da yolumun üstünde, Hizbullah şehitlerini kutsayan çok sayıda poster fark ettim. Birçoklarına göre Büyük Ayetullah Fadlullah, Hizbullah’ın manevî lideri. Hasan Nasrallah’ın liderliğini yaptığı meşhur Lübnanlı Şii örgütünün bir üyesi değil. Fakat tercümanı, 2006 yılında Lübnan’daki hava saldırısı sırasında İsraillilerin evini bombaladığını söyledi. Şüphe yok ki Bob Woodward’ın “Veil” adlı kitabında ayrıntıyla açıkladığına göre CIA ve Suudiler, 1985’te Beyrut’ta yaklaşık 80 sivilin ölümüne yol açan yoğun bombardıman sırasında onu hedef aldı.

 

Okurlar hatırlayabilir, yakın zamanlarda ölen ve posterlerdeki ünlü şehitlerden biri olan İmad Mugniye tarafından yönetilen, ABD elçiliği ve askeri birliklerinde yüzlerce kişinin ölümüne yol açan intihar saldırılarının üzerinden fazla bir süre geçmemişken bu bombardıman gerçekleşti. Mugniye, benim neslimden olan Amerikalıların zihnindeki Lübnan imajını belirleyen rehine krizinin göbeğindeydi. İranlı din adamlarını dışarıda tutarsak, radikalizm ve terörle birlikte siyasi ılımlılığıyla bilinen Şiilikle hiç bir grup Hizbullah’tan daha fazla işbirliği yapmadı.

 

Peki, Fadlullah’ın bugünkü pozisyonu ne? Yaşlı din adamı (doğumu 1935), siyah sarığı ve gözlerindeki kendini sevdiren ışıltısıyla bir centilmen. O, İslam dünyasındaki kadının rolüne ilişkin eşitlikçi bakış açısı gibi düşünceleri nedeniyle sık sık “ilerici dinî düşünür” olarak tarif edilir. Ayetullahın, 1960’ların ortasından beri ülkesi hakkındaki “kırılgan ve şiddet ülkesi” tanımlamasında olduğu gibi geliştirdiği ve geliştirmekte olan düşünceleri hakkında biraz şüphe edilebilir.

 

Lübnan doğumlu akademisyen Fuad Acemi, “İslam ve Gücün Mantığı” adlı kitabına önsöz yazan Fadlullah’a dikkatimi çekti: “Medeniyet, bir sopayla bir rokete, bir uçurtmayla bir jet uçağına, bir yelkenliyle bir savaş gemisine karşı koymak değildir. Güce, denk veya üstün bir güçle karşı koymaktır. Kendini, toprağını, kaderini savunmak meşruysa o zaman kendini savunmanın tüm anlamları da meşrudur.”

 

Onu ‘ilerici’ terimiyle tanımlayanların bundan neyi anladıklarını sorarak röportaja başlamaya karar verdim. “Bir insan düşündüğünde,” diye anlatmaya başladı. “kendi zamanında yaşamalı, geçmişte değil. “Herhangi biriyle diyaloga girdiğimde, düşüncesini anlamaya ve kendi düşünce biçiminde onunla konuşmaya çalışırım; onun düşüncelerinden ziyade kendi düşüncem doğrultusunda ona nutuk çekmem. Bu temel üzerinde seninle diyaloga başlıyoruz.”

 

Fadlullah, Lübnanlı olmakla birlikte Irak-Necef doğumlu olduğunu söyledi. Babasının müderris olduğu bir nevi ilahiyat fakültesi olan Havza’da bugünkü şöhretini kazandı. (O, fetva denilen dinî kuralları koyan, taklit mercii olarak kabul edilen, Şiilerin kabul ettiği birkaç büyük ayetullahtan biri olan Iraklı Ali Sistani ile aynı unvana sahip.) O, düşünce biçimini şekillendirenin, uluslararası ilişkiler deneyimi olduğunu söylüyor.

 

Ona, “bugünkü Irak’ın Saddam döneminden daha mı iyi olduğunu” sordum. “Irak’ın diktatörlük gibi bir problemi olduğunu” söyledi. Saddam’ın İran’a saldırmasına ve Amerikan stratejisine hizmet eden diğer hareketlerine işaret ederek, “diktatörlük, önceki Amerikan yönetimiyle ilişkiye sahipti.” dedi. “Saddam, CIA’nin bir adamıydı, fakat görevi bitince ipi çekildi.” O, işgal süresince “yapıcı kaos” politikasını takip eden Bush yönetimini suçladı.

 

Fadlullah’ın akranı olan Necef’teki Şii âlimler, keskin beyanlarından yakınmaktadırlar. Bu noktada lafı uzatmak için hiç bir sebep görmüyorum. Sistani’yle aralarında görünüşte rekabet var. 2005 yılındaki Suriye işgalinden yakasını sıyıran Lübnan’da yaklaşan parlamento seçimleri geldiğinde Fadlullah iyi bir örnek olarak Batı’ya şunu gösterdi:

 

“Ümit ediyoruz ki seçimler, medeni milletlerdeki kadar özgür olacaktır. Arap dünyasındaki problemimiz, insanların yöneticilerinden korkmasıdır. Bu nedenle onları değiştirmek yetmemektedir. Oysaki her şeyin doğal gidişatı, yöneticilerin insanları korkutmamasıdır. Amerika veya Batı’da uygulanan seçimlere bir yöntem olarak değer veriyoruz. Amerikalılar veya Avrupalılar, kişiliği ortadan kaldırmamalı. Bu başkan veya yönetimin başarı veya başarısızlığını irdelemeliler, bu nedenle zaman zaman onu değiştirebilirler.”

 

Birçok insanın, İran’daki politik Şiizm ile Ayetullah Humeyni ve Hamaney’in otoriter rejimlerini savunmakta kullanılan velayet-i fakih olarak bilinen kavramla işbirliği içerisinde olduğuna dikkat çektim.

 

“Velayet-i fakihin Lübnan’da herhangi bir rol oynayabileceğine inanmıyorum.” dedi Fadlullah, tereddüt etmeksizin. Belki bazı Lübnanlılar, velayet-i fakihin politikasına kendini teslim edebilir, bir kısmının kendilerini Vatikan’ın politikasına teslim ettikleri gibi (Lübnan’ın büyük Marunî topluluğu Katolik’tir). Düşüncem odur ki velayet-i fakihi, Lübnan için uygulanabilir bir İslami rejim olarak görmüyorum.”

 

Bir Müslüman oy kullandığında herhangi birinden daha fazla bir din adamının düşüncesini dikkate almalı mı?

 

“O, kendi durumunu dikkate almalı. İslami düşünceye göre, oyunu kullandığında Allah’ı gözetmelisin, çünkü Allah kullandığın oy’un sonuçlarından seni sorumlu tutacak. Kişi, adaletsizce oy kullanırsa, Allah haksızlığa katılımından onu hesaba çekecek. Bundan dolayı George Bush’a oy veren Amerikalılar, Bush’un savaş ve işgallerinde dökülen kanların tümünden sorumludur.”

 

Hizbullah konusunu açmak için iyi bir fırsat gibi göründü. Lübnanlı Şiilerin böyle bir partiyle ilişkilerinin artmasının sağlıklı olduğunu düşünür mü?

 

Onun cevabı, gerçekte, Hizbullah modernleşme için bir güçtür, şeklinde: “Hizbullah, üniversite eğitimli Şiilerin grubudur. Hizbullah’ın düşüncesiyle uyuşan birçok kimseyi Lübnan veya Batı’daki üniversitelerde bulacağını biliyoruz.”

 

Yeterince doğru, en azından İsrail’e yönelik tutumları söz konusu olduğunda. Ardından cevabı daha ilginç hale geldi:

 

“Batı’yı reddetmiyoruz, fakat bazı Batılı yönetimlerle anlaşamıyoruz. İnanıyoruz ki Amerika, mevcut hükümetin yönettiği Amerika değildir. Amerika, daha çok üniversiteler, araştırma merkezleri ve Amerikan halkıdır. Bu, tüm çeşitliliğiyle Amerikan halkıyla dost olmak istediğimiz içindir. 11 Eylül olduğunda ihbar edilen ilk İslami şahsiyettim. Bu olayın herhangi bir düşünce, İlahî hukuk veya din tarafından kabul edilemeyeceğini söyledikten dört saat sonra bir basın bülteni yayınladım. Amerikan yönetimine değil Amerikan halkına yönelikti.”

 

Müdahale edemem, fakat araya girebilirim. Az önce bana, Amerikan halkının kullandığı oy için gerçekte liderlerinin hareketlerinden sorumlu olduğunu söylemedi mi?

 

“İnsanlar sorumluluğu taşırlar, fakat kaçınılmaz olarak liderlerinin gelecekteki hareketlerini tahmin edemezler.” diye cevapladı. “Şunu söylemeye çalışıyorum:” diye devam etti. “Belki kendi seçimlerimizle ilgili bir diyalogda angaje olmaları gibi onların seçimleri hakkındaki bir diyalogda onlara angaje olmak için Amerikan halkıyla dost olmak istiyoruz. Dostluk, herhangi bir arkadaşın bir şeye teslim olması veya bir şeyi yapması gibi körü körüne bağlanması anlamına gelmez. Diyalog dostluğu güçlendirir.“

 

Ayetullah, Obama hakkında ne düşünüyor?  İslam dünyası ile Amerika arasındaki ilişkiyi geliştirebileceğini düşünüyor mu? Yine ilginç bir cevap:

 

“Sanırım onun bazı ifadeleri, diyalog yöntemine inandığını gösteriyor. Fakat burası önemli bir nokta: Amerika bir kişi değil, kurumlar tarafından yönetiliyor. Sorun, başkan üzerinde Kongre ve diğer kurumların etkisidir. O, özel bir düşünceye sahipse, yönetime meydan okuyan kurum ve koşullarla yüzleşerek onları uygulayabilir mi? Bizler, Doğu’daki veya Arap ülkelerindekiler olarak kurumlara sahip değiliz. Yönetici bir kişi veya bir ailedir. Bu nedenle insanlar itiraz edemezler.”

 

“Başkan Obama’nın adaylığı sırasında söylediği sloganların tümünü gerçekleştirmesini, dünyayı bir savaş alanı değil, bir diyalog sahası yapmak için tüm gücüyle çalışmasını istiyoruz. Herhangi bir Amerikan başkanıyla bir problemimiz yok, fakat sorun, hayati çıkarlarımızı hiçe sayan politikasıyladır. Özgürlüğü seviyoruz, bu nedenle özgür olmamız temelinde bizimle yaşamayı kabul edenlerle birlikte oluruz.”

 

Fakat George Bush, Ortadoğu’ya özgürlük ve demokrasi getirmeyi istediğini söylemedi mi?

 

“İşgalle mi?” deyip bir an durdu. “Demokrasi insanlar üzerinde baskı kurabilir mi? İşgal, insanlar için demokrasi ismini mi temsil ediyor? Demokrasi, insanların özgür seçimleriyle başlar. Bu nedenle Başkan Bush, dünyanın her yerinde Amerika’dan nefret edilmesini sağladı. Politikası, hümanist değil, savaş zihniyetiydi. O, barış hakkında konuşabilir, fakat o barış kelimesi içinde savaşı kastetti. Bunun sebebi, Amerikan kamuoyunca reddedilmesiydi.”

 

Hizbullah tekrar gündeme geldi. İran destekli grup, Lübnan’ın hayati çıkarlarını gerçekten sahipleniyor mu? Veya Lübnan dışında herhangi bir tutkusu var mı? Onlar için mi çalışıyor?

 

Lübnan Hizbullah’ının Lübnan dışında bir projeye sahip olduğunu sanmıyorum. Onu yapmak için kapasiteye sahip değil. Hizbullah, onlarca yıl yinelenen İsrail saldırısına bir tepki olarak ortaya çıktı. Lübnan ordusu caydırıcılık bakımından zayıftı. Bu nedenle herhangi bir İsrail saldırısıyla yüzleşemez. Hizbullah, ülkenin savunulmasında Lübnan ordusunu tamamlayıcıdır. Lübnan ordusu ülkeyi savunacak kapasiteye ulaşırsa, direnişe artık ihtiyaç kalmayacak.”

 

Posterler hakkında ne düşündüğünü sordum. İmad Mugniye sadece İsrail’le savaşmadı, o çok sayıda Amerikalıyı da öldürdü. Komşu çocuklarının posterlere bakmasını ve onun bir kahraman olduğunu düşünmesini ister misiniz?

 

“Sanırım Lübnan ortamı, açık sınırlamaların olmadığı bir ortam. Amerikan politikasının İsrail politikasıyla bağlantılı olması çok doğaldır. Bu ortamın meydana gelmesi, Sovyetler Birliği ile Batı arasındaki Soğuk Savaş’ın bir sonucuydu. Bu nedenle Lübnan’daki siyasi ve güvenlik anarşisi, bir kişiden değil, Doğu ile Batı arasındaki çatışmadan kaynaklandı. İnancıma göre bu durum artık devam edemez, fakat İsrail politikasıyla yüzde 100 özdeş olan Amerikan politikası aynen devam eder. Filistin’de ve özellikle Gazze’de katliam yapmakla suçlanan bir Amerikan politikası yok. Füzeler, Amerikan savaş jetleri kullanan İsrail saldırganlarına karşı bir tepki olarak gerçekleştirildi ki bu savaş uçaklarına büyük bir savaş dışında asla başvurulmaz.”

“Bölgede bulunmamız, İsrail her ne yaparsa bundan kendini sorumlu gören bir ABD politikası nedeniyledir, çünkü İsrail tarafından gerçekleştirilen tüm saldırılarda İsrail ile ABD arasında stratejik ittifak var. Arap bölgesinde Amerika’nın İsrail’i değil, İsrail’in Amerika’yı yöneten bir güç olduğuna dair bir izlenim var. Amerika, Yahudi kolonilerinden biridir.”

 

Ayetullah buna inanıyor mu?

 

“Yakınım,” diye söylüyor. “Her halükârda Obama’nın fakir ve dezavantajlı koşullarda yaşadığına inanıyoruz. O fakirdi. Bu nedenle onun fakirler üzerindeki yükümlülükleri azaltmaya ve onları zenginlere yüklemeye çalışan ifadelerinin bir kısmını dinleyebiliriz. Ona söylüyoruz: Dezavantajlılarla birlikte ol, fakirlerle birlikte ol, insanlıklarını araştıran ve yaşayan insanlarla birlikte ol, böylece tarihteki en iyi Amerikan başkanı olacaksın. Hümanist ol.”

 

Röportaj bitti. Resimler için poz verdik ve Ayetullah bana kitaplarından birinin, “İslam: Diyalog Dini”nin İngilizce çevirisini hediye etti. Benim için onu Arapça imzaladı:

 

“Muhabbet ve dualarımla.”

 

Lübnanlı Ayetullahla Görüşme / The Wall Street Journal – 14 Mart 2009

Robert L. Pollock / Beyrut

 

 

Çeviri: Haberpusula /Özel

    

2 Yorum

Diğer Haberler
İslam Birliği’ne inanmalıyız
Tüfekci: “İşgal Rejimi Kudüs’te Filistinlilere Karşı Etnik Temizlik Yapıyor”
Çeçen Cihadında son durum
Abdurrahman Arslan Tv5 Mikrofonlarına Konuştu!
Çeçen Katilleri Nerede ?
Ramazan Bayramı Günü Namaz ve Sadaka Günüdür
Biz inanan bir toplumuz
İmkander Başkanı Murat Özer Kafkasya'yı anlattı
Ağabeyi, Muhsin Yazıcıoğlu'nu anlattı
'Aykırı' bir Obama portresi
Ergenekonun beyin takımı hâlâ dışarda
El Zeydi o ayakkabıyı neden fırlattı?
Stratejik ortaktan tarihi PKK itirafı!..
'Ergenekon’un en az beş kurucusu var'
Robert L. Pollock: Lübnanlı Ayetullahla Görüşme
Dağdakiler Ankara'dan haber bekliyor
Yazıcıoğlu'nun Peygamber aşkı
'PKK Nisan'da tasfiye olacak'
Eşref Bitlis'i Amerika mı öldürdü?
Eminağaoğlu ağzındaki baklayı çıkardı
 
İşgal polisi, Aksa kapısındaki cemaate saldırdı
20 Temmuz yeniden doğuştur
Adalet Bakanı Bozdağ'dan 'tek tip kıyafet' açıklaması
Allah’a şükür salâlar galip geldi
Darbenin üssüne yürüyoruz
Karamollaoğlu: Akla ziyan bir tutuklama
Suudi Arabistan'dan Katar açıklaması
Avusturya'dan Zeybekci'ye giriş yasağı
Başbakan Yıldırım: 'Sağlık olsun Türkiye Kıbrıs için elinden geleni yaptı'
EN ÇOK
Yazarlar
Mustafa İŞCAN
SGK ve 15 Temmuz gazilerinin hakları
Atilla MEHDİGİL
Kral çıplaak! Kral çıplaak! Kral çıplaak!
Mustafa KAYA
Durun Siz Eski Müttefiksiniz
Hayati OTYAKMAZ
"Erkekler gibi savaşamadın, bari oturup kadınlar gibi ağla"
Şeref KAÇMAZ
NORM-ALLEŞ(m)İ – YORUM
Ekrem ŞAMA
15 Temmuz programları
Feyzullah AYDOĞAN
YENİDEN BÜYÜK TÜRKİYE’NİN İNŞA POLİTİKALARI
İshak BEYAZAY
Ah köylüm vah köylüm
Mustafa GEÇER
TÜRKİYE’NİN BATILILAŞMA SORUNU
Mustafa BİLGEN
Hz PEYGAMBER (s.a.v.)’İN SİYASETÇİYE ÖĞÜTLERİ
Uzm.Dr. Ali AYDIN
Soğuk Parmaklar Hangi Hastalıklarda Görülür
Alıntı Yazılar
Mehmet Şevket EYGİ
İman kardeşliği
Ali Haydar HAKSAL
Kudüs, Mescid-i Aksa ve Filistin
Abdullah AKÇAY
Düşünmek herkese iyi gelecek !..
Prof. Dr. Mehmet Seyfettin EROL
“Batı Cephesi”ndeEvanjelik Çatlamalar!
Zeki CEYHAN
Kızmak yerine!
Mevlüt ÖZCAN
Sihir ve büyü helak eder
Mahmut TOPTAŞ
Filozoftan hadisçi olursa
Prof.Dr.Ata ATUN
Anastasiadis’in politik iflası
Prof. Dr. Burhanettin Can
İslâm Coğrafyası ve “Kaostan Kaynaklanan Düzen”
İsmail Hakkı AKKİRAZ
Kudüs için kıyam etmek
Mustafa YILDIRIM
Yaş yetmiş hâlâ emekli olamamış
Burak KILLIOĞLU
Sessizlik ve atalet…
Şakir TARIM
Yeni 15 Temmuzlar yaşanmaması için
İsmail KILLIOĞLU
Kör göze sürme çekmek
İbrahim VELİ
Olağanüstü miting olağandışı katılım
Abdülkadir ÖZKAN
Başarısız darbe ABD’yi çıldırtmış olmalı!..
 
Ana Sayfa Günün Haberleri Yazarlar TÜRKİYE POLİTİKA EKONOMİ SPOR DÜNYA SAĞLIK & YAŞAM EĞİTİM BİLİM-TEKNOLOJİ KÜLTÜR-SANAT
Copyright © 2011 TV 5 HABER
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz